<?xml version="1.0" encoding="ISO-8859-9"?>
<rss version="2.0">
<channel>
<title>Beslenme.gen.tr Son 200 Yazi</title>
<description>Beslenme.gen.tr Son 200 Yazi</description>
<copyright>Copyright 2008, beslenme.gen.tr</copyright>
<link>http://www.beslenme.gen.tr//rss.php</link>
<language>UTF8</language>

<item>
<title>Ekimoz nedir tedavisi</title>
<category>Saglik</category>
<description>Cilt yırtılmadan, altındaki bir kılcal damarda görülen kanamadır. Buna tıp dilinde quot;Ekimozquot; denir. Bu gibi durumlarda yapılacak ilk iş, çürüğün üzerine soğuk su ile kompres yapmaktır. Ayrıca aşağıdaki ilaçlar da uygulanır.
lt;img src=quot;images/ekimoz.jpgquot; alt=quot;ekimozquot; title=quot;ekimozquot; width=quot;220quot; height=quot;220quot; /gt;
Bir parça ekmek ağızda çiğneyerek hamur haline getirilir ve çürüğün üzerine konur. Kuruyunca yenisi ile değiştirilir. Nişasta unundan bir hamur yapılır ve çürüğün üzerine sarılır. Alabalık taze olarak ortadan kesilip çürüğün üzerine sarılırsa çabuk tesir eder.</description>
<link>http://www.beslenme.gen.tr/Saglik/Ekimoz_nedir_tedavisi.html</link>
</item>

<item>
<title>Akgünlük bitkisi</title>
<category>Sifali_bitkiler</category>
<description>Akgünlük, tütsü olarak yakılan bir ağacın zamkı, sakızıdır ve genellikle Yemende yetişen bir ağaçtan elde edilir. Akgünlüğün faydası çok, zararı ise yok denecek kadar azdır. Mizacı ise sıcak ve kurudur. Akgünlük, mide ağrısına karşı faydalıdır, ağrı ve sızıyı dağıtır, çürüyen yaralara et bitirir, balgamı kurutur.
lt;img src=quot;images/akgunluk.jpgquot; alt=quot;akgünlükquot; title=quot;akgünlükquot; width=quot;151quot; height=quot;151quot; /gt;
Kekikle karıştırılıp çiğnenirse, dil tutulmasına karşı faydalıdır. Tütsüsü vebaya karşı faydalıdır, havayı güzelleştirir, bellek gücünü artırır. Kara üzüm ve fıstık ile karıştırılıp yenirse zekayı açar. Gül reçeline karıştırılarak yenirse, idrarın çoğalmasını sağlar. Hazma yardımcı olur, ağrı ve sızıyı dağıtır. Göz yaralarını temizler. Yaralarda et bitirir. Zayıf mideyi kuvvetlendirir ve onu ısıtır. Balgamı kurutur, göğüsteki rutûbetleri emer. Göz kararmasını giderir. Habis yaralarının yayılmasını önler. Yalnız başına veya kekik ile çiğnendiği zaman balgamı çeker.Yatağını ıslatanlar için faydalıdır. Dil tutulmasına karşı faydalıdır. Zekayı artırır ve geliştirir. Eğer akgünlük ile tütsü yapılacak olursa, veba hastalığına karşı faydalıdır, ; havanın kokusunu da güzelleştirir.</description>
<link>http://www.beslenme.gen.tr/Sifali_bitkiler/Akgunluk_bitkisi.html</link>
</item>

<item>
<title>Ateşli hastalıklar nelerdir</title>
<category>Saglik</category>
<description>Ateşli hastalıklar, sıtma, güneş çarpması vs. gibi hastalıklar, ateşli hastalıklardandır. Ateş Nasıl Düşürülür? Hastalığın cinsine göre hasta soğuk su ile banyo yaptınlır, soğuksu ile ıslatılmış bez veya havlu çıplak vücuda sarılır, çıplak vücuda kar yahut buz konulur. Güneş çarpmalarında da aynı usul tatbik edilir. 
lt;img src=quot;images/atesli-hastaliklar.jpgquot; alt=quot;ateş, ateşli hastalıklarquot; title=quot;ateş, ateşli hastalıklarquot; width=quot;340quot; height=quot;295quot; /gt;
Ateşli hastalıkların Belirtileri: Yüksek ateş, baş ağrısı, Yüzlerin sararması, karın ve göğüslerin şişmesi, Kol ve bacakların incelmesi şiddetli ishal ve kanlı dışkı vs.</description>
<link>http://www.beslenme.gen.tr/Saglik/Atesli_hastaliklar_nelerdir.html</link>
</item>

<item>
<title>Baharatların faydaları ve yararları</title>
<category>Sifali_bitkiler</category>
<description>Baharatlar, tarçın, Karabiber, Zencefil, Karanfil, Ödağacı, Biber, Çaman vs. gibi maddelerin hepsine birden verilen isimdir. Baharatlar tedavide ilaç, mutfakta ise gıda maddesi olarak kullanılır. 
lt;img src=quot;images/baharat.gifquot; alt=quot;baharat.gifquot; title=quot;baharat.gifquot; width=quot;340quot; height=quot;295quot; /gt;
Yiyecek ve içeceklere hoş koku verir, uzun müddet dayanmasını sağlar, alman bazı gıdaların yan etkisini giderir, güzel koku meydana getirir, lezzetim artırır ve cazip hale getirir.</description>
<link>http://www.beslenme.gen.tr/Sifali_bitkiler/Baharatlarin_faydalari_ve_yararlari.html</link>
</item>

<item>
<title>Baş dönmesi nedenleri tedavisi</title>
<category>Saglik</category>
<description>Baş dönmesi, herhangi bir sebepten dolayı denge kaybı, göz kararması, sersemleme haline quot;baş dönmesiquot; denir.
lt;img src=quot;images/bas-donmesi.jpgquot; alt=quot;bas-donmesi.jpgquot; title=quot;bas-donmesi.jpgquot; width=quot;290quot; height=quot;215quot; /gt;
Baş dönmesi tedavi: Baş dönmesini gidermek için yedi gün sabahleyin aç karına yedişer adet Medine'nin hurmasından yenilmesini şifa olur. Çörekotu baş dönmesine karşı gayet faydalıdır.</description>
<link>http://www.beslenme.gen.tr/Saglik/Bas_donmesi_nedenleri_tedavisi.html</link>
</item>

<item>
<title>Aybaşı kanamasının uzun sürmesi</title>
<category>Saglik</category>
<description>Aybaşı kanamasının uzun sürmesi, normal aybaşı kanama süresi bir hafta civarındadır. Ancak bazen 10 günde sürebilir. Bunun dışındaki kanamaların tedbiri alınmalıdır. Aşağıdaki ilaçlardan istifade edilir.
lt;img src=quot;images/aybasi-kanama-agri-kadin.jpgquot; alt=quot;aybaşı, aybaşı gecikmesiquot; title=quot;aybaşı, aybaşı gecikmesiquot; width=quot;240quot; height=quot;240quot; /gt;
Bir bardak kaynamış suya bir tatlı kaşığı ufalanmış kuşburnu konur. 10 dakika bekletilip süzülür. Bir defada içilir. Günde iki kez tekrarlanır.Bir çay bardağı kaynar suya bir tatlı kaşığı toz tarçın konur. 10 dakika bekletildikten sonra içilir. Bu işlem günde üç kez yapılır. Böğürtlen yaprağından çay yapıp günde iki kez birer su bardağı içilir. Bal ve sarımsak bolca yenmeli.</description>
<link>http://www.beslenme.gen.tr/Saglik/Aybasi_kanamasinin_uzun_surmesi.html</link>
</item>

<item>
<title>Böbrek ve mesane taşları tedavisi</title>
<category>Saglik</category>
<description>Böbrek ve mesane taşları, çeşitli sebeplere bağlı olarak, zamanla böbrek, mesane ve idrar yollarında kendiliğinden oluşan, muhtelif büyüklükte kristalleşmiş taşlara verilen isimdir.

Böbrek ve mesane taşları Sebepleri:  Katı ve sert gıdalar alınmasından dolayı böbrek ve mesanede tortu (çökelti) meydana getirmesinden oluşur.
lt;img src=quot;images/mesane-bobrek-tas.jpgquot; alt=quot;mesane, böbrek, mesane taşlarıquot; title=quot;mesane, böbrek, mesane taşlarıquot; width=quot;286quot; height=quot;248quot; /gt;
BULAŞICILIK ;  Bir hastalığın veya ahlaksızlığın bir fertten veya cemiyetten diğer fertlere veya cemiyetlere sirayet etmesine bulaşıcılık denir.

Bulaşıcı Hastalıklar: Cüzzam, taun, veba, çiçek, kızamık, kızıl, uyuz, boğmaca, verem, alaca gibi hastalıklar, bulaşıcı hastalıklardır.

Bulaşmada En Önemli Etkenler: (Toprak, Su ve Hava)  İyi havanın sağlık üzerinde büyük tesiri olduğu gibi, kötü havanın da sağlığın bozulmasında büyük tesiri vardır.</description>
<link>http://www.beslenme.gen.tr/Saglik/Bobrek_ve_mesane_taslari_tedavisi.html</link>
</item>

<item>
<title>Çıban nedir neden çıkar</title>
<category>Saglik</category>
<description>Çıban, ciltte, genellikle kalça, koltuk altları ve ense gibi kaba etlerde çıkan iltihaplı, sert şişliklerdir.
lt;img src=quot;images/ciban.jpgquot; alt=quot;çıban, cıbanquot; title=quot;çıban, cıbanquot;quot;quot; width=quot;170quot; height=quot;157quot; /gt;
Belirtileri: Şişlik, ağrı, kırmızılık ve ateş gibi şeylerdir.

Tedavi: Zeytinyağının yara, çıban, ekzama, sivilce ve kurdeşen gibi cilt hastalıklarına -merhem gibi- sürülmesi pek faydalıdır. El ve ayaklarda meydana gelen yara ve çıbanlar için bal ile un karıştırılıp lapa halinde çıban üzerine konulduğunda çabucak olgunlaştırılıp iyileştirir. Nergis çiçeği, karaburçak ve bal ile pişirildiği zaman, yaraların kirlerini temizler ve zor olgunlaşan çıbanları delip olgunlaştım. İki kalça arasından kan aldırmak, uyluklarda çıkan çıban, uyuz, sivilce gibi hastalıklara, ayrıca nikris, basur, bacak şişliği, mesane, rahim ağrısı ve sırtta meydana gelen kaşıntıya karşı faydalıdır.</description>
<link>http://www.beslenme.gen.tr/Saglik/Ciban_nedir_neden_cikar.html</link>
</item>

<item>
<title>Çıkık nedir belirtileri tedavisi</title>
<category>Saglik</category>
<description>Çıkık, kemiklerin eklem yerlerinden kısmen veya tamamen ayrılmasına quot;çıkıkquot; denir.
lt;img src=quot;images/cikik-kirik.jpgquot; alt=quot;çıkık, kırıkquot; title=quot;çıkık, kırıkquot;quot; width=quot;319quot; height=quot;338quot; /gt;
Belirtileri: Hareket etme güçlüğü, Çıkık bölgenin görünümünün bozulması, ağrı-sızı yapması, Kan toplanması, çıkık bölgesinde hararet yükselmesi vs. gibi şeylerdir. Tedavi: Zaman geçirmeden çıkığı yerine getirmek, yeteri kadar istirahat, hareketsizlik ve sargı yapılması. Çıkığı yerine getirdikten sonra sargı ile iyice sarmak ve çıkığın su almaması için gayret göstermek. Yeteri kadar istirahat etmek. Gıdalı maddelerle beslenmek.</description>
<link>http://www.beslenme.gen.tr/Saglik/Cikik_nedir_belirtileri_tedavisi.html</link>
</item>

<item>
<title>Dışkı yapamama</title>
<category>Saglik</category>
<description>Dışkı yapma zorluğu, gaita yapma sırasında ağrı veya acı duyulması ve gaita yapan kimsenin zorlanması hali.
lt;img src=quot;images/diski-bebek.jpgquot; alt=quot;dışkı, dışkı yapamama, doktor, bebekquot; title=quot;dışkı, dışkı yapamama, doktor, bebekquot;quot; width=quot;330quot; height=quot;355quot; /gt;
Sebebi: Kabızlık, bağırsaklarda rahatsızlık, soğuk vs. gibi şeylerdir. Eğer soğuktan meydana gelmiş ise, sıcak su içmeli veya küçük havuz yahut küvet içinde sıcak suya oturmalıdır. Sıcak su ile ıslatılmış bir bez ile makat'a pansuman yapmalı veya ısıtılmış kepek ile bu işlem yapılmalı veya ısıtılmış taş üzerine oturmalıdır.  Şiddetli ağrılarda yumuşatıcı fitiller kullanılmalıdır. İki veya üç gün aç kalmakta faydalıdır. Tedavi: İçine ishal edici ve yumuşatıcı ilaçlar konularak lavman yapılması, Ağız yoluyla zeytinyağı, tereyağı vs. gibi bağırsakları yumuşatıcı ve ishal edici ilaçlar verilmesi, Gülhatmi kökünün kaynatılıp suyunun içilmesi de, dışkı ve idrar zorluğuna karşı faydalıdır.Büyük abdest sırasında acı duyulduğu zaman, içyağı ile lavman yapılırsa faydalı olur.</description>
<link>http://www.beslenme.gen.tr/Saglik/Diski_yapamama.html</link>
</item>

<item>
<title>Çarpıntı nedir tedavisi</title>
<category>Saglik</category>
<description>Çarpıntı, kalp hastalıklarından kaynaklanmıyor ise, fazla sigara yorgunluk, sinir bozukluğu, kansızlık, hazımsızlık, çay, kahve veya zehirlenmelerden kaynaklanır. Gerçek sebebini tespit için hekime görünmek ve aşağıdaki terkipleri uygulamak lazımdır:
lt;img src=quot;images/carpinti.jpgquot; alt=quot;çarpıntıquot; title=quot;çarpıntıquot;quot; width=quot;333quot; height=quot;247quot; /gt;
Çarpıntı bitkisel tedavi yöntemleri; Bir su bardağı sıcak suya 10 gram portakal kabuğu konur. 10 dakika sonra kabuk çıkarılır. Bir kahve kaşığı süzme bal ilave edilerek içilir. 1 litre kaynar suya, iki çorba kaşığı kişniş konur. 15 dakika sonra süzülür. Çarpıntı olduğu zaman bir fincan, bal karıştırılarak içilir. İki bardak kaynar suya bir çorba kaşığı nane konur. 15 dakika sonra süzülür. Çarpıntı halinde bir çay bardağı içilir. 1 litre suya bir tutam oğulotu ve iki tutam ayva çiçeği koyup kaynatılarak süzülür. Çarpıntı olduğu zamanlarda bir çay bardağı içilir. </description>
<link>http://www.beslenme.gen.tr/Saglik/Carpinti_nedir_tedavisi.html</link>
</item>

<item>
<title>Çiçek hastalığı hakkında bilgi</title>
<category>Saglik</category>
<description>Çiçek bir enfeksiyondur. Taşıyıcıları bizzat hastalardır. Hastalığın virüsleri çok dayanıklıdır. Bazı laboratuar bulgularında üç yıl kadar canlı kaldıkları. tespit edilmiştir. Virüsler insan vücuduna solunum yoluyla, hattı gözlerden bile girerler. Hastalık büyük bir halsizlik, bir ha;la kadar süren bir ateşle başlar. 
lt;img src=quot;images/cicek-hastaligi.jpgquot; alt=quot;çiçek hastalığı, çiçekquot; title=quot;çiçek hastalığı, çiçekquot;quot; width=quot;170quot; height=quot;214quot; /gt;
Şiddetli baş ağrısı, ışıktan rahatsız olma ve kusmalar görülür. Hastalığın dördüncü gününde ağız, boğaz, yüz ve kollarda döküntüler görülür. Daha sonra göğüs ve bıçaklara yayılır. Bu hastalık kalp yetmezliği olanlarda genellikle ölümcüldür. Hastanın her şeyden evvel iyi bir bakıma alınması gerekmektedir. Çünkü bu hastalığın diğer mikrobik hastalıklardaki gibi kesin bir tedavisi yoktur. Vücuttaki sıvı ve elektrolit dengesinin muhafıza edilmesine çok dikkat edilmelidir. Çiçek döküntülerinin üzerine dövülmüş kuru gül, arpa yağı, alabalık yağı sürülür. Hastalık kendi normal seyrini tamamlayıp geçene kadar hasta korumaya alınır. Bulaşıcı olduğundan bilhassa çocukların hastaya yakın olmaları engellenmelidir.</description>
<link>http://www.beslenme.gen.tr/Saglik/Cicek_hastaligi_hakkinda_bilgi.html</link>
</item>

<item>
<title>Çok uyumak bitkisel tedavi</title>
<category>Saglik</category>
<description>Çocuklar hariç, büyüklerin günde 6-8 saatten fazla uyumaları çok uyumak alametidir. Aslında bu uykunun temelinde bir yan hastalık aramak gerekir. Bunun için bir hekime başvurulur. Eğer temelde bir hastalık yoksa aşağıdaki tedavi uygulanır.
lt;img src=quot;images/cok-uyumak.jpgquot; alt=quot;uyku, uyumak, çok uyumakquot; title=quot;uyku, uyumak, çok uyumakquot; width=quot;270quot; height=quot;272quot; /gt;
 1 litre suya bir tutam biberiye, aynı miktar adaçayı, yavşanotu ve kızılyaprak (kasıkotu) konur ve kaynatılır. On dakika kaynatılıp süzüldükten sonra temiz bir şişeye konur. Günde üç kez birer fincan içilir. Öğlen yemeklerinde kurutulmuş patlıcan yemeği yenirse uykuyu izale eder. 1 litre kaynar suya bir çorba kaşığı ufalanmış yabani mercan köşk konur. On dakika demlenmesi beklendikten sonra süzülür. Akşamlan yatmadan önce bir fincan içilir.</description>
<link>http://www.beslenme.gen.tr/Saglik/Cok_uyumak_bitkisel_tedavi.html</link>
</item>

<item>
<title>Balgam tedavisi söktürücü bitkiler</title>
<category>Saglik</category>
<description>Balgam, bir hastalık sonucu olarak öksürükle birlikte dışarı atılan kıvamlı maddeye balgam denir. Mizacı akıcı, rutubetli ve soğuktur. Normal balgam; olgunlaşmamış kan veya ona en yakın olandır. Balgamın meskeni ise akciğerlerdir.
lt;img src=quot;images/balgam.gifquot; alt=quot;balgam, öksürükquot; title=quot;balgam, öksürükquot; width=quot;190quot; height=quot;300quot; /gt;
Balgamın görevleri; Mafsalları rutubetlendirip beslemek, Çok hareketli organlarda, hareket sebebiyle meydana gelen kuruluğu gidermek, Vücutta kan azaldığı zaman, kana dönüşür ve vücudu besler. Hülasa balgam, olgunlaşmamış kan demektir. Normal balgam, kana dönüşecek vaziyettedir. Normal olmayanı ise tuzludur. Dışa atılan balgam bir hastalık neticesi olarak meydana geldiği için mümkün olduğu kadar gizlemek lazımdır.

Balgam İçin Faydalı veya Zararlı Olan Bazı Maddeler: Sakız çiğnemek balgamı eritir ve mideyi kuvvetlendirir. Sirke, safra ve balgam için zararlıdır. Limon şurubu sağlığı korur, balgam yaptırmaz, safrayı da söktürür. Bal, ihtiyarlara ve balgam çıkaranlara karşı çok faydalıdır. Meyankökü şurubu, balgama ve öksürüğe karşı faydalıdır. Kusmaya da yardımcı olur. Hardal, balgamı keser; Zencefil, katı balgamı yumuşatır. Kuru üzüm balgamı giderir. Balık eti, balgam yapar; fakat mizacı hararetli olan kimselere iyi gelir. Ebû Cehil karpuzu, balgamı şiddetle söktürür, zehirlidir, etli kısmı fıstık içi ile birlikte yenilir. Tohumundan ve kabuğundan sakınmalıdır. Helva, balgam çıkaranlar için pek faydalıdır. Şeker, balgamı söktürür ve karnı yumuşatır. Kuru üzüm ne güzel bir gıdadır. Sinirleri kuvvetlendirir, yorgunluğu giderir, ağız kokusunu güzelleştirir, balgamı giderir ve cildi güzelleştirir. Çörekotu, balgamı keser. Çörekotundan bir defasında yarım dirhem (1.6 gram); bir günde ise iki dirhem (6.4 gram)'dan fazla alınmamalıdır. Devamlı olarak aç karma az miktarda bal yemek, balgamı giderir. Mide cidarını temizler, artıkları dışarı atar, midedeki gıdaları olgunlaştırıp hazma yardımcı olur. Sinameki vücuttaki kötü safrayı ve balgamı dışarı atar ve kalbi kuvvetlendirir. Misvak kullanmak balgamı giderir. Sorgun söğüdü tohumunun yağı, yoğun balgamı söktürür, kuru mizaçlı sinirleri ısıtır ve yumuşatır. Kaymak; tabiatı, sinirleri, safradan meydana gelen sert şişlikleri ve balgamı yumuşatır. Muz; safra ve balgamı çoğaltır, yan etkisi şeker veya bal ile giderilir. Zencefil; balgamı çözen ve eriten macunların içine katılır. Zencefil, vücuttaki balgamı emer. Kuru üzümün tatlı ve çekirdeksiz olanı, mizacı rutubetli ve balgamlı olan kimseler için faydalıdır. Koyun sütü, balgamlı artıklar meydana getirir. Devamlı içildiği zaman, ciltte beyazlık meydana gelir. Yan etkisini gidermek gayesiyle içine su katılır.</description>
<link>http://www.beslenme.gen.tr/Saglik/Balgam_tedavisi_sokturucu_bitkiler.html</link>
</item>

<item>
<title>Bronşit tedavisi bitkisel</title>
<category>Saglik</category>
<description>Bronşit, trakea ve bronşlarda meydana gelen iltihaplanmadır. İki türü vardır: Had (Akut) bronşit ve Müzmin (Kronik) bronşit. Had bronşit: Grip, kızamık, boğmaca veya tifo gibi hastalıklar sırasında ortaya çıkar. Sisli ve soğuk havalarda rahatsızlık artar. Hastalığın başlangıcında kuru ve ağrılı öksürük, az yapışkan balgam sonraları sümüksü-cerahatli balgam ile birlikte hafif ateş ve halsizlik görülür.
lt;img src=quot;images/bronsit-hastaligi.jpgquot; alt=quot;bronşit, bronşit hastalığıquot; title=quot;bronşit, bronşit hastalığıquot; width=quot;225quot; height=quot;315quot; /gt;
Müzmin bronşit: Bu tür bronşit ilerlemiş bir vakadır. Solunum yollarını yağlayan bezler büyümüş, içyüzlerinde bulunan tüyler görevlerini yapamaz olmuş ve iltihaplar meydana gelmiştir.Her iki bronşitte de yapılacak ilk iş, sigarayı bırakmak ve istirahat etmektir.

Bronşit bitkisel tedavisi; Bir çay bardağı şalgam suyuna bir çorba kaşığı bal katıp az kaynattıktan sonra sıcak, sıcak içilir. 1 litre kaynar suya 50 gram ciğerotu konur. 15 dakika bekletilip süzülür, yemeklerden önce ikişer diş sarımsakla içilir. Ayrıca beslenmelerde bol vitaminli yemeklere ve her yemekte sarımsak yemeye devama dikkat etmek lazımdır.</description>
<link>http://www.beslenme.gen.tr/Saglik/Bronsit_tedavisi_bitkisel.html</link>
</item>

<item>
<title>Bademcik iltihabı tedavisi</title>
<category>Saglik</category>
<description>Bademcik iltihabı, boğaz ve bademcik iltihabının üzerine gidilmediği taktirde, peşinden daha tehlikeli vakaları getirebilir. Mesela eklem iltihabı, böbrek iltihabı, kalp zan iltihabı bunların bazılarıdır. Bademcik iltihabı olan hasta hemen tedaviye alınmalıdır. İltihabın cinsi ve aşaması da doktora tespit ettirilmeli.
lt;img src=quot;images/bademcik.jpgquot; alt=quot;bademcik, bademcik iltihabıquot; title=quot;bademcik, bademcik iltihabıquot; width=quot;346quot; height=quot;302quot; /gt;
Bademcik iltihabı bitkisel tedavi; Papatya, abdest bozan otu, çalıkavağı çiçeği, ada çayı adlı bitkilerden birer tatlı kaşığı bir cezveye konur. Cezvede bir taşım miktarı kaynatılır. Elde edilen sıvı ile boğaz gargara yapılır. 1 litre suya birer avuç böğürtlen, ada çayı, menekşe, ısırgan otu ve kırmızı gül koyup kaynatılır. Süzüldükten sonra günde dört kez gargara yapılır. 1 litre suda bir avuç incir yaprağı 10 dakika kaynatılıp süzülür. Bununla sabah akşam gargara yapılır.Limon suyu ile gargara yapılır. Üç diş sarımsak ortasından ikiye kesilip ağızda 10 dakika dolaştırılır. Ayrıca bol sarımsak ve soğan yenir. Bir çay bardağı süzme bal, aynı miktar kuru soğan suyu, yarım litre taze üzüm suyuna karıştırılır. 15 gün bekletildikten sonra günde üç defa gargara yapılır.</description>
<link>http://www.beslenme.gen.tr/Saglik/Bademcik_iltihabi_tedavisi.html</link>
</item>

<item>
<title>Bağırsak tıkanması</title>
<category>Saglik</category>
<description>Bağırsak tıkanması, bağırsak iltihaplan ve bağırsak yaralarının büyümesiyle veya düğümlenmesine verilen isimdir. 
lt;img src=quot;images/bagirsak-kurtlari.pngquot; alt=quot;bağırsak, bağırsak kurtlarıquot; title=quot;bağırsak, bağırsak kurtlarıquot; width=quot;288quot; height=quot;270quot; /gt;
Buna bağırsak dolanması da denir. Tehlikeli ve öldürücü bir hastalıktır.</description>
<link>http://www.beslenme.gen.tr/Saglik/Bagirsak_tikanmasi.html</link>
</item>

<item>
<title>Bağırsak kurtlarının tedavisi</title>
<category>Saglik</category>
<description>Bağırsak kurtları, bağırsakları tahriş eden ve aldığımız gıdaların bir kısmım çalan çeşitli parazitlere verilen isimdir. Bunları şeritler ve solucanlar olarak özetlemek mümkündür.
lt;img src=quot;images/bagirsak-kurtlari.pngquot; alt=quot;bağırsak, bağırsak kurtlarıquot; title=quot;bağırsak, bağırsak kurtlarıquot; width=quot;288quot; height=quot;270quot; /gt;
şerit (tenya): Tenyalar; kabak çekirdeğine benzerler. Bazen kendiliğinden bazen da bir müdahale neticesinde makattan parça, parça dışarı çıkarlar.

Solucanlar: Bağırsaklarda yaşayan bu solucanla bazen hiçbir müdahale olmaksızın ağı ve burun yoluyla dışarı çıkarlar. Baza kusma neticesinde, bazen da uyku sırasında ve bazen da dışkı ile beraber makat yoluyla dışarı çıktıkları olur.

Belirtileri: İştahsızlık, yorgunluk, kansızlık, karın ağrısı vs. gibi şeylerdir. Bağırsak Kurtlarına Karşı Faydalı Bazı Maddeler: Zeytinyağı mideyi ve bağırsakları yumuşatır, bağırsak kurtlarım düşürür. Dinlenmiş zeytinyağı vücudu daha fazla ısıtıcı, mide ve bağırsakları daha fazla çözücüdür. Sarımsak, bağırsak kurtlarını düşürür. Acıbakla, bal ile birlikte yenirse, bağırsak kurtlarını düşürür. Göbek üzerine vurulan lapası da aynı etkiyi gösterir. Buğday çiğ olarak yenirse , bağırsaklarda kurt meydana getirir ve şişkinlik yapar. Kekik; kaynatılıp içilirse, bağırsak kurtlarını düşürür. Çörekotu sirke ile macun yapılıp' karın üzerine vurulursa, bağırsak kurtlarına karşı faydalıdır. Hurma, bağırsak kurtlarını yok eder.</description>
<link>http://www.beslenme.gen.tr/Saglik/Bagirsak_kurtlarinin_tedavisi.html</link>
</item>

<item>
<title>Basurun bitkisel tedavisi</title>
<category>Saglik</category>
<description>Basur, kalın bağırsağın alt kısmındaki kan damarlarının genişleyip şişmesidir. Makat'ın içinde ve dışında meme yapabilir. Basur'dan Korunmak: Su ile makatın iyi temizlenmesi basur hastalığından korur. Sığır etinin mizacı soğuk ve kurudur. Hazmı zor, mideden yavaş iner, kirli kan yapar, sadece çok çalışan kimselerin yemesi uygundur. Sığır eti basur'u tahrik eder, bu sebeple basur hastalığı olan kimselerin sığır etinden sakınmaları gerekmektedir. Helada çok oturmak ve didinmek ciğer ve basur hastalıklarının meydana gelmesine sebep olur.
lt;img src=quot;images/basur.jpgquot; alt=quot;basur, hemoroidquot; title=quot;basur, hemoroidquot; width=quot;390quot; height=quot;404quot; /gt;
Basur Tedavisi: Merhem Sürmek: Zeytinyağı basur için merhem vazifesi görmektedir. Hem içilir, içten yağlar, hem de dıştan basur olan yerlere sürülür.Bal hem şerbet yapılarak içilir ve hem de merhem olarak basur memeleri üzerine sürülür. Gebreotunun çiçek tomurcuğunu alıp iyice dövünürse, sonra sulandırıp içilirse iyileştirir.

Basur İçin Faydalı Veya Zararlı Olan Bazı Maddeler: Basurdan hasta olan kimselere ılık su ile yapılmış menekşe şerbeti içirilir. Ebe gömeci ve ıspanak yedirilir. Mümkün olduğu kadar tabiatı yumuşak tutmaya çalışılmalıdır. Kuru ekmek ve su emecek gıdalar almaktan sakınmak lazımdır. İncir yemek, basur hastalığı için pek faydalıdır, basuru iyileştirir. Patlıcan ezmesi basur için faydalıdır, yağda kızartılırsa yan etkisi giderilmiş olur. Yaş üzüm basura ve böbrek taşlarının düşürülmesine gayet faydalıdır. Turuncun etli kısmının yenilmesi basur hastalığına karşı iyi gelir. Müzmin kabızlık, basur hastalığına sebep olur Zeytinyağı ise iç organları yumuşatarak basurun sancısını hafifletir. Zeytinyağı, yemeklerden önce veya sonra olarak içilmelidir Büyük veya küçük abdest sıkıştırdığı halde beklemek, basurlu kimse için zararlıdır.</description>
<link>http://www.beslenme.gen.tr/Saglik/Basurun_bitkisel_tedavisi.html</link>
</item>

<item>
<title>Boğaz ağrısı tedavisi</title>
<category>Saglik</category>
<description>Boğaz ağrısı, bademcik, boğmaca, kızıl gibi hastalıklar sebebiyle bademciklerin ve dilciğin şişmesi ve iltihaplanması neticesinde bu bölgede meydana gelen ağrıya boğaz ağrısı denir. 
lt;img src=quot;images/bogaz-agrisi.jpgquot; alt=quot;bogaz agrısı, boğaz ağrısıquot; title=quot;bogaz agrısı, boğaz ağrısıquot;quot; width=quot;340quot; height=quot;255quot; /gt;
Tedavi ise içten ve dıştan yapılır. Boğaz ağrısına ılık su içilmesi şifa olur.Boğaz Ağrısı İçin Faydalı Bazı Maddeler: Dut reçeli boğaz ağrıları için faydalıdır. Cevizin bal ile reçeli yapılırsa, boğaz ağrısı için gayet iyi gelir.Arpasuyu, öksürüğe ve boğaz sertliğine karşı faydalıdır. iç yağı, boğaz sertliğine karşı faydalı olup, sürüldüğü organı yumuşatır ve koku yapar. Yan etkisi limon, tuz veya zencefil ile giderilir. Kuru üzüm genel olarak mide karaciğer ve dalağı kuvvetlendirir. Boğaz, göğüs, öksürük, böbrek ve mesane hastalıklarına karşı da gayet iyi gelir.</description>
<link>http://www.beslenme.gen.tr/Saglik/Bogaz_agrisi_tedavisi.html</link>
</item>

<item>
<title>Boğmaca hastalığı tedavisi</title>
<category>Saglik</category>
<description>Boğmaca, boğaz hastalıklarından olup genel olarak çocuklarda nadiren de orta yaşlılarda görülen bulaşıcı ve tehlikeli bir hastalıktır.
lt;img src=quot;images/bogmaca.jpgquot; alt=quot;bogmaca, boğmacaquot; title=quot;bogmaca, boğmacaquot;quot; width=quot;180quot; height=quot;260quot; /gt;
Boğmaca hastalığı belirtileri: Öksürük, kusma, burun akıntısı, Ateş, nefes alıp-verme güçlüğü, Bademciklerin şişmesi ve kızarması, Ses kısıklığı, yutkunma zorluğu vs. gibi şeylerdir. Hastanın konuşurken ve nefes alırken boğulur gibi olması sebebiyle boğmaca denilmiştir.

Boğmaca Tedavisi:

Gargara Yapmak: quot;Eğer bal şerbeti ile gargara yapılacak olursa, boğaz şişlikleri, boğmaca, bademcik ve boğaz iltihaplarına karşı gayet faydalıdır.</description>
<link>http://www.beslenme.gen.tr/Saglik/Bogmaca_hastaligi_tedavisi.html</link>
</item>

<item>
<title>Dalak rahatsızlıkları</title>
<category>Saglik</category>
<description>Dalak rahatsızlıkları, dalak yumuşak ve içerisinde pek çok kan daman bulunan mor renkli bir organdır. Vücudun sol tarafında, midenin arkasında ve sol böbreğin üstünde bulunur. Kan yapımında önemli görevi vardır. 
lt;img src=quot;images/dalak.jpgquot; alt=quot;dalakquot; title=quot;dalakquot; width=quot;445quot; height=quot;380quot; /gt;
Ayrıca kan deposu görevi de vardır. Dalak ömrü biten alyuvarları parçalar ve onların hemoglobin ve diğer maddelerini yeniden kullanmak üzere vücuda iade eder. Demirin, yağların ve proteinin metabolizmasının bir bölümü dalakta olur. Dalak kansızlıkta ve Lösemi'de (Kan kanseri) kan yapmaya başlar. Ayrıca Antikor (bağışıklık maddeleri) da üretir. Hastalanmalarda bol akyuvar yaparak vücudun korunmasını sağlar. Dalak kan içindeki mikropların çoğunu tutar ve öldürür. Böylece dalak hem al ve hem de akyuvar üretir.</description>
<link>http://www.beslenme.gen.tr/Saglik/Dalak_rahatsizliklari.html</link>
</item>

<item>
<title>Dalak yırtılması bitkisel tedavi</title>
<category>Saglik</category>
<description>Dalak yırtılması, dışarıdan batan bir bıçak veya kurşun dalağa gelip onu yaralayabilir. Ayrıca düşme ve çarpmalarda da dalak yırtılabilir. 
lt;img src=quot;images/dalak-yirtilmasi.jpgquot; alt=quot;dalak, dalak yırtılmasıquot; title=quot;dalak, dalak yırtılmasıquot; width=quot;300quot; height=quot;225quot; /gt;
Dalağın kanaması çok sürekli olur. Dalaktan çıkan kan karın boşluğuna akar ve ölüme sebep olur. Dalak yaralanmalarında hemen hekime gidilmelidir. Çünkü cerrahi müdahale gerekir.</description>
<link>http://www.beslenme.gen.tr/Saglik/Dalak_yirtilmasi_bitkisel_tedavi.html</link>
</item>

<item>
<title>Baş ağrısı tedavisi</title>
<category>Saglik</category>
<description>Baş ağrısı başlı başına bir hastalık değildir. Bazen  sinirlerin hasta olmasından, yahut midenin hararet yapmasından veya midenin fazla dolmuş olmasında bazen da anî bir hareketten meydana gelir. Meseli Kusmadan, uykusuzluktan, yorgunluktan, cinsî münase-betten veya çok konuşmaktan olabilir. Bazen üzüntü ve kederden, açlıktan ve perhizden olabilir. Bazen başa bor darbe isabet etmesinden, ağır yük taşımaktan, soğuk veya sıcak havadan veya içtiği sudan olabilir.
lt;img src=quot;images/bas-agrisi.jpgquot; alt=quot;baş ağrısı, başquot; title=quot;baş ağrısı, başquot; width=quot;335quot; height=quot;250quot; /gt;
Baş ağrısı Tedavisi: Baş ağrısının sebepleri değişik olduğu gibi, tedavisi de değişiktir. Bazen vücuttan kan aldırmakla, Bazen mideyi boşaltmakla; Bazen açlığı gidermek için yemek yemekle; Bazen istirahat etmekle, Bazen başa merhem sürmek, Bazen sargı sarmakla; Bazen başı soğutmakla; Bazen ise ısıtmakla, Bazen yüksek sesleri işitmekten ve aşırı sakınmakla mümkündür.
Başa kına yakılarak ağrının giderilmeye çalışılır. Tedavi şekillerinden birisidir. Eğer baş ağrısı başka bir sebeple değil de, şiddetli hararetten meydana gelmişse, vücuttan bazı maddelerin çıkartılması gerekmektedir, bu durumda başa yakılan kına, gerçekten faydalı olup harareti teskin eder veya azaltır. Kına, sirke ile macun yapılıp alma sürüldüğü zaman, baş ağrısını sakinleştirir. Kına, sirke ile karıştırılıp macun haline getirdikten sonra, ağrıyan her hangi bir organ üzerine sürüldüğü zaman, ağrısını teskin eder. Bu durum baş ağrısına mahsus değil, bütün organlar için geçerlidir. Zira ateşli ve iltihaplı şişlikler üzerine kına sürüldüğü zaman ağrıyı sakinleştirir. Kınada, organları daraltıcı bir kuvvet ve özellik de vardır. Baş ağrımasında kan aldırmak şifa olur. Ayakların ağrısında da ayaklarına kına yakılır.

Kan Aldırmak: Tedavi maksadıyla baştan kan aldırmak yedi tür hastalık için şifadır. Delilik, cüzzam, alaca, şuur uyuşukluğu, baş ve diş ağrısı, gözlerde meydana gelen perde. Kan aldırmanın faydalı olduğu bildirilen bu hastalıkların sebebinin vücutta kan çoğalmasının meydana geldiği ve bu çoğalmanın hastalık iras ettiği düşüncesinden hareketledir. Böylece vücuttan bir miktar kan alınınca hastalığa sebep olan kanın bir nebze azaltılmış olmasıyla hastalığın teskin edilmesi ve iyileşmesi sağlanmış olmaktadır.

Başa Sargı Sarmak ve İstirahat Etmek: Kan hücumundan meydana gelen baş ağrısı veya yarım baş ağrısı için başa sargı sarmak faydalıdır. Başı ağrıyan kimse, başını bir bez parçasıyla sarık sarar gibi bağlıyacak olursa; ağrıyı teskin eder ve başı kuvvetlendirir. Bu uygulama bütün baş ağrıları için faydalıdır.

Baş Ağrısı İçin Faydalı Bazı Maddeler: Bal şerbeti baş ağrısı için gayet faydalı bir ilaçtır. Kına, sirke ile macun yapılır ve başı ağrıyan kimsenin alnına sürülürse, baş ağrısını teskin eder. Gülsuyu, sirke ile karıştırılırsa, sıcaktan meydana gelen baş ağrısını teskin eder. Sıcak su içmek, soğuktan dolayı başı ağrıyanlara faydalıdır.</description>
<link>http://www.beslenme.gen.tr/Saglik/Bas_agrisi_tedavisi.html</link>
</item>

<item>
<title>Baygınlık nedenleri sebepleri tedavisi</title>
<category>Saglik</category>
<description>
Baygınlık, bir kimsenin açlık, yorgunluk, korku, hastalık ve aşın sıcak gibi sebeplerle kendinden geçmesine şuur kaybına quot;baygınlıkquot; denir.
lt;img src=quot;images/bayginlik.jpgquot; alt=quot;baygınlık, baygınlık tedavisiquot; title=quot;baygınlık, baygınlık tedavisiquot; width=quot;335quot; height=quot;250quot; /gt;
Baygınlık Sebepleri:

Yukarıda açıklandığı gibi; baygınlık, aşırı sıcak, açlık korku, hastalık, yorgunluk vesaire gibi sebeplerden meydana gelmektedir. Aç olan kimse, açlık sebebiyle eşyayı değişik şekillerde görebilmektedir. Tedavi: Baygınlık geçiren kimsenin elini yüzünü soğuk su ile yıkamak yahut tepeden tırnağa soğuk suya sokmak.Eğer baygınlık açlık sebebiyle olmuşsa, açlığı gidermek. Baygınlığın sebebine göre tedavi yapmak.</description>
<link>http://www.beslenme.gen.tr/Saglik/Bayginlik_nedenleri_sebepleri_tedavisi.html</link>
</item>

<item>
<title>Bel ağrısı tedavisi</title>
<category>Saglik</category>
<description>Bel ağrısının belli bir sebebi yoktur. Bazen soğuktan, bazen yorgunluktan, ağır yük kaldırmaktan, ansızın yapan hareketlerden, aşırı cinsel ilişkiden, böbrek zayıflığı ve böbrek hastalıklarından, belkemiğini besleyen büyük damarlarda aşın kan birikmesinden, uzun müddet bekar yaşamaktan, adet kanaması ve nifas kanının kesilmesinden meydana gelebilir.
lt;img src=quot;images/bel-agrisi.jpgquot; alt=quot;bel, bel ağrısıquot; title=quot;bel ağrısı, belquot; width=quot;335quot; height=quot;250quot; /gt;
Ağrının sebebine göre tedavisi yapılır. Ağır gıdalar ve şuruplar yerine hafif gıdalarla beslenmeli; sert bir bez parçasına emdirilmiş ısıtıcı merhem ve yağlarla ağrıyan ver iyice ovuşturulmalıdır. Eğer ağrı-sızı vücutta kan çokluğundan meydana gelmişse damardan kan alınmalı, eğer bekarlıktan meydana gelmişse evlenmelidir İstirahat etmeli, fizik tedavi yaptırmalı; yumuşak yerde yatmamalıdır.</description>
<link>http://www.beslenme.gen.tr/Saglik/Bel_agrisi_tedavisi.html</link>
</item>

<item>
<title>Bitlenme hastalığı tedavisi</title>
<category>Saglik</category>
<description>Bit, fakir ve kalabalık toplumlarda görülen, insanlarda ve bütün canlılarda bulunabilen bir parazittir. Dikkat edilmezse çoğalır ve bazı cilt hastalıklarına yol açabilir.
lt;img src=quot;images/bitlenmek-bit.gifquot; alt=quot;bit, pire, bitlenmekquot; title=quot;bit, pire, bitlenmekquot; width=quot;192quot; height=quot;220quot; /gt;
Bitlenmede izlenecek Tedavi yöntemleri; Bit düşen saçları tıraş etmek. Bütün vücudu yıkayıp temizlemek. Temiz elbiseler giymek. Hastalıktan iyileşinceye kadar ipekli elbise giymek. İpekli elbise erkekler için yasak olmasına rağmen bu hastalığa yakalananlar için giyilmesine izin verilmiştir. Çünkü ipekli elbise vücudu serin tutmakta, kaşıntıyı azaltmakta ve bitlerin vücuda yerleşmesini ve elbise içinde yuva yapıp çoğalmasını pamuklu ve yünlü elbiselere göre-daha zorlaştırmaktadır, zira kaygandır.

Bitle İlgili Bazı Bilgiler: Bit; gerek başta ve gerekse vücutta iki şeyden meydana gelir. Vücut dışından ve vücut içinden. Birincisi vücut sathında toplanan kir ve pislik gibi şeylerden; ikincisi ise vücudun iç kısmında kokuşmuş sıvılardan ki, vücut onu et ile deri arasına atar, gözenekler yoluyla dışarı atıldıktan sonra, ciltte kanlı rutubetle kokuşur ve bundan bit meydana gelir. Çoğu kez hastalıklardan sonraki kirlilik sebebiyle meydana çıkar. Çocukların başında daha sık görülmesinin sebebi ise, onların daha çok rutubetli oluşu ve bitin üremesine sebep olan etkenlerin daha müsait olduğundandır. Bitlenmiş saçları tedavide en geçerli metot, saçları tıraş ettirmektir. Böylelikle baştaki buhar gözenekleri açılır, pis buharlar başta kalmayıp yukarı çıkar, bunun sonucu olarak ta sıvı madde zayıflayıp bit üretemez olur. Saçları tıraş ettirdikten sonra, bitleri öldürecek ve üremesine engel olacak ilaçlar sürülmesi gerekir. Bal; bitleri öldürür, saçı yumuşatır, uzatır ve güzel-eştirir. Bal; bitli vücuda ve bitli saçlara sürüldüğü zaman biti ve bit yavrularını öldürür, saçı uzatır ve güzelleştirir. Yaban pancarının suyu, biti öldürür.</description>
<link>http://www.beslenme.gen.tr/Saglik/Bitlenme_hastaligi_tedavisi.html</link>
</item>

<item>
<title>Boğaz tıkanması tedavisi</title>
<category>Saglik</category>
<description>Boğaz tıkanması, yemek ve içecek maddelerinin veya tükürüğün nefes borusuna kaçmasıyla meydana gelen tıkanıklığa quot;boğaz tıkanmasıquot; denir. 
lt;img src=quot;images/bogaz-tikanmasi-doktor.jpgquot; alt=quot;boğaz, boğaz tıkanmasıquot; title=quot;boğaz, boğaz tıkanmasıquot; width=quot;455quot; height=quot;303quot; /gt;
Böyle hadiselerin zaman, zaman ölüme sebebiyet verdiği de bilinmektedir. Yemek yerken veya su içerken nefes borusu kapanır. Eğer bu sırada insan çok konuşacak olursa, nefes borusu açılır, bu esnada nefes borusuna yediği yemekten veya içtiği meşrubattan bir miktar kaçarak insanın ölümüne sebebiyet verebilir. Su İçerken, Su Kabını Ağızdan Çekip Üç Nefeste İçmenin Hikmetleri: bazen insan çok susuz kaldığı için, suyu bulduğunda çok içmek ister, su kabını ağzına dayayarak su içecek olursa, nefes almak güçleşir, halbuki hem su içmeye ve hem de nefes almaya ihtiyacı vardır. Böyle hızlıca ve çok miktarda su içtiğinde, nefes alma sırasında içilen su, nefes borusuna kaçarak, kişinin boğazı tıkanıp ölmesine sebep olabilir. Eğer su içen kimse, su içme sırasında nefes alırsa, bu sakınca ortadan kalkmış olur.</description>
<link>http://www.beslenme.gen.tr/Saglik/Bogaz_tikanmasi_tedavisi.html</link>
</item>

<item>
<title>Böbrek hastalığı tedavisi</title>
<category>Saglik</category>
<description>Böbrek Hastalığı İçin Faydalı veya Zararlı Olan Bazı Maddeler: Bal, böbrek hastalıkları, asabî hastalıklar, zehirlenmeler ve hatta aklî hastalıklara karşı çok faydalı bir ilaçtır. 

lt;img src=quot;images/bobrek-bobrek-hastaligi.jpgquot; alt=quot;böbrek, böbrek hastalığıquot; title=quot;böbrek, böbrek hastalığıquot; width=quot;295quot; height=quot;345quot; /gt;

Ebe gömeci kaynatılıp içine tereyağı ve bal ilave edilir de, böbrek ağrısı yakaladığı zaman bol miktarda içilirse, böbrek taşlarını yerinden oynatır ve idrarı çoğaltır. İdrarın zor yapılmasına karşı da faydalıdır. Ayrıca kulunç ağrısına da iyi gelir. Böbrek iltihabı, damar sertliği, ciğer hastalığı ve safrakesesinde taş olan hastalar yumurta yemekten sakınmalıdırlar. Ekmeğin ununda toprak olursa,yiyen' kimselerde böbrek ve mesane taşları meydana getirir. Kavun ve karpuz, böbrek ve mesane taşlarını söktürür. Acıbadem, böbrek taşlarını parçalayıp eritir. Kuşkonmaz, böbrek tıkanıklığını açar, sırt ağrısı için dahi faydalıdır. Bal, böbrek ve mesane tıkanıklığını açar. Yüce Allah biz kulları için bal'dan daha kıymetli bir gıda yaratmamıştır. Zemzem suyu; mideyi, böbrekleri ve bağırsakları temizler ve karaciğer için dahi faydalıdır.
Yaş üzüm, basur'a ve böbrek taşlarının düşürülmesine gayet faydalıdır.
Kuru üzüm ; böbrek, öksürük ve mesane taşları, karaciğer, göğüs, boğaz, mide ve dalak hastalıklarına karşı faydalıdır. Tuzlu peynir, böbrek ve mesane taşları yapar, mide için dahi iyi değildir. Her kim sorgun söğüdü yağını böğürlerine, zekerine ve zekerin etrafına (mesane vs. gibi yerlere) sürecek olursa, böbrek üşütmelerine ve idrar damlamalarına karşı faydalıdır. Muz; böbrek ve mesane yaralarına karşı faydalıdır idrarı da söktürür. Kereviz; idrarı ve adet kanamasını söktürür, böbrek taşlarını parçalar, tohumu daha da kuvvetlidir. Aşırı sıcak su, böbrek yağlarını eritir. Tavşan eti, idrarı söktürür ve böbrek taşlarını parçalar.Çörekotu dövülüp bal ile karıştırılır ve ılık su üe bir kaç gün içilirse, idrarı söktürür, mesane ve böbrek taşlarını parçalar. Çörekotundan bir defasında yarım dirhem (1.6 gram); bir günde ise iki dirhem (6.4 gram) dan fazla alınmamalıdır.</description>
<link>http://www.beslenme.gen.tr/Saglik/Bobrek_hastaligi_tedavisi.html</link>
</item>

<item>
<title>Burun kanaması tedavisi</title>
<category>Saglik</category>
<description>Burun kanaması: Eğer burun şiddetle kanamıyor, vücut zafiyetine de sebep olmuyorsa, durdurmaya çalışmamalıdır. Eğer şiddetli kanıyorsa, elma şurubu ve ekşi şuruplar içirilmelidir. Kanayan buruna kar suyu (soğuk su) veya kafur çekilirse, kanamaya karşı faydalıdır. Burnu kanayan kimseye gıda olarak piliç çorbası yedirerek kuvvet kazandırmaya çalışılmalıdır. Nezle (zükam), burunla oynamak, karıştırmak, aşırı yorgunluk vs. şeylerdir.
lt;img src=quot;images/burun-kanamasi.jpgquot; alt=quot;burun kanaması, burunquot; title=quot;burun kanaması, burunquot; width=quot;155quot; height=quot;156quot; /gt;
Burun Kanamasına Karşı Faydalı Olan Bazı Maddeler: Hasırotu (berdi) külü, kanayan burun deliğine üflenirse, kanamayı durdurur, yarayı da iyi eder. Kafur, kanayan buruna çekilirse, kanamayı durdurur, duyu organlarına da kuvvet verir.
Reyhan yapraklan yaş olarak dövülüp sirke ile macun yapılır ve başın üzerine konulursa, burun kanamasını durdurur. Hasırotu külü, gerek sade olarak ve gerekse sirke ile karıştırılarak, buruna üflenir veya damlatılırsa, burun kanamasını durdurur.</description>
<link>http://www.beslenme.gen.tr/Saglik/Burun_kanamasi_tedavisi.html</link>
</item>

<item>
<title>Cüzzam hastalığı nedir tedavisi</title>
<category>Saglik</category>
<description>Cüzzam hastalığı, siyah salgının bütün vücuda yayılmasıyla ortaya çıkan bulaşıcı ve kötü kokulu bir cilt hastalığıdır. Organlann mizacını, görüntüsünü ve şeklini bozar. Hastalığın ileri dereceye ulaşmasında organlar parça parça dökülür ve düşer. 
lt;img src=quot;images/cuzzam-hastaligi-cuzzam.jpgquot; alt=quot;cüzzam, cüzzam hastalığıquot; title=quot;cüzzam, cüzzam hastalığıquot; width=quot;290quot; height=quot;175quot; /gt;
Sebepleri: Arslan, bu hastalığa çok yakalanmaktadır. Cüzzam, hastayı asık suratlı yapar ve ona arslan görüntüsü verir, (leolntiasis) Cüzzamlıya yaklaşan kimseye aslan gibi hücum eder veya hastalığını ona bulaştırarak onu yakalamış olur. Doktorlara göre cüzzam, bulaşıcı ve irsî bir hastalıktır. Bu sebeple cüzzamlıya ve veremliye yaklaşan kimse, bu hastalıklara hava ve teneffüs yoluyla yakalanır. Bazen vücut bu hastalığa çabucak yakalanabilmeğe elverişli olduğundan; yakınında ve düşüp kalktığı kişilerde mevcut olan hastalığı kendisine taşımaya kabiliyetli olur. Çünkü mizaç kopyacıdır. Hastalıktan korkmak ve bulaşacaktır diye evham içinde olmak, bulaşmanın en önemli sebeplerindendir. Çünkü evham çok kısa zamanda bütün kuvvetlere ve mizaca hakim olur. Hastanın nefesi bazen sağlıklı kimseye ulaşır ve onu hasta eder, bu bir çok hastalıklarda görülmektedir. Kirli havayı teneffüs etmek, hastalığın bulaşma sebeplerinden birisidir. Bütün bunlara rağmen; hastalığın bulaşabilmesi için vücudun bu hastalığa elverişli olması ve bu paraziti kabul etmesi lazımdır.
Cüzzamlmm kötü kokusu o kadar fazladır ki onun yanında uzun süre oturan ve konuşana bulaşıp hasta e-der. Cüzzamlı kimse eşi ile birlikte bir yorgan altında yatacak olursa, hastalık ona da bulaşabilir, çoğu kez o da hasta olur. Cüzzamlı kimsenin çocukları yaşlansalar bile cüzzam irsî olarak onlarda da görülür. Verem, sıtma ve uyuz hastalıkları da böyledir. Tabipler, veremli ve cüzzamlı hastalarla birlikte oturmamayı tavsiye ederler.

Cüzzamdan Korunmak: quot;Burun ve kulak deliklerinde kılların bitmesi, cüzzamdan korunmaya bir vesiledir.

Bulaşıcılığı: Cüzzamlı hastalara devamlı olarak bakmayınız! Onlarla konuşulduğu zaman, onlar arasında bir veya iki mızrak boyu mesafe bulunsun!

Tedavi: quot;Zeytinyağı yenir. Onunla yağlanılır. Zira zeytinyağı bir çok hastalık için şifadır. Cüzzam da o hastalıklardandır. Her kim aç karına her ay, üç gün bal şerbeti içerse felç, cüzzam ve alaca gibi kötü hastalıklardan sıhhat ve afiyet bulur. Başın ortasından kan aldırmak, deliliğe, cüzzama dokularda meydana gelen uyuşukluğa ve diş ağrılarına karşı faydalıdır.


Cüzzam îçin Faydalı Olan Bitkiler: Nergis, cüzzam ve abraş hastalıkları için faydalıdır. İçine altın tozu karıştırılmış ilaçlar cüzzam hastalığına ve safradan meydana gelen bütün ağrılara ve hastalıklara karşı faydalıdır. Zeytinyağı; cüzzam, kızıllık, sivilce, yara, çıban, egzama, habis yaralar, urlar ve kurdeşen gibi, cilt hastalıklarına karşı merhem gibi cilde sürülmesi gayet faydalıdır.</description>
<link>http://www.beslenme.gen.tr/Saglik/Cuzzam_hastaligi_nedir_tedavisi.html</link>
</item>

<item>
<title>Çocuk bebek düşüğü</title>
<category>Saglik</category>
<description>Çocuk, bebek, düşürmek: quot;ana-rahminde oluşan ceninin (embryo), henüz altı ayını tamamlamadan önce herhangi bir sebeple rahim tarafından dışarı atılmasıdırquot; diye tarif edilmiştir.
lt;img src=quot;images/cocuk-bebek-dusurmek.jpgquot; alt=quot;çocuk düşürme, bebek düşürme, düşükquot; title=quot;çocuk düşürme, bebek düşürme, düşükquot; width=quot;240quot; height=quot;167quot; /gt;
Sebepleri: Öfke, üzüntü, keder, heyecan, korku, darbe, aşın sıcak ve aşırı soğuk, hamamda çok kalmak vs. gibi şeylerdir. Kendiliğinden Meydana Gelen Düşüğün sebepleri: Annenin hastalıklı olması, döl yatağının kusurlu bulunması; korku, yüksek bir yerden düşme, dövülme (darbe), zayıflık, ceninin kusurlu olması vs. gibi şeylerdir. Kendiliğinden Meydana Gelen Düşükler: Cenin henüz şekillenmeden (40 gün tamamlanmadan önce kendiliğinden meydana gelen, yani istek dışı oluşan düşük. Cenin şekillendikten sonra (40 gün tamamlandıktan sonra) kendiliğinden meydana gelen, yine istek dışı oluşan düşük. Bu iki durumda da, istek dışı olarak kendiliğinden meydana gelen düşük hadiseleri, her ne kadar anne için tehlikeli ve zararlı ise de, dînî yönden bir sorumluluğu yoktur. Çünkü herhangi bir müdahale olmaksızın kendiliğinden meydana gelmiştir. Bu da annenin elinde olmayan bir şeydir.</description>
<link>http://www.beslenme.gen.tr/Saglik/Cocuk_bebek_dusugu.html</link>
</item>

<item>
<title>Çiçek hastalığının tedavisi</title>
<category>Saglik</category>
<description>Çiçek hastalığı, genellikle çocuklarda görülen bulaşıcı bir cilt hastalığıdır. Bazen orta yaşlı kimselerde de görülür. Deri altında meydana gelen beyaz, kırmızı, sarı, menekşe, yeşil, siyah ve iltihaplı taneciklerdir. Gözlerde çıktığı zaman gözü kör eder.
lt;img src=quot;images/cicek-hastaligi-cicek.jpgquot; alt=quot;çiçek, çiçek hastalığı, çiçek hastalığı çocukquot; title=quot;çiçek, çiçek hastalığı, çiçek hastalığı çocukquot; width=quot;440quot; height=quot;295quot; /gt;
Çeşitleri: Çiçek hastalığında hastanın çıkardığı çiçeğin çok çeşitleri vardır. Beyaz, kırmızı, san, menekşe, yeşil ve siyah olabilir. En hafifi beyaz olanıdır. Zira vücudun kuvvetli olduğuna delalet eder. Şiddetlisi ise, küçükten büyüğe doğru şu sıraya göredir. Beyaz, kırmızı, ' san, menekşe, yeşil ve siyah. Çiçeğin siyah olanı en kötüsü ve en tehlikelisidir. Vücutta çiçek kabarcıkları ne kadar az ve hacmi ne kadar büyük olursa, o kadar tehlikesi az olur. Çünkü bu durum vücuttan çıkan maddenin kontrol edilebilir ve vücudun kuvvetli olduğuna delalet eder. Ancak bu durumda bile, çiçeğin birisi batıp diğeri çıkıyorsa, yine tehlikelidir. Çiçek kabarcıkların sayı bakımından çok ve hacim bakımından küçük olanı tehlikelidir. Tehlikesi en az olanı, hastalığın başlangıcından itibaren üçüncü günde veya buna yakın günlerde çıkmış olanıdır. Yavaş yavaş çıkan çiçek tehlikelidir. Çünkü bu durum, hastalık unsurunun kuvvetli ve vücut mukavemetinin zayıf olduğuna delalet eder. Vücutta çıkan çiçeklerin hepsinin birden çıkması veya hepsinin birden kaybolması da tehlikelidir. Çiçeğin çabucak olgunlaşanı tehlikesi az (selîm) olan, geç olgunlaşanı ise tehlikesi çok (habis) olanıdır. Yuvarlak olanı selîm, köşeli olanları ise habistir. Karında ve göğüste çıkanları çok görülür ve tehlikelidir. Çünkü hastalığın etrafa yayıldığı için vücuttan çıkan maddenin kontrol edilemediğine delalet eder. El ve ayaklarda çıkması, baş ve yüzde çıkmasından daha iyidir. ızdırabı ve ateşi az olanı selim, bunun aksi ise habistir. Hastanın ateşi arttıktan sonra çıkanı, ateş yükselmesinden önce çıkanından daha az tehlikelidir. Nefes alıp verme normal ise selim, normal değilse habistir. Çok susuzluk veriyorsa öldürücüdür. Hastanın kan veya siyah renkte idrar yapması da öldürücüdür.

Sebebi: Çiçek hastalığı vücuttaki kanın bozulmasından meydana geldiği halde; kızamık, safra sıvısının bozulmasından meydana gelmektedir.

Belirtileri: Vücutta kaşıntı meydana getirir. Burun akıntısı, öksürük ve yüksek ateş baş gösterir. Vücutta ve gözlerde kızartılar meydana gelir, Nefes alıp-verme güçlüğü ortaya çıkması gibi şeylerdir. Vücutta lekeler bırakır. Gözde çıkarsa, gözü kör ettiği olur. Vücutta hafif kavlamalar meydana getirir.

Tedavi: Çiçek, su çiçeği ve kızamık hastalığına yakalanan kimselerin soğuktan ve özellikle soğuk sudan sakınmaları lazımdır. Çiçek hastalığı başladığı zaman, hastanın gözelerine sürme çekilir, ayaklarının altına da kına yakılırsa, çiçek gözlerine zarar vermez. Mercimek suya ıslatılıp içilirse, çiçek hastalığına karşı faydalıdır. Hünnap şurubu, çiçek ve kızamık hastalıklarına karşı faydalıdır. Hastayı ishalden korumak lazımdır.</description>
<link>http://www.beslenme.gen.tr/Saglik/Cicek_hastaliginin_tedavisi.html</link>
</item>

<item>
<title>Yüzdeki çillerin lekelerin tedavisi</title>
<category>Saglik</category>
<description>Çiller, yüze serpilmiş ufak lekeler halinde olan çiller daha ziyade beyaz tenli insanlarda görülür. Beyaz tenli insanların güneşe karşı dayanıklı olmamalarından dolayı, derinin güneşe karşı bir nevi tepkisidir çiller.
lt;img src=quot;images/yuzdeki-ciller-cilli-kadin-yuz.jpgquot; alt=quot;çil, çiller, yüzdeki çiller, yüzdeki lekelerquot; title=quot;çil, çiller, yüzdeki çiller, yüzdeki lekelerquot; width=quot;200quot; height=quot;200quot; /gt;
Olgunlaşmış çillerin yok edilmesi mümkün değildir. Ancak koruyucu tedbirler alınır. Yüzünde çil olanların güneşte fazla durmamaları gerekir. Ayrıca kozmetik malzemelerden kesinlikle kaçınmak lazımdır. Özellikle cilt için hazırlandığı iddia edilen bazı kozmetikler, çilleri daha da yaygınlaştırmaktadır, hatta büyük lekeler haline getirmektedir. Bilhassa hanımların çok dikkatli olmaları tavsiye edilir. Yine hanımlar için bir avantaj da şudur ki, genellikle doğum olayından sonra hanımların çilleri ya tamamen kaybolmakta ya da azalmaktadırlar. Çillerden korunmak için aşağıdaki doğal ilaçlan uygulayınız:
İki haşlanmış patates, iki su bardağı oksijenli suyun içine konarak püre haline gelinceye kadar ezilir. Bu püre çillerin üzerine sürülür. Bir müddet dinlenilir ve pürenin yüzde kuruması beklenir. Püre kuruduktan sonra ılık limonlu su ile yüz silinir. Daha sonra saf zeytinyağına batırılmış bir parça pamuk ile yüz hafif, hafif ovulur. Bu zeytinyağı yüze iyice yedirildikten sonra yarım saat beklenir ve yüz ılık su ile iyice yıkanıp kurulanır. Bir kaba üzüm sirkesi konur. Üzerine onda biri kadir bayır turpu sirkesi konur ve iki gün kadar bekletilir. Akşamlan bu sirke karışımından çillerin üzerine sürülüp yatılır. Sabahleyin de yıkanır.Bir tatlı kaşığı toz tarçın ile bir kıtı ve kaşığı süzme bal karıştırılıp çillerin üzerine sürülür. Yarım saat sonra ılık su ile yıkanır.</description>
<link>http://www.beslenme.gen.tr/Saglik/Yuzdeki_cillerin_lekelerin_tedavisi.html</link>
</item>

<item>
<title>Çocuk felci nedir</title>
<category>Saglik</category>
<description>Çocuk felci, omuriliğin ön kordonlarının iltihaplanması sonucu görülen ve felçle neticelenebilen bir hastalıktır. Bilhassa yaz ve sonbahar aylarında görülür. Sebebi bir çeşit virüstürquot; Lağım sularının yiyeceklere bulaşması, sineklerin taşıdığı mikroplar, hastalığa yakalanmış kişilerin ağız ve burunlarından çıkan damlacıklarla bulaşır. 
lt;img src=quot;images/cocuk-asi-felc.jpgquot; alt=quot;çocuk, bebek, aşı, çocuk felciquot; title=quot;çocuk, bebek, aşı, çocuk felciquot; width=quot;220quot; height=quot;220quot; /gt;
Bu hastalığa genelde çocuklar yakalandığı gibi büyükler de yakalanabilirler. Hastalık, virüs kapıldıktan sonra bir ila üç hafta sonra ortaya çıkar. Hastada ateş, baş ağrısı, kusma, yorgunluk, boyunda kasılma ve sırt ağrıları vardır. Hastalığın ilk günlerinde tedaviye başlanmazsa kol ve bacaklarda felç görülür. Bu hastalığın etkili bir ilacı yoktur. Ancak çocukken yaptırılacak aşılarla bunun önüne geçilebilir. Hastalığın başlangıcında hastayı diğer insanlardan ayırmak ve kesin istirahata almak gerekir. Bu tehlikeli hastalığın belirtileri ortaya çıkınca hemen bir hekime başvurmak gerekir. Hastalıktan sonra kalan birtakım arıza ve belirtileri giderebilmek için en iyi yol kaplıcalardır.</description>
<link>http://www.beslenme.gen.tr/Saglik/Cocuk_felci_nedir.html</link>
</item>

<item>
<title>Akciğer kanaması bitkisel tedavi</title>
<category>Saglik</category>
<description>Akciğer kanaması, akciğerden veya teneffüs organlarından ağız yoluyla kan gelmesi veya hastanın öksürükle beraber kan tükürmesine verilen isimdir. 
lt;img src=quot;images/akciger-kanamasi-oksuruk.jpgquot; alt=quot;akciğer, akciğer kanaması, öksürükquot; title=quot;akciğer, akciğer kanaması, öksürükquot; width=quot;340quot; height=quot;255quot; /gt;
Akciğer kanaması tedavi yöntemleri; Akciğerlerdeki yaralar iyileştirilmek ve temizlenmek istenildiği zaman, bal ve bal şerbeti ile temizlenir.  bal, temizleyici bir gıda olup, iç organlardaki diğer yaralara da zarar vermez. Kaymak az miktarda alındığı zaman, akciğerlerde meydana gelen kanamalara karşı faydalı olup, oradaki şişlikleri de olgunlaştırır.  Süt, nefes darlığı ve akciğer yaralarına karşı gayet iyi gelir. Veremli kimseler için de çok elverişlidir. Fakat mide, baş ağrısı, karaciğer ve dalak için pek iyi gelmez. Kuru üzümün etli kısmı yenildiği zaman, akciğer nefes borusuna, öksürüğe, böbrek ve mesane ağlılarına karşı faydalıdır. Mideyi kuvvetlendirir ve kamı yumuşatır. Ayva, kalbi kuvvetlendirir, gönlü hoş eder ve akciğer iltihabına karşı da faydalıdır.</description>
<link>http://www.beslenme.gen.tr/Saglik/Akciger_kanamasi_bitkisel_tedavi.html</link>
</item>

<item>
<title>aybaşı kanamasının azlığı gecikmesi</title>
<category>Saglik</category>
<description>Aybaşı kanaması azlığı ve gecikmesi, kanamanın azlığı söz konusu ise bir uzmana görünmeli ve gerçek sebebi tespit edilmelidir. Ayrıca şu şifalı ilaçlar da kullandır: 1 litre suya 5 incir yaprağı koyup kaynatılır. 
lt;img src=quot;images/aybasi-kanamasi.gifquot; alt=quot;aybaşı kanaması, adet kanamasıquot; title=quot;aybaşı kanaması, adet kanamasıquot; width=quot;335quot; height=quot;340quot; /gt;
Süzüldükten sonra üç kere birer çay bardağı içilir. Bir su bardağı suya bir kahve kaşığı kekik konup kaynatılır. Süzüldükten sonra içilir. Bir su bardağı kaynak suya bir tatlı kaşığı kimyon koyup 15 dakika bekletilir. Süzüldükten sonra bir defada içilir. Papatya çiçeğinden çay yapılıp sabahlan bir su bardağı içmeli. 5-1 litre suya 5 tatlı kaşığı ufalanmış ardıç yaprağı ve bir tatlı kaşığı kimyon tohumu konur. 15 dakika kaynatıldıktan sonra süzülür. </description>
<link>http://www.beslenme.gen.tr/Saglik/aybasi_kanamasinin_azligi_gecikmesi.html</link>
</item>

<item>
<title>Aybaşı düzensizliği</title>
<category>Saglik</category>
<description>Aybaşı düzensizliği, hayız kanamalarının düzensizliği genelde psikolojiktir. Düzenli aybaşı kanamaları hipofiz bezinin salgıladığı, hormonlar vasıtasıyla kontrol edilir. Hipofiz bezini kontrol eden beynin altındaki Hipotalamus psikolojik vakalardan çabuk etkilenir. 
lt;img src=quot;images/aybasi-duzensizligi.jpgquot; alt=quot;aybaşı, adet, aybaşı düzensizliğiquot; title=quot;aybaşı, adet, aybaşı düzensizliğiquot; width=quot;460quot; height=quot;280quot; /gt;
Hanımların hassasiyeti de buradan kaynaklanıyor. Ehil bir hanım uzman bu konu teşhisini tam yapabilir. 2 litre suya bir avuç ısırgan otu yaprağı ve bir çay bardağı arpa konur. 15 dakika kaynatıldıktan sonra süzülür. Günde üç öğün su bardağıyla birer tane içilir. Tedaviye üç ay devam etmeli.
Bir çorba kaşığı bal, aynı miktar pastırma çemeni ve bir tatlı kaşığı tereyağı iyice karıştırılır. Her gün şikayetler geçene kadar bu karışım yenir. 1 litre suya bir çorba kaşığı nane, aynı miktar kişniş konur ve kaynatılır. Süzüldükten sonra üç öğün birer çay bardağı içilir. İçmede zorluk çekilirse bal karıştırılıp Günde üç öğün ikişer bardak maçayı yapıp içmeli. Tatlandırıcı olarak bal kullanılmalı. 1 litre suda bir şeker kaşığı rezene koyup kaynatılır. Süzüldükten sonra her gün bir çay bardağı içilir.</description>
<link>http://www.beslenme.gen.tr/Saglik/Aybasi_duzensizligi.html</link>
</item>

<item>
<title>Ayak terlemesi tedavisi</title>
<category>Saglik</category>
<description>Ayak terlemesi vücutta hastalık olduğunu gösteren bir alamettir. Ayak terlemesini sentetik merhem ve ilaçlarla durdurmak doğru değildir. Daha ciddi dahili hastalıklara sebebiyet verebilir. Evvela vücuttaki esas rahatsızlığın tespiti için bir doktora gidilmelidir. Sonra şu ilaçlar uygulanabilir:
lt;img src=quot;images/ayak-terlemesi.jpgquot; alt=quot;ayak terlemesiquot; title=quot;ayak terlemesiquot; width=quot;246quot; height=quot;184quot; /gt;
Ayak terlemesi bitkisel tedavi;  Ayakkabıların içine eğreti otu konur. Mümkünse açık ayakkabı giyilmeli. Sentetik çorap giyilmeli. Yün çorap giyilmeli. Pelin otu, adaçayı ve civanperçeminden karışık çay yapıp günde üç kez bir bardak içilir. Soğan ve sarımsak bol, bol yenir. Bir su bardağı soğuk suya 4 gr adaçayı yaprağı, 2 gr çam kozalağı, 2 gr meşe kabuğu toz olarak karıştırılır. Hafif ateşte yarım saat karıştırılarak ısıtılır. Sonra süzülür ve ayaklar banyo yapılır.</description>
<link>http://www.beslenme.gen.tr/Saglik/Ayak_terlemesi_tedavisi.html</link>
</item>

<item>
<title>Ayak şişmesi tedavisi</title>
<category>Saglik</category>
<description>Ayak şişmesi genel olarak uzun süre ayakta kalma, dolaşım sistemi yetersizliği, gebelik, hareketsizlik, incinme veya burkulma sonucu ayaklarda şişmeler meydana gelir. Genelde yorgunluktan kaynaklanan şişmelere aşağıdaki ilaçlar uygulanır.
lt;img src=quot;images/ayak-sismesi-bakimi.jpgquot; alt=quot;ayak şişmesi, ayak şişliğiquot; title=quot;ayak şişmesi, ayak şişliğiquot; width=quot;280quot; height=quot;180quot; /gt;
2 litre kaynar suya iki avuç pelin atılır. 15 dakika sonra süzülür. Elde edilen su ile ayaklar banyo edilir. 15 dakika bir leğen içinde ayaklar bu suyun içinde bekletilir. Süzülen pelin otlan da ayrıca ayağa sarılabilir. 2 litre suya bir avuç dolusu ufalanmış mürver yaprağı ile bir şeker kaşığı tuz koyup kaynatılır. 10 dakika ağıra ateşte kaynatıldıktan sonra süzülür. Ayaklar bu su içine sokulup ılıyana kadar bekletilir.</description>
<link>http://www.beslenme.gen.tr/Saglik/Ayak_sismesi_tedavisi.html</link>
</item>

<item>
<title>Ayak burkulması bitkisel tedavi</title>
<category>Saglik</category>
<description>Ayak burkulması, çeşitli sebeplerden meydana gelecek bir burkulmadan hemen sonra bir doktora götürülüp kırık veya çatlan kontrolü yaptırılmalı. Yalnız burkulma vakasında aşağıdaki tedaviler uygulanır. 
lt;img src=quot;images/ayak-burkulmasi.jpgquot; alt=quot;ayak, ayak burkulmasıquot; title=quot;ayak, ayak burkulmasıquot; width=quot;300quot; height=quot;396quot; /gt;
Bir büyük soğan rendelenir ve zeytinyağında hafif sararana kadar pişirilir. Sonra temiz bir bezle burkulan yere sarılır. İnce kepek eşit miktarda su ve sirkeyle lapa haline getirilir. Bu lapa orta ateşte bir miktar ısıtılıp burkulan yere günde iki kez sarılır.
Burkulan yere kas ve damarların boyu istikametinde zeytinyağı ; sürerek masaj yapılır, sonra sarılır.</description>
<link>http://www.beslenme.gen.tr/Saglik/Ayak_burkulmasi_bitkisel_tedavi.html</link>
</item>

<item>
<title>Ayak bacak ağrıları tedavisi</title>
<category>Saglik</category>
<description>Ayak ve bacak ağrıları bu tür ağrılar eğer özel bir hastalıktan kaynaklanıyorsa ilgili tedavi hemen yapılmalı. Yoksa aşın yorgunluk, kas ağrılar, burkulma, fazla kilo ve geçen hastalıkların yan etkilerinden meydana geliyorsa aşağıdaki tedavi şekilleri uygulanır. 
lt;img src=quot;images/ayak-bacak-diz-agrilari.jpgquot; alt=quot;ayak, bacak, diz, ayak bacak diz ağrılarıquot; title=quot;ayak, bacak, diz, ayak bacak diz ağrılarıquot; width=quot;336quot; height=quot;317quot; /gt;
Masaj veya Akupunktur: Bu iki metot ancak uzmanı tarafından uygulanabilir. Ehline gidilirse şifa bulunur. İki ölçek zeytinyağına bir ölçek ufalanmış papatya çiçeği konur. Üç gün bekletilen bu karışımla ağrıyan yerler ovulur. Ovulan yer yünlü bir kumaşla sarılır. Lahana yapraklan bölünmeden suda haşlanır. Haşlanan yapraklar ağrıyan bölgeye sıcakken quot;sarılır. Soğuyan alınıp tekrar sıcağı sarılır. Yarım kilo siyah turp yıkanıp, kabuklan soyulmadan rendelenir. İki çay bardağı su ile ateşe koyup kaynatılır. Kaynama, karışım lapa haline gelene kadar devam etmeli. Bu lapa ağrıyan yere sarılır ve en az sekiz saat kalır. Sonra gerekirse bir daha tekrarlanır. İki avuç söğüt yaprağı 1 litre suda iyice kaynatılır Sonra gerekirse bir daha tekrarlanır. Bir miktar kaynanadili yaprağı havanda iyice ezilip yaraya sarılır.</description>
<link>http://www.beslenme.gen.tr/Saglik/Ayak_bacak_agrilari_tedavisi.html</link>
</item>

<item>
<title>Astım tedavisi bitkisel</title>
<category>Saglik</category>
<description>Astım, akciğer bronşlarının daralması sonucu meydana gelen solunum güçlüğüdür. Sebeplerinin başında, alerji gelmektedir. Ayrıca tedavi edilip iyi bakılmayan bir grip hastası astıma yakalanabilir. Deri hastalıkları ve kimyevî maddelerde, astıma sebebiyet vermektedirler. Ruhi bunalımlar, hava değişimleri de astıma sebep olabilir. 
lt;img src=quot;images/astim-solunum.jpgquot; alt=quot;astım, solunum problemi, astım tedaviquot; title=quot;astım, solunum problemi, astım tedaviquot; width=quot;350quot; height=quot;158quot; /gt;
Eğer alerjik bir astım ise hemen alerjiyi tedavi etmeli, böylece astımdan kurtulmuş olunur. Astımda aslı olan nefes darlığını gidermek için, aşağıdaki doğal ilaçlar kullanılmalıdır. Yarım litre suya bir kahve kaşığı anason ve aynı miktar sığır kuyruğu koyup kaynatılır. Kaynar kaynamaz ateşten alıp bir çorba kaşığı bal ilave edilir. Elde edilen bu çaydan hastaya saat başı bir yemek kaşığı verilir. Kurutulmuş ısırgan otundan normal çay yapar gibi çaydanlığa koyup çay yapmalı ve günde 10 bardak kadar, eşit aralıklarla şekersiz olarak içmeli. Mersin yaprağından veya meyvesinden yukarıdaki tarif gibi çay yapıp içmeli. Bir kilo süzme bala bir fincan zencefil karıştırılır. Her sabah aç karnına bir yemek kaşığı yenir. Bu tedaviye en az iki ay devam edilmelidir. Orta boy bir turp rendelenir ve suyu çıkarılıp içilir. Üzerine bir tatlı kaşığı bal yenir. Bir kilo süzme balın içine iki büyük baş kuru soğan rendelenir. Bir kabın içinde bir gün bekletildikten sonra yemeklerden önce bir tatlı kaşığı alınır.</description>
<link>http://www.beslenme.gen.tr/Saglik/Astim_tedavisi_bitkisel.html</link>
</item>

<item>
<title>Arpacık tedavisi</title>
<category>Saglik</category>
<description>Arpacik, göz kirpiklerinin dibinde içi iltihap dolu bir şişlik meydana gelir. Bu şişme ateşli ve ağrılıdır. Genelde bünye zayıflığı, üzüntü, soğuk ve rüzgarın etkisiyle meydana gelir. Çok sık arpacık çıkaranlar kış mevsiminde bir miktar balık yağı içmeli. 
lt;img src=quot;images/arpacik-tedavisi-goz.jpgquot; alt=quot;arpacık, göz, arpacık gözquot; title=quot;arpacık, göz, arpacık gözquot; width=quot;270quot; height=quot;258quot; /gt;
Bir diş sarımsak soyulur. Ucundan kesilir. Kesilen yüzeyde hafif bir sıvı tabakası meydana gelir. Bir sıvı tabakasını yani sarımsağın kesik yüzeyini dikkatlice arpacığa sürmeli. Sarımsak sürülürken gözün içine kaçırmamak lazım, tehlikelidir. Hele sarımsağı ezerek göze sürmek çok tehlikelidir. Bir çay bardağı kaynamış suya bir şeker kaşığı papatya tozu konur. 15 dakika sonra' süzülür. Elde edilen s1-bir pamukla beraber göze pansuman yapılır. Bir su bardağı kaynar suya 1 gr gül çiçeği, 2 gr mürver çiçeği, 2 gr papatya çiçeği toz halinde konur. Hafif bir ateşte yarım saat karıştırılır ve ısıtılır. Süzüldükten sonra günde 3 defa göz banyosu yapılır.</description>
<link>http://www.beslenme.gen.tr/Saglik/Arpacik_tedavisi.html</link>
</item>

<item>
<title>Arı sokması tedavisi bitkisel</title>
<category>Saglik</category>
<description>Arı sokması; Arıların sokması genelde fazla zararlı olmaz. Ancak bazı alerjik bünyeleri fazla sarsar. Hele sokan an yaban arası ise ki, bunlara eşek ansı denir, bunların birkaç tanesinin birden sokması insanı komalık edebilir. 
lt;img src=quot;images/ari-ari.jpgquot; alt=quot;arı, arı sokmasıquot; title=quot;arı, arı sokmasıquot; width=quot;290quot; height=quot;318quot; /gt;
Arının iğnesini, ucu ateşte yakılmış bir iğne ile çıkarmak yapılacak ilk müdahaledir. Hemen sonra aşağıdaki ilaçlardan biri uygulanır. Yarım fincan zeytinyağına bir baş sarımsak iyice dövülür. Meydana gelen merhem hasta mahale sarılır. Sönmüş kireç sürüp 10 dakika sonra soğuk suyla yıkanılır. Birkaç adaçayı ezilerek yaraya sarılır.</description>
<link>http://www.beslenme.gen.tr/Saglik/Ari_sokmasi_tedavisi_bitkisel.html</link>
</item>

<item>
<title>Apandisit tedavisi bitkisel</title>
<category>Saglik</category>
<description>Apandisit; Kör bağırsağın iltihaplanmasından kaynaklanan bir hastalıktır. Ağrılar karın altında başlayıp sağ alt karında yoğunlaşır. Kabızlık artar. Bulantı, kusma ve hafif ateş görülür. Apandisitin tedavisi genelde cerrahidir. Aşın iltihaplanmalardan sonra apandisitin alınması zaruridir.  Alınmazsa vücudu zehirler. Ancak böyle bir rahatsızlığın başlarında şu ilaçlara başvurulabilir.
lt;img src=quot;images/apandisit.jpgquot; alt=quot;apandisitquot; title=quot;apandisitquot; width=quot;588quot; height=quot;222quot; /gt;
Apandisit için bitkisel öneriler; 1 litre suya bir avuç böğürtlen koyup kaynatılır. Kaynatıldıktan sonra süzülür ve günde üç kez birer çay bardağı içilir. 1 litre suya bir çorba kaşığı yaban akdiken kabuğu konur ve kaynatılır. Süzüldükten sonra günde üç kez birer çay bardağı içilir. Ağrı şiddetlenirse ağrıyan yere soğuk uygulama yapılır. Yani ağrıyan yer soğuk su ile ıslatılmış veya buna sarılmış bezle pansuman edilir. Bu durumdaki hasta hemen doktora götürülür.</description>
<link>http://www.beslenme.gen.tr/Saglik/Apandisit_tedavisi_bitkisel.html</link>
</item>

<item>
<title>Albuminüri tedavisi bitkisel</title>
<category>Saglik</category>
<description>Albuminüri;Böbreklerin hastalanmasından dolayı idrarda Albümin bulunmasına albuminüri denir. Bu hastalığın teşhisi iyi yapıldıktan sonra şu ilaçlar kullanılır: Bir litre suda iki çorba kaşığı kiraz çöpü kaynatılır. 
lt;img src=quot;images/albuminuri.jpgquot; alt=quot;albuminuri, albuminüriquot; title=quot;albuminuri, albuminüriquot; width=quot;280quot; height=quot;220quot; /gt;
Süzüldükten sonra, her gün bir çay bardağı içilir. Bu su ile birlikte iki diş soyulmuş sarımsak da yutulur. Lahana yalnız olarak suya büyük parçalar halinde doğranarak haşlanır. Sonra suyu süzülerek bir kaba alınır. Bu lahana suyundan her yemekten evvel bir su bardağı içilir. Taze fasulyeden bir miktar ayıklayıp bir kapta bol su ile haşlanır, yemeklerden evvel bir çay bardağı içilir.</description>
<link>http://www.beslenme.gen.tr/Saglik/Albuminuri_tedavisi_bitkisel.html</link>
</item>

<item>
<title>Alerji tedavisi bitkisel</title>
<category>Saglik</category>
<description>Alerji bir nevi ihtar sinyalidir. Alerji olan kişi alerjiye sebep olan maddeyi veya eşyayı tespit edip ondan uzak vurmalıdır. O sebep kişinin bünyesiyle uyuşamamakta ve : bünye onunla karşılaştığında daha ciddi vakalardan önce alerji dediğimiz sinyallerle uyanda bulunmaktadır. 
lt;img src=quot;images/alerji.jpgquot; alt=quot;alerji, alerji tedavisiquot; title=quot;alerji, alerji tedavisiquot; width=quot;320quot; height=quot;295quot; /gt;
Alerjide vücudun bir kısmında veya tamamında kızarma, şişme ve sivilceler meydana gelebilir. Alerjinin daha kuvvetli tepkileri: Astım, saman nezlesi, bronşit, kurdeşen, migren, egzama şeklinde olabilir.

Alerjiyi meydana getiren sebeplerden uzak durmak lazımdır. Alerjiyi tamamen tedavi etmeye kalkmak vücudun duyarlılığını yitirmesine ve daha büyük felaketlere uğramasına sebep olur. Fakat doğal metotlarla bünyeye direnç kazandırılabilir. Ayrıca ileri vakaların yani astım, saman nezlesi, egzama gibilerin de yine doğal tedavi metotlarına başvurulmalıdır.

Alerji bitkisel tedavi önerileri;  Büyük boy bir siyah turp rendelenir. Suyu çıkarılıp içilir. Bu işleme alerjik belirtiler kaybolana kadar devam etmek lazımdır. Bir tatlı kaşığı acı yonca ile aynı miktar ravend bir demlik suda kaynatılır. Her gün yemeklerden sonra bir çay bardağı içilir. Masaj ve Akupunktur: Bunların uzmanları bulunursa kesin tedavi olur. Masajda diz altının tam ortası ve sırtta küreklerin arası ovulur.</description>
<link>http://www.beslenme.gen.tr/Saglik/Alerji_tedavisi_bitkisel.html</link>
</item>

<item>
<title>Ağız yaraları bitkisel tedavi</title>
<category>Saglik</category>
<description>Ağız yaraları, ağız içinde ve dişlerin diplerinde meydana gelirler Basit veya derin olabilirler. İçi sulu kabarcıklar halinde ortaya çıkarlar. Patladıktan sonra yayılır ve acı vermeye başlarlar.
lt;img src=quot;images/agiz-yaralari.jpgquot; alt=quot;ağız, ağız yaraları, dudak yaralarıquot; title=quot;ağız, ağız yaraları, dudak yaralarıquot; width=quot;299quot; height=quot;235quot; /gt;
Ağız yaraları bitkisel tedavi; Eşit miktarda şap ve bal karışımı yaralar üzerine sürülüp tükürülür.. Bir ölçek şap ile iki ölçek mazı ezilerek karıştırılır Bu karışım yaralara sürülür. On beş dakika sonra ağızdan atılır. 3 Günde bir adet orta boy çiğ kuru soğan yenir. İki çorba kaşığı hatmiyi bir demlik suda kaynatılır ve  süzdükten sonra, günde üç kez bu suyla ağız gargara yapılır. Yüz gram balın içine kırk gram kuru üzüm ezilir, 25 gram anason katılarak merhem yapılır. Bu merhem yemeklerden sonra yaraya sürülür.</description>
<link>http://www.beslenme.gen.tr/Saglik/Agiz_yaralari_bitkisel_tedavi.html</link>
</item>

<item>
<title>Ağız tatsızlığı bitkisel tedavi</title>
<category>Saglik</category>
<description>Ağız tatsızlığı, ağızda tadı alan organ dildir. Eğer insanda bazı rahatsızlıklar varsa dil bu tat almayı engeller ve ağızda tatsızlık meydana gelir. Dilin tat almasını engelleyen sebeplerin başında çinko noksanlığı gelir. Ayrıca dil sinirlerinde meydana gelen hastalık da tat almayı engeller. 
lt;img src=quot;images/agiz-dudak-tatsizligi.jpgquot; alt=quot;ağız, dudak, ağız tatsızlığıquot; title=quot;ağız, dudak, ağız tatsızlığıquot; width=quot;210quot; height=quot;95quot; /gt;
Dilin doğrudan tat almasını engelleyen bu faktörlerin dışında dolaylı engeller de vardır. Hazımsızlık, alkol, bazı sentetik ilaçlar, sigara, ağız yaralan, nezle ve ateşli hastalıklar da dilin tat almasını azaltır.

Ağız tatsızlığı bitkisel tedavi: Ağız tatsızlığını meydana getiren sebebi iyi tespit edip, o hastalığı ortadan kaldırmalı öncelikle,.. Bu arada tedbir olarak, geçici tedaviye başvurulabilir.

Bitkisel öneriler; Yemeklerden önce, dövülmüş bademle, yan miktar balı karıştırıp bir tatlı kaşığı almak. Bir tutam yabani hindiba bir demlik suda kaynatılır. Süzüldükten sonra suyuna iki çorba kaşığı bal karıştırılır. Bu ilaçtan yemeklerden önce bir çay bardağı içilir. Yemeklerden önce ve sonra ince rendelenmiş siyah turp dil üzerine konup ağızda sağa-sola gezdirilir. Bir tutam hatmi bir demlik suda kaynatılır. Süzüldükten sonra yemeklerden önce bir çay bardağıyla gargara yapılır.</description>
<link>http://www.beslenme.gen.tr/Saglik/Agiz_tatsizligi_bitkisel_tedavi.html</link>
</item>

<item>
<title>Abse çıban tedavisi</title>
<category>Saglik</category>
<description>Abse ve çıbanlar, çeşitli yollardan vücuda giren mikropların meydana getirdiği iltihabı şişiklerdir. Bir kısmı hemen derinin altında oluşur, diğer kısmı ise daha derinde dokuların içinde oluşur. Abse ve çıbanlar eğer ağrılı ve ateşli olursa bunlara sıcak abseler denir. Soğuk abseler ise ağrısız ve ateşsiz olurlar.
lt;img src=quot;images/abse-kadin-ciban.jpgquot; alt=quot;abse, kadın, abse tedavisiquot; title=quot;abse, kadın, abse tedavisiquot; width=quot;200quot; height=quot;355quot; /gt;
Abse ve çıban bitkisel tedavi şekli; Her iki çeşidinde evvela olgunlaştırılıp patlayacak hale getirilmesi gerekir. Apseyi olgunlaştıran ilaçlar zamanla patlamayı da gerçekleştirir. Çıban patladıktan sonra içi dikkatle boşaltılır. Temizlik şartlarına dikkat ederek pansuman edilip sarılır. Çıbanın boşalması bir defada bitmezse kullanılan ilaç tekrar çıbanın üzerine konur. Kalan iltihabı yeniden toplayıp boşaltılır. Abseamp;#8217;nin üzerine quot;Göz otuquot; bağlanır.  Bir yumurta sarısı un ile karıştırılıp hamur haline getirilir. Bu hamur iki çay kaşığı zeytin yağıyla iyice yoğrulur. İltihaplı bölge sabunla iyice yıkandıktan sonra, temiz bezlerle hamur absenin üzerine bağlanır. İşlem sekiz saatte bir tekrarlanır. Bir şeker kaşığı kara sakız ile bir şeker kaşığı balmumu eritilerek karıştırılır. Temiz bir bezle çıbanın üzerine bağlanır. İltihap boşalana kadar tatbikata her gün devam edilir. Bir kuru soğan külde pişirilip ortasından ikiye bölünür. Yarım şekilde absenin üzerine sarılır. Birkaç tane zeytin çekirdeğiyle beraber, iyice ezilerek hasta bölgeye bağlanırsa önce iltihabı toplar, sonra da patlatır. Bu işlemin birkaç kez yapılması lazımdır. İnsan vücudundaki bu tip rahatsızlıklar için aşağıdaki şifalı sulara gitmek faydalı olur.

Kırşehir Bulamaçlı Ilıcası: Kalsiyum, arsenik, klorür, bikarbonat, karbondioksit ve radyoaktif maddeler ihtiva eder. 43 derece sıcaklıktadır. Karaciğer, safrakesesi, mide ve bağırsak üzerine etkilidir.</description>
<link>http://www.beslenme.gen.tr/Saglik/Abse_ciban_tedavisi.html</link>
</item>

<item>
<title>Ağız kokusu tedavisi</title>
<category>Saglik</category>
<description>Çeşitli sebeplerle ağızda meydana gelen kokuya ağız kokusu,denir. Kişinin kendisi bunun farkında bile olmaz. Buna quot;Nefes Kokusuquot; da denir.
lt;img src=quot;images/agiz-kokusu.jpgquot; alt=quot;ağız, ağız kokusuquot; title=quot;ağız, ağız kokusuquot; width=quot;290quot; height=quot;204quot; /gt;
Ağız kokusu sebepleri: Ağız, diş ve dişetlerinin iyice temizlenmemesi, Misvak (fırça) kullanmamak , Aşırı derecede açlık, Midede hazımsızlık Zamansız uyumak, Bademcik ve burun iltihaplan, Mide hastalıkları, diş çürükleri, Ağız ve dişeti hastalıkları vs. gibi şeylerdir. Ağız kokusunun en önemli sebeplerinden biri şüphesiz ki, temizliğe dikkat etmemektir.

Ağız Kokusunu Giderici bitkisel tedavi yöntemleri: Turunç kabuğu ağızda tutulduğu zaman, ağız kokusunu güzelleştirir. Altın, ağızda tutulduğu zaman, ağız kokusunu giderir. Ağız ve dişleri iyice temizlemek. Zencefil, ağız kokusunu güzelleştirir. Misvak, ağız kokusunu ve dişlerin sararmasını giderir. Tuz, dişleri parlatır, ağız kokusunu giderir, diş etlerini kuvvetlendirir. Kereviz, ağız kokusunu gidermek için faydalıdır. Kuru üzüm ne güzel bir gıdadır. Sinirleri kuvvetlendirir, yorgunluğu giderir, ağız kokusunu güzelleştirir, balgamı giderir ve cildi güzelleştirir. Zeytin ve kuru üzüm ağız kokusunu giderir. Susam küspesi yemek, ağız kokusu yapar.</description>
<link>http://www.beslenme.gen.tr/Saglik/Agiz_kokusu_tedavisi.html</link>
</item>

<item>
<title>Adet kanaması bitkisel tedavi</title>
<category>Saglik</category>
<description>Herhangi bir özür, sebebiyle olmaksızın, erginlik çağına gelmiş kadınların belli aralık ve belli zamanlarda rahimlerinden gelen kana hayız kanı denir. Buna göre; Hamile kadın adet görmez, Erginlik çağma gelmeyen genç kız adet görmez, Adetten kesilmiş yaşlı kadın hayız görmez, Doğum, düşük ve özür sebebiyle gelen kan quot;hayız kamquot; değildir. Bunlardan gelen kan özür kanıdır. Adet kanamasının en azı üç gün, en çoğu ise on veya on beş gündür. Adet kanamasının devam süresi her kadına göre değişiklik gösterir. Her kadın için alışkanlık haline getirilmiş bir süre ' vardır, bu süre dışında olan kanama, ' adetten değildir.
lt;img src=quot;images/adet-kanamasi.jpgquot; alt=quot;adet, adet kanaması, kadınquot; title=quot;adet, adet kanaması, kadınquot; width=quot;310quot; height=quot;305quot; /gt;
Bazı kadınlar, adet kanaması sırasında, bilhassa başlangıç günlerinde ağrı, sıkıntı, yarım baş ağrısı ve cinsî münasebete karşı isteksizlik gibi bir takım sıkıntılar geçirdiği için, bir nevî ruhî olarak hastadırlar. Hamile olan kadın adetten kesilir. Zira adet görme zamanında rahimden dışarı atılan kan, hamilelik müddetince ; çocuğa gıda haline dönüşür. Çocuk bu ; gıdayı göbek kordonu vasıtasıyla alır.

Hayız Kam ile Özür Kanı Arasındaki Fark: Adet kanamasının belli bir zamanı vardır. Özür kanamasında ise belli bir zaman yoktur. Adet kanaması rahimden gelir. Özür kanı ise damardan gelir. Adet kanının rengi siyahımtırak ve özel bir kokusu vardır. Özür kanı ise, burun kam gibi açık renkli olup kokusu da yoktur.

Emzikli Kadın Adet Görmez: Emzikli kadınlar genel olarak âdet görmezler.

Adet Kanamasının Zamansız Kesilmesi Adet kanamasının yaş itibariyle zamansız kesilmesi hâlinde, kanamanın devamını sağlamak için uyluktan veya uyluk damarlarından kan alınır.

Kanamayı Durdurmak: Kadınların kendilerine zarar vermeyecek bir ilaç kullanarak, âdet kanamasını durdurmaya çalışmaları câizdir. Ancak bu hareket, kadının kısırlaşmasına ve neslin devamına engel olacak olursa câiz değildir. Eğer kadının kocası varsa, onun da iznini alması lâzımdır.

Adet Kanamasını Çoğaltan Bazı Maddeler: Kekik; idrarı ve âdet kanamasını söktürüp çoğaltır. Papatyanın suyu içilir veya lapasının üzerine oturulursa, idrarı ve âdet kanamasını söktürür. Sarımsak, âdet kanamasını çoğaltır. Havuç tohumu adet kanamasını söktürür. Çaman otunun kaynatılmış suyu içilirse, âdet kanamasını çoğaltır. Çörekotu yemek, âdet kanamasını ve sütü çoğaltır. Çörekotundan bir defasında yarım dirhem (1.6 gram); bir günde ise iki dirhem (6.4 gram)'dan fazla alınmamalıdır.</description>
<link>http://www.beslenme.gen.tr/Saglik/Adet_kanamasi_bitkisel_tedavi.html</link>
</item>

<item>
<title>Ekinezya cayinin faydalari</title>
<category>Sifali_bitkiler</category>
<description>Ekinezya çayının faydaları ve yararları bir hayli çoktur. Şifalı bitkilerin her derde deva olduğu bir dönemde ve şifalı bitkilerle tedavinin bitkisel tedaviye herkezi, önem verdiğini biliyoruz. Son zamanlarda h1n1 virüsü adı altında domuz gribi diye adlandırılan gribe karşı en koruyucu bir şifalı bir bitkidir. Ekinezya bitkisi Kuzey Amerika'da yetişmektedir. 

lt;img src=quot;images/ekinezya-cayi.jpgquot; alt=quot;ekinezya çayıquot; title=quot;ekinezya, ekinezya çayıquot; width=quot;299quot; height=quot;195quot; /gt;

Bu yerli olan bitkilerin sayıları dokuzdur, ve dokuz bitkiden birisinin adı da ekinezyadır. Bu bitkinin keşif edilmesi kızıl dereliler zamanına kadar inmektedir, o dönemlerde bir çok hastalığın tedavisinde kullanılmıştır. Yapılan istatistikler sonucunda ekinezyanın insan vücüdunun bağışıklık sistemini güçlendirdiğini normal bağışıklığın üç veya dört kadar yükselttiğini, mikroplara karşı ve virüslere karşı vücudu dirençli yaptığı kanıtlanmıştır. Türkiyeamp;#8217;de ne yazık ki ekinazya yetiştirilmemektedir.Tıbbi açıdan kullanabilmek içinde yurt dışından satın alınmaktadır. Gripten en iyi bitkisel tedavi şeklinde korunmak için, ekinezya çayı tüketin.</description>
<link>http://www.beslenme.gen.tr/Sifali_bitkiler/Ekinezya_cayinin_faydalari.html</link>
</item>

<item>
<title>Domuz gribinden korunma yolları</title>
<category>Saglik</category>
<description>Bundan çok değil, bir iki yıl önce kuş gribi diye, halkı paniğe sokmuşlardı, daha sonra kene, şimdi de domuz gribiyle toplumumuz karşı karşıya, insanların aklında bir sürü soru işaretleri dolaşmakda. Okulların tatil edilmeleri, grip aşılarının vurulması, vurdurmak istemeyenler, isteyenler paranoyak bir yaklaşımla nereye gittiği belli olmuyor. Tıp bu konuda çaresiz kalmadı elbette h1n1 aşıları çıkarıldı, ancak yan etkileri olduğu söyleniyor, devletin üst yetkilileri vurdurmuyor, dolayısıyla halkda bu durumdan etkilenip vurdurmama kararı alıyor. 

lt;img src=quot;images/domuz-gribi-h1n1.jpgquot; alt=quot;domuz gribiquot; title=quot;domuz gribiquot; width=quot;300quot; height=quot;200quot; /gt;

Domuz gribinde en önemli etken doğru beslenmedir. Bol, bol c vitamini, a vitamini almalısınız. Doğal ve organik yollardan, portakal, mandalina, elma, limon bunları günlük yaşamınızın bi parçası olarak kabullenerek, ve temiz, titiz olarak bu hastalığa yakalanmama riskinizi azaltıyorsunuz.

Domuz gribine yakalandıktan sonra bazı belirtiler ortaya çıkar. Bu belirtiler şöyledir.

Yüksek ateş, boğazlarda ağrı hissi, kuru öksürük, vücutta halsizlik, bitkinlik, ve ağrılar, ve ara, ara titreme olaylarıyla kendini belli eden bir hastalık. Domuz gribine domuz gribi denmesin deki sebep, Meksikada, grip olan bir insan, hayvana gribini bulaştırıyor, hayvan grip olduktan sonra, virüsü kapıyor, ve bu virüs hayvan da evrim geçiriyor, başka bir hal alıyor ve bu sefer hayvandan insana bulaşıyor. Bilim adamları bunu böyle açıklıyorlar. 

Virüsün bulaşma şekli; Genel olarak istatistiklere bakılınca en çok solunum yoluyla bulaşıyor. Mevsimsel grip aşınızı vurdurarak, doğru beslenerek, bu hastalığa yakalanma riskinizi en aza indirebilirsiniz.

Yazılarımızı facebook’da paylaşarak, daha çok kullanıcıya, bu bilgileri ulaştırmamızda yardım edebilirsiniz. Bunun için facebook paylaş’a tıklamanız yeterlidir.
Domuz gribi, Türkiyede yaklaşık olarak 100 kişinin canını almıştır, daha fazla canların gitmemesini Allah’dan dileyerek yazımıza, beslenme.gen.tr olarak son veriyoruz. Sağlıklı günler dileriz.

Domuz gribinden korunma yöntemleri şöyle,

S.d.ü’de yapılan bir araştırmada, normal grip eneksiyonunda uygulanan yüzeylere temaslardan sonra ellerimizi mutlaka yıkamımızı hijyen kurallarına uymamızı söyledi.</description>
<link>http://www.beslenme.gen.tr/Saglik/Domuz_gribinden_korunma_yollari.html</link>
</item>

<item>
<title>1-6 yaş bebek beslenmesi</title>
<category>Beslenme</category>
<description>İlk yaştan sonra çocuğun büyüme hızında yavaşlama ve büyüme tablosunda değişme başlar. Bir yaşından sonra bebeklikteki yağ oranı düşer, kaslar gelişme, kol ve bacaklarda uzama, iskelette sertleşme, diş sayısında artma görülür. 

lt;img src=quot;images/1-3-yas-cocuk-bebek.jpgquot; alt=quot;çocuk, bebekquot; title=quot;çocuk, bebekquot; width=quot;380quot; height=quot;375quot; /gt;

Kasların gelişmesiyle çocuk dik durmaya ve yürümeye başlar. Kemikler yavaş uzar, ancak kalınlaşır, minerallerin depolanması hızlanır. İskelet, artmakta olan vücut ağırlığını taşıyabilecek şekilde güçlenir. Bu değişikliklerin yanı sıra çocuğun hareketleri, çevreye ilgisi, merakı ve yemeğini kendi kendine yeme isteği artar. İlk yaşlarda çocukta bencilleşme, olumsuzlaşma ve bağımsızlaşma eğilimi görülür. 

Çocuk büyüdükçe bu tutum ve davranışlarda değişme ve olgunlaşma, hareketlerinde artma, oyunlarda zorlaşma, koşma, hoplama, çevreyi tanıma, hayvan gücünde gelişme olur. Zihinsel, duygusal ve sosyal yönden gelişme hızlanır, çevresindekilerden daha çok etkilenmeye ve onları taklit etmeye başlar. 

Çocuğun beslenmesi, bu fiziksel, ruhsal ve sosyal yönden gelişme özelliklerine göre düzenlenir. Okul öncesi çocukları hızlı büyüdükleri için, vücut ağırlıklarının kilosu başına enerji ve besin öğesi ihtiyacı yüksektir. Okul öncesi çocukların günlük enerji gereksinmesi, protein ihtiyacı, mineral ve vitamin ihtiyacı vardır. 

Çocuğun beslenmesinde temel ilke; enerji ve besin öğelerine ihtiyacı sayısı ve sindirim sistemine uygun çeşit, miktar ve kıvamdaki besinleri seçerek karşılamak, bunu yaparken iyi beslenme alışkanlıkları kazandırmaktır. Çocuğun yeterli ve dengeli beslenip beslenmediği, boy ve ağırlık ölçüleri normal ölçülerle karşılaştırılarak anlaşılabilir. 

İyi beslenen çocuk canlı, hareketli, neşeli ve istekli olur. Vücut yapısı normal ve sağlam görünür. Hastalıklara dirençlidir ve hastalanınca kolay iyileşir. Bu ve benzeri özellikleri taşıyan, boy ve ağırlığı normal ölçülere uygunluk gösteren çocuğun iyi beslendiği söylenebilir. 
</description>
<link>http://www.beslenme.gen.tr/Beslenme/1_6_yas_bebek_beslenmesi.html</link>
</item>

<item>
<title>1-3 yaş çocuk bebek gelişimi ve beslenmesi</title>
<category>Beslenme</category>
<description>Çocuğun bir yaşından önceki ve hemen sonraki beslenme şekli pek farklı değildir, yalnız ilk yaşlardaki ile beş-altı yaşlarındaki çocukların beslenmesinde gözetilecek esaslarda önemli ayrılıklar vardır. Küçük çocuğun diş durumu gibi yapısal özellikleri, davranışları, istekleri, deneyimleri, yapmak istedikleri ve yapabildikleri çelişkilidir, uyumsuzdur. Bu sebeple ilgi ve yardıma muhtaçtır. Kendi kendine bırakılmayıp denetim altında tutulması ve beslenmesinin bu özelliklerine göre düzenlenmesi gerekir. 

lt;img src=quot;images/1-3-yas-cocuk-bebek.jpgquot; alt=quot;çocuk, bebekquot; title=quot;çocuk, bebekquot; width=quot;380quot; height=quot;375quot; /gt;

1-3 yaş grubu çocuklarının beslenmesi şu esaslar doğrultusunda düzenlenir. Çocuk büyüdükçe, besin gruplarından verilecek yiyeceklerin miktarı artırılır. Diyet, yeni besinler eklenerek çeşitlendirilir. Yiyecekler, çocuğun diş yapısı ve çiğneme özelliğine uygun olarak hazırlanır. İlk yaşlarda, diyetin önemli kısmını yumuşak besinler oluşturur. Aşamalı olarak diyete taneli, katı-sert besinler eklenir. Diyet ve öğünler çocuğun davranış ve duygusal özellikleri gözetilerek düzenlenir.
 
Çocuğun,uygun ortam ve durumda, gereksiz engellemelerden kaçınılarak ve yardım edilerek yemesi sağlanır. Her çocuğun gelişim ve kişilik özellikleri bazı değişiklikler gösterir. Bu nedenle, temel ilkelere bağlı kalmak ve besin gruplarından alınması gereken yiyecekleri yeterince vermek koşuluyla çocuğun beslenmesi, çocuğun  özelliklerine uygun olarak düzenlenmelidir. Çocuk büyüdükçe alması gereken yiyecek miktarında artış olmaktadır, ancak yetişkinler kendi tükettikleri miktarla karşılaştırarak çocuğun yediğini genellikle az bulmakta, çocuğu zorlamakta ve ters sonuçlar almaktadır. Bazı çocuklar ise, aşırı miktarda yiyerek daha ilk yaşlarda şişmanlamaya başlamaktadır. O nedenle, aile bireyleri çocuğun yemesi gereken miktarlarda gerçekçi olmak, çocuğu yönlendirmek zorundadır. 

Çocuğa gereğinden fazla yiyecek verilerek ilgisi azaltılmamalı, büyükler kadar yemesi beklenmemelidir. Çocukların bir kısmı taneli ve katı besinleri çiğnemekte güçlük çekerler ve almak istemezler. Bu çocuklara yumuşak yiyecekler ve ezmelerin yanı sıra kolay çiğnenebilecek meyveler verilerek alıştırılmalıdır. 
Çocukların bazıları genellikle iki yaşlarında, yiyeceklere günden güne, öğünden öğüne bile değişik yaklaşım gösterebilir. Severek yediklerini bile reddedebilir ya da tersine yapabilirler. Bu aynı yiyeceğin aynı şekilde ve sık verilmesinden , açlık duygusunun belirmemesinden ya da başka bir ruhsal gerginlikten kaynaklanır. Yememek için direnen, saçıp savuran çocuğa zorla yedirmeye çalışmamalıdır. Hırçınlık göstermeden ve önemseyiş gibi gözükmeden yemek kaldırılmalıdır. 

Çocuk yemeğin oyuncak, beslenmenin bir oyun olmadığını sezmeli, çocuğun  yemek istemediğini ya da aç olmadığını da yetişkinler anlamalıdır. Bu durumda en uygun yol, çocuğun yemek istemesini ya da açlık belirtileri göstermesini beklemektir. İlk yaşlardaki çocukların yapmaya çalıştıkları ile yapabildikleri farklılık gösterir. Çocuk kendi yöntemleriyle ve kendi kendine yemek ister, ama bazen yardımsız beceremez. Kaşığı, bardağı tutmak isteyen, beceriksiz de olsa ağzına götürmeye çalışan çocuk özendirilmeli, caydırıcı davranışlarda bulunmayıp yardım edilmelidir. 

Çocuğun kullanacağı tabak, kaşık, bardak, kolayca tutabileceği biçim ve büyüklükte ve dayanıklı olmalıdır. Düz yada çok çukur tabak yerine, kendi ve çocuğun yemeği kaşığa kolayca alabileceği derinlikte tabak kullanılmalıdır. Bardak saydam ve küçük olmalıdır. Çocuğun bütün giydikleri, önlüğü, iskemlesi, masası kullandığı her tür araç kolay temizlenebilecek özellikte olmalıdır. Masası, iskemlesi uygun büyüklükte ve yükseklikte olmalı, çocuk rahat hareket  edebilmelidir. Küçük, düzgün ve döküp saçmadan yiyemeyeceğinden çevreyi de koruyucu önlük alınmalı, temizliği kolay örtü, önlük ve benzeri kullanılmalıdır. Tersi durumunda annenin çocuğa davranışı olumsuzlaşır. 

Bu da çocuğun beslenmeye ilgi isteğini azaltır. Çocuğun önlüğü, masa ve iskemlesi gibi kullandığı eşya renk yönünden de uygun olmalı, canlı renkler seçilmelidir. Küçük çocuklar, yiyeceklere dokunmaktan kendi kendilerine yemekten hoşlanırlar. Uygun yiyecekler, tabağına elle alabileceği büyüklükte yada lokmalık parçalara ayrılarak verilebilir. Kayısı, şeftali, armut gibi meyvelerden yumuşak olanları, kavun karpuz, çilek, portakal dilimi, marul, havuç gibi sebze ve meyveler çocuğa verilir. Zarı, kabuğu, çekirdeği iyice temizlenip parmak büyüklüğünde, eliyle tutabileceği büyüklükte birkaç çeşit yiyecek çocuğun tabağına konup istediğinden alması sağlanır yada eline verilir. 

Yiyecekler, renk, doku, kıvam ve şekil yönünden çocuğun hoşuna gidebilecek nitelikte hazırlanmalıdır. Besinlerin be şekilde hazırlanması, ilk yaşlarda bile çocuğun beslenmeye karşı ilgisini artırır ve daha düzenli beslenmesine yardımcı olur. Örneğin, kasedeki çiçek motifini görmek için yemeğini bitirir, muhallebisi içine konmuş renkli küçük bir meyve ,  yumurta sarısı üzerindeki maydanoz gibi bir yeşillik çocuk için hoş bir sürpriz olabilir. Bu ve benzeri uygulamalar, özellikle iştahsız çocukların yemesini kolaylaştırabilir. 

Ancak, çocuğun gelecek de aynı uygulamaları bekleyecek, bir yiyeceği başka türlü tüketmeyi engelleyecek alışkanlık kazanması da önlenmelidir. O nedenle, her yiyeceğin değişik şekillerde hazırlanarak yedirilmesi daha uygundur. 
Küçük çocukların beslenmesinde gözetilmesi en önemli noktalardan biri de, onları kazalara karşı korumaktır.  Kesici, batıcı, kolay kırılabilen, bıçak, çatal, tabak, cam bardak gibi araçlar kullanılırken, özellikle ilk yaşlarda dikkatli olunmalı, bunları ve benzerlerini çocuğun yanında bırakmamalıdır. Çocuğun uzanabileceği, bir şey üzerine çıkarak alabileceği yerlerde yiyecek, zararlı madde, ilaç, kesici, batıcı,yanıcı madde bulundurulmamalıdır. 

İlk yaşlarda çocukların ellerine geçen her şeyi ağızlarına götürdükleri, sürekli denetim altında tutulmaları ve korunmaları gerektiği unutulmamalıdır. Küçük çocuklara, fındık, fıstık, çekirdek, küçük taneli, sert kabuklu ve çekirdekli meyveler kemikli et, kılçıklı balık verilmemelidir. Karpuz ve kavun gibi meyveler çekirdekleri temizlendikten ; erik, şeftali, elma gibi meyvelerin kabuğu soyulduktan sonra verilmelidir. Çekirdek, kemik, kılçık gibi sert maddeler çocuğun yemek ve soluk borusuna kaçabilir. Takılabilir ve çok tehlikeli olabilir. 
 </description>
<link>http://www.beslenme.gen.tr/Beslenme/1_3_yas_cocuk_bebek_gelisimi_ve_beslenmesi.html</link>
</item>

<item>
<title>Bebek ek gıda besin</title>
<category>Beslenme</category>
<description>Bebeğinizi ek besinlere nasıl alıştaracağınızı bilmiyormusunuz ? Beslenme.gen.tr olarak bebek besin ve ek besinleri nasıl alıştırılır açıklıyoruz. Bebek memeden kesilinceye dek çeşitli besinlere alıştırılır. Değişik besinlere alıştırılan bebek 7-8 aylıkken ya da daha sonra memeden kesilebilir. Bu sırada, bebek memeden kesilse de kesilmese de çeşitli besinlere alıştırılmış  olması gerekir. Memeden kesilen bebeğe,günde 2-3 su bardağı kadar süt 0.5 kibrit kutusu büyüklüğünde tuzu çıkarılmış peynir ya da çökelek verilmesi gerekir. Sütün yarısı kadarından yoğurt ve sütlü tatlı yapılabilir. 

lt;img src=quot;images/anne-sutu-emzirme.jpgquot; alt=quot;bebek anne, ana bebekquot; title=quot;ana bebek, bebek annequot; width=quot;240quot; height=quot;315quot; /gt;

Çocuk, 7-8 aylık olunca, önce açıklanan besinlere alıştırılmışolmalıdır. Bu aylarda, çocuğa aile içi pişirilmiş yemeklerin uygun olanlarından verilebilir. Çocuk aile sofrasına da alınmaya başlanabilir. Ek besinlere alıştırılan çocuğun günlük diyetinde, besin gruplarının tümünden, yiyebileceği miktarda, şekilde ve çeşitte besin bulundurulmalıdır. Günlük alınması gereken besinler, çocuğun yaşına ve durumuna göre 4-6 öğünde verilebilir. İştahsız çocuklar için, hacim yönünden az, besin değeri yüksek besin seçilir, uygun olanlar birbirine kaıştırılır. Örneğin, yumurta çırpılıp süte katılıp buharda pişirebilir yumurta ve etler çorbalara eklenebilir, makarna, ekmek, yumurta, etler, uygun olan besinlerle karıştırılır.

Bunların yanı sıra bebeğinizi ek besinlere alıştırırken uymanız gereken bazı prensipler ve kurallar vardır. Bunlar ; 

Ek besinlere gecikmeden başlanmalıdır. Çeşitli besinlere başlamak için verilen zaman ortalamadır. Çocuğun genel durumuna göre bazı besinlere belirtilen zamandan biraz önce ya da  sonra başlanabilir. Yeni besine, çok az miktarda verilerek başlanır ve yavaş, yavaş artırılır. Kaşıntı,kusma,dışkı da bozulma gibi belirti gösteren çocuklara, kuşkulanılan besin bir süre verilmez, sonra yeniden denenir. 

Ek besinlere teker, teker başlanır. Birine alıştıktan ve lezzetine aldıktan sonra başkasına alıştırılır. Çocuk alışmış olsa da, bir öğünde  çok çeşitli besin bulundurulmaz. Yeni besin denenirken, önce yeni besin, sonra alıştığı besin verilir. Çocuğun severek yemediği, almak istemediği yiyecekler sevdiklerine katılarak denenebilir. Almamakta direnen çocuğa zorla yedirmeye çalışılmaz bir süre zaman geçince sonra yine denenir. 

Çocuk tatlı, tuzlu, ekşi her türlü lezzete alıştırılır. Muhallebi, sütlaç gibi tatlılara gereğinden çok şeker konmaz; meyve sularına şeker eklenmez, bazen az olarak katılabilir. Çocuk, şekere , tatlılara aşırı düşkün olacak şekilde alıştırılmaz.

Yiyecekler, türüne göre öğünlük ya da günlük hazırlanabilir, kapalı olarak soğutucuda bekletilir. Soğutucu yoksa, uygun olanlar bir öğünlük hazırlanır,  günlük hazırlananlar kapalı olarak ve serin yerde bekletilir, sinek, toz ve benzerlerinden korunur. Yiyeceklerin miktarı, çeşidi, kıvamı, rengi, yedirme  sıcaklığı, çocuğun sindirim sistemine, gereksinmesine ve isteklerine uygun özellikte hazırlanır. Israr ve zorlamadan kaçınılır. Besinler bebeğe sürekli şişe(biberon) içinde verilmez, kaşıkla da almaya alıştırılır. Şişeye takılan emziğin bebeğin ağzına uygun büyüklükte olmasına özen gösterilir. 

Çocukla ilgili, besin hazırlama, pişirme ve yedirmede kullanılan araçlar sabunlu suyla iyice yıkanıp durulandıktan sonra suda kaynatılır, bu yapılamıyorsa yıkandıktan sonra kaynar suyla durulanır, kurulanmaz. Yeterli sayıda süt şişesi ve emzik bulundurulur. Besinler plastik kaplarda hazırlanmaz ve bırakılmaz. Çocuğa verilecek yiyecekler iyice yıkanarak temizlenir, temiz kaplarda hazırlanır, serin yerde  ve kapalı olarak bekletilir, kirli el değdirilmez, sinek gibi zararlılardan korunur. Bazı anneler ya da başkaları, kaşığı, yemeği kendi ağzına soktuktan sonra çocuğa vermektedir. Bazı kişiler, yiyeceğin tadına, sıcaklığına bakmak, ısıtmak, soğutmak, yumuşatmak ve parçalamak için yiyeceği kendi ağzıyla alıp oradan çocuğa yedirmektedir. 

Bu ve benzeri uygulamalar çok yanlış ve tehlikelidir. Çocuğa çok çeşitli hastalıklar geçirebilir. Benzeri yanlış davranışlarda bulunan kimselerde belli bir hastalık belirtisi olmasa bile, çocuğa mikrop bulaşarak hastalanmasına yol açabilir. Çocukların çok dayanıksız oldukları, kolayca hastalanabilecekleri unutulmamalıdır. Çevre, yiyecek, birey temiz ve sağlıklı olmadıkça, çocuğun sağlıklı beslenmesi sağlanamaz.

</description>
<link>http://www.beslenme.gen.tr/Beslenme/Bebek_ek_gida_besin.html</link>
</item>

<item>
<title>Bebeklerde süt yerine kullanılan mamalar</title>
<category>Beslenme</category>
<description>Hayvan sütlerinden anne sütü yerine kullanılan mamalar yapılmakta ve bazı mineral ve vitaminlerce zenginleştirilmekte, kısa sürede bozulmayacak biçimde, kutulara konulmaktadır. Kutular üzerinde, mamanın bileşimi, nasıl kullanılacağı, hangi aylarda ne kadar suya kaç ölçek konacağı yazılıdır. Kutuda ölçek de bulunur. Anne sütü yerine kullanılan bu mamalar çeşitli isimler altında satılır. Normal bebeklerin beslenmesinde kullanılmak üzere yapılanlar yanında, cılız ve hasta bebekler için hazırlanan mamalar da vardır. Ülkemizde de çeşitli mamalar yapılmaktadır. 

lt;img src=quot;images/anne-sutu-ana-anne-sut.jpgquot; alt=quot;anne sütü, sütquot; title=quot;ana, anne, bebek, anne sütüquot; width=quot;400quot; height=quot;265quot; /gt;

Hiçbir mama anne sütünün yerini tutamaz. Anne sütü bulunduğu sürece, bebekleri mamalarla beslemeye özenmemelidir. Bu konudaki tüzük ve yönetmeliklere, belirlenmiş standartlara uygunluğu ambalajı ya da etiketi üzerinde gösterilmemiş hazır mamalar kullanılmamalıdır. 

Süt tozu süt suyunun tümüne yakın bir bölümünün özel yöntemlerle uçurulmasıyla elde edilir. Süttozu, madeni kaplarda ve özel plastik torbalarda hava almayacak ambalajlar içinde satılır. Yağlı ve yağsız süttozları vardır yağsız olanı yağlı olanından daha uzun süre bozulmadan dayanır. Kapalı olarak serin yerde saklanır. Süttozundan içme sütü yapılabilir, yoğurt ve sütlü tatlılar yapmada da yararlanılır. Süt bulunmadığı zamanlarda çocuk beslenmesinde de süttozu kullanılabilir. Süttozu ambalajındaki tarifeye göre sulandırılır. Süttozundan süt elde etmede, kaynatıldıktan sonra ılıtılmış su kullanılır. Bayatlamış, bozulmuş, koku oluşmuş süttozu, çocuk beslenmesinde ve başka amaçla kullanılmamalıdır. 

Yoğurt ; Süt,önce açıklandıgı gibi 5-10 dakika  kaynatılır. Kaynatma süresi 10 dakika geçmez. Elin dayanacağı sıcaklıkta, 1 litre süte bir çorba kaşığı kadar yoğurt iyice ezilerek katılır. Karıştırıldıktan sonra kapağı kapatılıp kalın bir örtüyle sarılır ve mayalanmaya bırakılır. Yoğurt 5-6 saat içinde tutar. Serin yerde bekletilir.istenirse,süttozundan da yogurt yapılır.

Çocuğa her  yaşta yoğurt verilebilir. Sıcak mevsimlerde soğutucu olmazsa ailelerin sütü bozulmadan bekletmeleri zordur. Yoğurt ise kolay bozulmaz zararlı mikroplar kolay üremez. Günlük yapılmış yoğurt ,çırpılarak süt bebeğe verilir. 
Normal süt alan bebeklerde 1,5-2,0 aylıktan sonra yoğurt verilebilir. Önce bir çorba kaşığı kadar verilebilecek miktarı bir çay bardağına çıkarılır. Yoğurt bazen az miktarda şekerde  konabilir. 
Muhallebi ise pirinç unundan ya da buğday unundan yapılabilir. Silme yemek kaşığı un, bir orta büyüklükte su bardağı kadar sütte ezilir,ateşte karıştırılarak pşirilir. Ateşten indirilmeye yakın bir silme yemek kaşıgı dan şeker eklenir.
Bebeğe muhallebi verilmeye 1,5 -2,5 aylıktan sonra başlanabilir.önce çorba kaşıgı kadar verilmeye başlanarak bir küçük kaseye çıkarılır.Muhallebi şişeden (biberondan) sulu yapılır, un az olur.
</description>
<link>http://www.beslenme.gen.tr/Beslenme/Bebeklerde_sut_yerine_kullanilan_mamalar.html</link>
</item>

<item>
<title>Bebeklerde meyve suyu ve meyve ezmeleri</title>
<category>Beslenme</category>
<description>Meyve suyu ya da ezmeleri elde etmek için meyveler iyice yıkanır. Meyve sıkma aracı varsa, meyve araçta sıkılır; ya da yumuşak meyvelerin suyu sıkılıp süzülür. Sert meyveler ise soyulduktan sonra rendelenir ve suyu süzülür. Meyve suyu bekletilmeden çocuğa verilir. Meyve sularına şeker eklenmez. Meyve suyu çıkarmada cam araçların kullanılması uygundur. 
Meyve ezmeleri, yıkanmış ve soyulmuş meyveler rendelenerek uygun ezilerek hazırlanır. Sert meyveler ise az suda pişirilecek yumuşatıldıktan sonra ezilir. 

lt;img src=quot;images/meyve-suyu-meyve-ezmesi.jpgquot; alt=quot;plasentaquot; title=quot;plasentaquot; width=quot;600quot; height=quot;300quot; /gt;

Bebek, karışık besleniyorsa (anne sütü ve hayvan sütüyle) ya da yalnız hayvan sütü veriliyorsa, iki haftalıktan sonra yeni sıkılmış meyve suyu verilmeye başlanabilir. Bebeğe, vitamin veriliyorsa ya da bebek anne sütüyle besleniyorsa meyve suyu verilmesi biraz geciktirilebilir. 

Bebeğe ilk verilebilecek olanlar, portakal, mandalina, elma ve şeftali meyvelerin suyudur. Bebek büyüdükçe başka meyve suları da verilebilir. Meyve suları bir tatlı kaşığı kadardan başlanarak miktarı gittikçe artırılır. Bebek meyve sularına alıştırıldıktan sonra meyve ezmeleri verilmeye başlanır. Bebeğe vitamin verilse bile, daha geç de olsa meyve suları ve ezmeleri verilerek, değişik besinler alıştırılması gerekir. 

SEBZE EZMELERİ: Sebze ezmesi yapmak için sebzeler iyice yıkanır, sonra soyulur ya da ayıklanır. Doğranarak kaynamakta olan az miktardaki suya konulur. Ağzı kapalı olarak yumuşayınca dek pişirilir. Pişen sebzeler püre makinesinden geçirilir ya da tahta kaşıkla ezilir, süzgeçten de geçirebilir. Haşlama suyu kalmışsa atılmaz, ezilen sebzeye katılır. Taze ve ılık olarak çocuğa verilir. Ezmeye çok az yağ ve tuz eklenebilir. Sebze haşlanırken, çekeceği miktarda az su konur. 

ÇORBALAR: Sebze ezmeleri sulu şekilde hazırlanarak çorba da yapılır. Bu çorbalar pirinç, bulgur,un,kırmızı mercimek, dış zarları ayrılmış nohut, fasulye, yumurta sarısı, kıyma veya parça et eklenebilir. Çocuğun yaşına göre çorbaya konan yiyeceklerin çeşidi ve kıvamı ayarlanır. İlk verilecek çorbalar ezme şeklinde hazırlanır. 
Çocuğa mercimek ve tarhana çorbaları, yoğurtlu çorba ve benzerleri de verilebilir. Çorbalara, yakmadan az miktarda yağ, tuz eklenir, baharat, soğan, fazla yağ ve tız konmaz. Çocuk büyüdükçe, aile için pişirilen baharatsız, acısız, fazla yağlı ve tuzlu olmayan ve iyice pişmiş çorbalar ve sebze yemekleri, gerekenler iyice ezilerek çocuğa verilebilir. Yalnız yemek suları verilerek çocuğun ihtiyacı karşılanamaz. 

Bebeğe 3-4 aylıktan sonra çorba verilmeye başlanır. Önce, sebze ve unlu çorbalar verilir. Az miktarda verilmeye başlanarak zamanla artırılır. Etler, haşlanıp ezilerek, köfte yapılarak, çorbalara katılarak çocuğa verilebilir. Bebek 4-5 aylık olduktan sonra sebze çorbalarına kıyma ve parça et  konarak iyice ezilir ve azdan başlanarak verilir. Kıyma çorbaya konmadan önce kendi suyuyla biraz pişirilir. Karaciğer ve beyin, zarları çıkarılarak az suda  pişirildikten sonra ezilir ya da püre makinesinden geçirilir. Sebze çorbalarına katılarak  ya da yalnız olarak verilir. Karaciğer ve beyin gibi besinlere, bebek 5-6 aylıkken başlanabilir. Önce bir çay kaşığı kadar verilir ve 1-2 yemek  kaşığı kadar artırılır. Haftada bir kez karaciğer verilebilir. 

İnce çekilmiş yağsız kıymadan, baharat ve soğan koymadan, az ekmek içi eklenerek az tuzlu köfte yapılıp ızgarada pişirilir ve 6 aylık çocuğa alıştırılarak vermeye başlanır. Bebek büyüdükçe, aile için hazırlanan fazla yağlı, tuzlu olmayan, baharat konmamış, yağda kızartılmamış köfte, parça etli ve kıymalı yemekler ezilerek verilebilir. 

Bebeğe yumurta verilmeye 3 aylıktan sonra başlanabilir. Önce yumurta sarısı verilir. Yumurta yıkanır, kaynayan suya konur ve 10 dakika kadar pişirilir. Pişmiş yumurta sarısının 1/8  kadarından  başlanarak miktarı yavaş, yavaş artırılır. Bebek 6-8 aylık olunca bütün yumurta verilebilir. Yumurtanın yalnız sarısı ya da bütünü sütle ezilerek, sebze çorbalarına katılarak veya başka yiyeceklerle birlikte çocuğa verilebilir. 

Et sağlamakta sıkıntı çeken aileler çocuklarına, et yokken kuru baklagillerden verebilir.  Et, yumurta almakta güçlük çekmeyenler de çocuklarına kuru baklagil yemekleri vererek alıştırmalıdırlar. Kuru baklagiller, türlerine göre ezilerek, çorbalara katılarak yada 4-5 aydan sonra azdan başlanarak verilebilir. Mercimek, bezelye kuru baklagillerin unlarından çorba yapılabilir. Bu ve nohut, fasulye gibi değişik çorbalara eklenebilir.  Nohut, fasulye gibi kuru baklagiller ıslatılıp kurulandıktan sonra zarları çıkarılıp ezilir ve çorbalara katılabilir. Kuru baklagil de eklenmiş çorbalar kevgirden geçirilerek çocuğa verilebilir. Kuru baklagillerden yapılan çorbalar,un,pirinç,bulgur gibi tahıl ürünleri eklenebilir.
 
Pirinç ya da buğday unu önce muhallebide kullanılan sonra, buğday unu, pirinç, bulgur, şehriye çorba şeklinde verilmeye başlanır. Tuzlu çorba ve tatlı yerine, ekmek içi veya bisküvi sütle ya da yoğurt ezilerek bebeğe verilebilir. Çocuğa 4 aydan sonra baharatsız pişirilmiş tarhana çorbası verilmeye başlanabilir. Pirinç lapası, makarna iyice pişirilip, yalnız olarak ya da yoğurtla ezerek çocuğa 5-6 aydan sonra verilebilir. Makarna, çekebileceği miktarda az pişirilir. Fazla pişirilmez ve pişirme suyu atılmaz. Çorbalara, lapa ve makarna yakılmadan az miktarda yağ eklenir.</description>
<link>http://www.beslenme.gen.tr/Beslenme/Bebeklerde_meyve_suyu_ve_meyve_ezmeleri.html</link>
</item>

<item>
<title>Sütün hazırlanması</title>
<category>Beslenme</category>
<description>Süt bebeğin ayına göre sulandırılır. Sütü hazırlarken şu şekilde hazırlamalıyız. Bebeğe bir günde verilecek sütün hazırlanmasında sıra izlenir. Bu sıralar şöyledir ; 

lt;img src=quot;images/sut-hayvan-sutu.jpgquot; alt=quot;sütquot; title=quot;sütquot; width=quot;290quot; height=quot;295quot; /gt;

Anne sütü verilmeyen ve yalnız hayvan sütüyle beslenen bebeğe günlük verilecek toplam süt miktarı hesaplanır. Örneğin, 3 aylık bebek ortalama 5.0-5.5 kg gelir. Bu bebeğin kilosu başına sıvı ihtiyacı 1ml. dolayındadır. Buna göre 3 aylık bebeğin günlük sıvı ihtiyacı toplam 750-825 ml kadardır. Günlük hazırlanan süt miktarı, ortalama olarak hesaplanan miktardan biraz fazla olmalıdır. Yeterli miktardaki süt temiz bir tencerede kabarıncaya kadar ısıtılır. Kabaran sütün kaymağı kaşıkla parçalanır. Kaynamaya başlayan süt 5-10 dakika süreyle karıştırılarak kaynatılır. Sütün 30-40 dakika kaynatılmasına gerek yoktur. Uzun süre kaynatmak, sütün besin değerini düşürür. 

1 - Bebeğe süt sulandırılarak verilecekse, bebeğin ayına göre süt, kaynatılır su ile sulandırılır. Şeker ve yağ eklenir. 

2 - Sulandırılmış ya da sulandırılmamış süt, temiz süt şişelerine (biberonlara) birer öğünlük miktarda doldurulup ağızları kapatılır. Öğünlük miktar, bebeğin ayına ve öğün sayısına göre 80-150ml dolayında olur. 

3 - Ağzı kapatmış süt şişeleri, su konmuş bir tencereye yerleştirilir ve 15 dk dakika kaynatılır.(sterilize edilir.)

4 - Süt konmuş şişeler(biberon)soğutuca da saklanır. Çocuğa verileceği zaman, şişe sıcak suda bırakılarak ılıklaştırılır. Anne, sütün sıcaklığını bileğine damlatarak anlayabilir. 

5 - Süt her öğün hazırlanmak istenirse, yukarıda açıklandığı gibi kaynatılarak sulandırılacaksa kaynatılmış suyla sulandırılır. Soğutucu bulunmayan yerlerde sütü her öğün sırasında hazırlamak daha uygundur. 

6 - Süt şişeleri, emzikler, kaynatma kapları, kullanılan her türlü araç çok iyi temizlendikten sonra bir dolap ya da tencere içinde kapalı olarak tutulmalı böylece dış etkenlerden korunmalıdır. 
Süt şişesine takılan emziğin deliği normal büyüklükte olmalıdır. Akıtma derecesi şişe aşağı tutularak anlaşıldıktan sonra bebeğe verilmelidir. Bebeğin fazla hava yutmasını önlemek için, süt şişesi boyun kısmı sütle dolacak şekilde tutulmalıdır. Sütün yarısını emince ve emme sona erince bebeğin yuttuğu  hava çıkartılmalıdır. Bebek şişedeki sütü bitiremiyorsa zorla verilmeye çalışılmamalıdır. Artan süt dökülmeli, tekrar kullanılmamalıdır. 

Pastörize edilmiş süt günlük alınmalı, soğutucuda bekletilmeli ve kaynatılmadan bebeğe verilmemelidir. Pastörize süt, soğutucuda bekletilse bile bozulur, bakteri sayısı artar. Bunun için, bekletilmiş süt kullanılmamalıdır. Özellikle sıcak havalarda, kusma ve sürgün durumlarında, sulandırılmış süt ya da hazır mamayla beslenildiğinde, bebeklere öğün aralarında, kaynatılmış ılık su verilmelidir. 
</description>
<link>http://www.beslenme.gen.tr/Beslenme/Sutun_hazirlanmasi.html</link>
</item>

<item>
<title>Anne sütü yerine hayvan sütü kullanılması</title>
<category>Beslenme</category>
<description>Anne sütü yeterli değilse, bebeğe hayvan sütü de verilerek açık kapatılır. Annenin sütü gelmiyorsa ya da hastalık ve görev sebebiyle emzirilemiyorsa, bebek hayvan sütleriyle beslenir. 

lt;img src=quot;images/sut-hayvan-sutu.jpgquot; alt=quot;süt, hayvan sütüquot; title=quot;hayvan sütü, sütquot; width=quot;290quot; height=quot;295quot; /gt;

Hayvan sütü, bileşim yönünden anne sütünden farklıdır ve ilk aylarda bebeğin sindirim sistemine uygun değildir. Bunun için hayvan sütü, bileşim yönünden insan sütüne benzetilmeye çalışılır ve ilk aylarda bebeğe daha uygun duruma getirilir. 
İnek sütünde, anne sütüne  göre protein ve mineral daha çok, şeker azdır. Bebeğin ayına göre inek sütü belirli oranda sulandırılarak protein ve mineral yoğunluğu düşürülür. Sulandırılan sütte şeker ve yağ oranı düşer. 

Bunun için, sulandırılan süte şeker ve yağ eklenir. Hayvan sütü bebeğe 1,5-2,5 aydan sonra sulandırılmadan verilir. Sulandırma işleminde, iyice kaynatılmış su kullanılır. Pastörize ya da sterilize edilmemiş süt de kaynatılır. 

İlk üç hafta ; Süt yarı yarıya sulandırılır. Bir ölçü süte bir ölçü su konur; %5 şeker ve %2 yağ eklenir. Sulandırılmış süte :%5 şeker eklemek için, bir orta boy çay bardağı sulandırılmış süte, bir tatlı kaşığı kadar şeker ya da bir kesme şeker konur. Aynı miktardaki sulandırılmış süte, 0,5 tatlı kaşığı veya bir çay kaşığı kadar  bitkisel sıvı yağ eklenir. 

Üçüncü haftadan sonra ;  İki ölçü süte bir ölçü su konur. Yukarıda belirtildiği miktarda şeker ve yağ eklenir. Bu uygulama, duruma göre bebek 2.0-2.5 ay oluncaya kadar sürdürülür. Bebek, 1,5 aylık olduktan sonra, süt sulandırmadan verilerek denenir. Bebeğin kakasında değşiklik yaparsa, genel durumda bozulma olursa, sütü sulandırma işlemi 2.0-2.5 aya kadar sürdürülür. Bebek 2.0-2.5 aylık olunca, süt sulandırılmaz, şeker ve yağ da eklenmez. 

Bebeğe ilk günlerde,inek sütü yarı yarıya sulandırılarak verildiğinde, bebek buna uyum gösteremezse, süte konan su miktarı artırılabilir ve ilk günlerde bir ölçü süte iki ölçü su konabilir. Sütün sulandırılması konusunda görüşler değişiktir. İlk 5 gün, 1 ölçü sütün 2 ölçü suyla 5-7 günler arasında 2 ölçü sütün 1 ölçü suyla sulandırılmasını, sonrada sulandırılmadan bebeğe verilmesini önerenler, sulandırılmış süte yağ eklenmesini gereksiz bulanlar da vardır. 

İkinci aydan sonra, sütün bir kısmından muhallebi yapılarak bebeğe verilebilir. Sıcak mevsimlerde , sütün saklanması zorsa ve soğutucu yoksa, süt yerine yoğurt da kullanılabilir. 
Beslenme siteniz, beslenme.gen.tr.
</description>
<link>http://www.beslenme.gen.tr/Beslenme/Anne_sutu_yerine_hayvan_sutu_kullanilmasi.html</link>
</item>

<item>
<title>Memeden süt kesmek</title>
<category>Beslenme</category>
<description>Emzirme süresi, annenin süt üretimine, bebeğin duruma ve genel şartlara göre belirlenir. Anne normal miktarda süt üretiyorsa, ilk ayda bebeğin besin ihtiyacı anne sütüyle karşılanır. Ancak bebeğe birkaç aylarda meyve suyu  verilmeye  başlanmasında yarar vardır. 

lt;img src=quot;images/emzirmek.gifquot; alt=quot;meme, emzirmequot; title=quot;meme emzirmequot; width=quot;250quot; height=quot;350quot; /gt;

Anne sütü miktar yönünden  yeterli olsa bile 3-4 aydan sonra bebeğin besin ihtiyacını tam olarak karşılamaz. Bunu için yalnız anne sütüyle beslenen bebekler 2-6 aylar arasında besinleri yemeye yavaş yavaş alıştırılmalıdır. Böylece bebeğin sütle karşılamayan enerji ve besin öğeleri ihtiyacı ek besinlerle sağlanır, hem de bebek meme kesilince çeşitli besinlere alışmış olur. 

Bebek altı aydan sonra memeden kesilebilir, ek besinler yeterince ve rilme şartı ile bir yaşına kadar da emzirilebilir. Bebek memeden kesilince hayvan sütü vermek zorunludur. Temiz ve taze süt bulma imkanı kısıtlı ise süt sağlık kurallarına uygun hazırlanamıyorsa gerekli olan öteki besinler de çocuğa verilerek emzirme bir yaşına kadar ve daha sonrada sürdürebilir. 

Memeden geç kopmak için çocuk günde 1-2 kez emzirilir. Çocuğa öteki öğünlerde başka yiyecekler verilmelidir. 
Gebelik bebeğin hemen sütten kesilmesini gerektiren bir durum olarak olmaz. Ancak hem süt hem de gebe olan kadının iki durumun da getirdiği biçimde beslenmesine özen göstermesi gerekir. Gebe kadın bebeğin aylık oluncaya dek emzirebilir. 
Bebek, diş çıkartma ve hastalık sırasında, çok sıcak aylarda memeden kesilmez. Besin bulma ve bebek için hazırlama imkanları sağlıklı olmayan yörelerde, bebeğe daha uzun süre anne sütü verilmesi uygun olur. Yalnız, çocuğun 2-3 yaşına dek emzirilmesi de sakıncalıdır. Uzun süre emzirilmesi,çocukta bazı ruhsal bozukluklara da yol açabilir.
</description>
<link>http://www.beslenme.gen.tr/Beslenme/Memeden_sut_kesmek.html</link>
</item>

<item>
<title>Emzirme beslenme</title>
<category>Beslenme</category>
<description>EMZİRME: Emzirmede anne ile bebeğin rahat olması ve annenin kişisel temizlik kurallarını titizlikle uygulanması gerekir. Emzirmede aşağıda belirtilenlere uyulmalıdır. 

lt;img src=quot;images/emzirmek.gifquot; alt=quot;emzirme, emziren annequot; title=quot;emzirme, emziren annequot; width=quot;270quot; height=quot;350quot; /gt;

Emzirmeden önce bebeğin altı temizlenerek rahatlaması sağlanmalıdır. Bebeğin sağlığını korumak ve ğöğüslerde olabilecek rahatsızlıkları önlemek için, ğöğüsler emzirmeden önce ve sonra sabunlu suyla temizlenmeli ve duru suyla durulanmalı, temiz bezle kurulandıktan sonra emzirilmelidir. Göğüs temiz tutulmazsa bebeğin ağzında pamukçuk, yara, annenin ğöğsünde rahatsızlıklar oluşabilir. Bu durumda bebek ememez, süt azalabilir. 

Emzirirken annenin rahat şekilde oturması gerekir. Meme verirken, bebek hafif dikçe tutularak fazla hava yutması önlenir. Meme, bebeğin burnunu kapatmayacak şekilde tutulur. Memenin biri iyice boşaldıktan sonra öteki emzirilir. Emzirdikten sonra, anne bebeğini kendi omuzuna doğru dikçe yaslanarak yuttuğu havayı çıkarmalıdır.

Özellikle ilk haftalarda bebeğin memeyi alması zordur, süt de azdır. Gün geçtikçe bebek emmeyi öğrenir, annenin sütü artar ve bebekle anne arasında uyum sağlanır. İlk  haftaların alışma dönemi olduğu unutulmamalı, çıkabilecek sıkıntlara karşı sabırlı olmalı ve emzirmekten vazgeçilmemelidir. 

Açlık duygusu ve midenin boşalma hızı bebeğe göre değişir. Bebeği belirli aralıkla beslemenin yararı varsa da katı kurallardan kaçınmak gerekir. İlk haftalarda bebeğin beslenmesi düzensizdir ve öğün araları kısadır, büyüdükçe öğün araları da uzar. Bebek, ortalama 3.0-3.5 saat aralıkla beslenir. Bazılarını 2.0-2.5 saatle beslemek gerekebilir. 
İlk aylarda bebek ortalama 7-8 kez beslenir, bebek büyüdükçe öğün sayısı 6-7amp;#8217;ye , 9. aydan sonra 4-5amp;#8217; e iner. 
Bebek ilk aylarda sabah saat 7.00amp;#8217; de emzirilerek üçer saat aralıklı olmak üzere gece saat 24.00amp;#8217; te son kez beslenebilir. Gece yarısından sonra da sekizinci öğün süt vermek gerekebilir. İlk birkaç aydan sonra gece yarısından sonraki öğün kaldırılmalıdır. 

Aybaşı, annenin emirmesine engel değildir. Ancak ilaçlar süt yoluyla bebeğe geçeceğinden, doktor önermedikçe emzikli kadın ilaç almamalıdır. Basit kabızlık ve basit sürgün gibi durumlar ilaç kullanarak değil, uygun besinlerle düzeltilmelidir. Zorunlu hastalıklarda, antibiyotik gibi ilaçlar alındığında emzirme ara verilmelidir ve bebek  hayvan sütüyle ya da mamayla beslenmelidir. Annenin salgıladığı süt miktarı az olabilir ve bebeğin beslenmesini önleyebilir. Anne sütünün yetip yetmediğini bebeğin genel  sağlık  durumundan yeterli büyüyüp büyümediğinden ve açlık belirtileri olup olmamasından anlayabiliriz. Yalnız ilk haftalarda bu durum kolay belli olmaz. Bebek düzenli emziriliyor,iki memeyi de iyice emip boşaltıktan sonra belirtileri ve huzursuzluk gösteriyor, normal büyüyemiyorsa anne sütünün yediği anlaşılır.

Bu durumda anne sütü kesilmez, emzirme sürdürülür, ancak yetersizlik hayvan sütüyle giderilir. Bebek bir öğün anne sütüyle , bir öğün hayvan sütüyle beslenir ya da bir öğünde iki meme de iyice emzirilip boşaldıktan sonra hayvan sütü verilir.

</description>
<link>http://www.beslenme.gen.tr/Beslenme/Emzirme_beslenme.html</link>
</item>

<item>
<title>Bebeklerde ilk süt</title>
<category>Beslenme</category>
<description>KOLOSTRUM (İLK SÜT): Süt salgısı ilk günlerde azdır ve sonradan artmaya başlar. İlk günlerde salgılanan süt (kolostrum) koyu, sarımtıraktır, normal süte göre şekeri, yağı az protein ve mineralleri ise çoktur. 

lt;img src=quot;images/anne-sutu-ana-anne-sut.jpgquot; alt=quot;süt, anne sütüquot; title=quot;süt, anne sütü, ana sütüquot; width=quot;410quot; height=quot;276quot; /gt;

Bu sütün miktarı az olmakla birlikte ilk günlerde bebek için yeterlidir. Bebeğe, kolostrum verilmesi zorunludur. Bu süt, bebeği mikrobik hastalıklara karşı koruyucudur, bağışıklık cisimciklerince çok zengindir. A vitamini ve magnezyum tuzları da fazladır. Bağırsak hareketlerini hızlandırıcı etkisiyle bebeğin bağırsaklarının temizlenmesini kolaylaştırır. Kolostrum 3-10 gün içinde normal süte dönüşmeye başlar, miktarca da artar. Annenin durumuna göre, günlük üretilen süt miktarı 600-850 ml. Arasında değişir. Bu miktar daha az ya da çok olabilir. Süt salgılanması çeşitli etmenlerin denetimi altındadır. Bunların başlıcaları şunlardır. 

Annenin ruhsal durumu süt salgısını etkiler. Ani çoşkular süt salgısını azaltabilir  ya da kesebilir. Bu durum fazla adrenalin salgılanmasına bağlanmaktadır. Sinir sisteminin iyi çalışmaması, ruhsal gerginlikler, ani çoşku, üzüntü gibi durumlar ve hormon dengesizlikleri süt salgısını azaltabilir. 

Bebeğin emmesi süt salgılanmasını uyarır. Ancak, yalnız başına emme süt salgısının artması için yeterli olmayabilir. Çünkü göğsün büzülme düzen çeşitli etmenlerin denetimi altındadır.Aşırı yorgunluk süt salgısını azaltabilir. 

İleri derecede beslenme yetersizliği, yeterli sıvı alınmayışı süt üretimini azaltır. Yalnız başına bira, çay,yulaf,helva,baklava gibi besinlerin ya da belirli yiyeceklerin sütü artırdığı inancı doğru değildir. Ancak emzikli kadının yeterli sıvı alması ve beslenme ilkelerine uygun beslenmesi, süt üretimi ve kalitesinde önemli bir etmendir. 
</description>
<link>http://www.beslenme.gen.tr/Beslenme/Bebeklerde_ilk_sut.html</link>
</item>

<item>
<title>Bebek anne sütü</title>
<category>Beslenme</category>
<description>Normal ağırlıkta doğmuş bebek, genellikle 5-6 saat sonra kaynatılmış ve % 5 şeker eklenmiş şekerli suyla beslenir. Önce birkaç çay kaşığı verilir ve yavaş yavaş artırılır; bebek ortalama 2 saat arayla beslenir ve verilen miktar bir fincana çıkarılır. 

lt;img src=quot;images/biberon-cocuk.jpgquot; alt=quot;bebek, biberon, anne sütüquot; title=quot;bebek, biberon, anne sütüquot; width=quot;176quot; height=quot;283quot; /gt;

Doğumdan 12-24 saat sonra da anne sütü verilmeye başlanır.  Ülkemizde genellikle yeni doğan bebek bu şekilde beslenmekte ise de artık bu uygulamadan vazgeçilmektedir. 
Gelişmiş ülkelerde, yeni doğan bebeğe şekerli suyla besleme uygulamalar sakıncalı bulunarak bırakılmıştır. 

Bebek normal doğmuşsa, anne sağlıklı ve durumu uygunsa, emzirme olabildiğince erken başlatılmaktadır. Erken başlatılarak emzirmenin, süt salgısını uyardığı ve artırdığı, süt artışında süreklilik sağladığı ve başka yararları olduğu anlaşılmıştır. 

Bunun için, yeni doğan bebek, annenin durumu uygun olur olmaz emzirilmelidir. 
</description>
<link>http://www.beslenme.gen.tr/Beslenme/Bebek_anne_sutu.html</link>
</item>

<item>
<title>Bebek ve beslenme</title>
<category>Beslenme</category>
<description>Bebek beslenmesi ve bebek gelişimi ek gıdalarıyla çocuğunuzun daha sağlıklı büyümesine yardımcı olmak için anne sütünün bebek beslenmesin de ne kadar yararlı olduğunu aklınızdan çıkarmayın.

lt;img src=quot;images/bebek-yemek-saati.jpgquot; alt=quot;bebek beslenmesiquot; title=quot;bebek beslenmesiquot; width=quot;300quot; height=quot;225quot; /gt;

Bebek için en uygun besin annesinin sütüdür. Anne sütünün yerini hiçbir besin tutamaz. Her canlının kendine özgü bir sindirim sistemi ve beslenme özelliği olduğuna göre, yavrularını bu doğal özelliklerine göre besler. Hayvanın sütü, kendi yavrusu içindir. Anne sütü de bebeğin sindirim sistemine, büyüme özelliklerine  ve ihtiyaçlarına  en uygun besindir.

 Bunun için, zorunlu olmadıkça anna sütü veya başka besinler kullanılmamalı, bu en güvenli beslenme yönteminden  vazgeçilmemeli, bebek ana sütünden yoksun bırakılmamalıdır. 
Anne sütü azsa, yoksa ya da zorunlu sebeplerle anne bebeğini emziremiyorsa, hayvan sütlerinden yararlanılır. Bebek beslenmesinde,  hayvan sütlerine göre anne sütünün üstünlüğü ve yararları ve tartışmasız anlaşılmıştır. Bilimsel araştırmalarla, bebeği anne sütüyle beslemenin gün geçtikçe yeni yararları ortaya çıkarılmaktadır. Bebek beslenmesinde bir zamanlar yaygınlaşan hayvan sütleri ve hazırlama kullanma uygulamalarında artık vazgeçilmektedir. 

Anne sütü, bebeğin bedensel ve ruhsal gelişmesini hızlandırıcı, hastalıklara direnci artırıcı özellikleri ile bebeğe verme kolaylığı gibi sayısız sebeple hayvan sütlerinden ve hazır mamalardan üstündür. 
Bazı anneler, hayvan sütlerinin v ehazır mamaların anne sütü kadar, üstelik ondanda iyi beslediğine inanma yanılgısına düşmektedir. Bu besinler, besin öğesi bileşimi yönünden ne derecede anne sütüne benzetilirse benzetilsin, hiçbir zaman hastalıklara karşı koruyucu ve öteki özellikleri yönüyle anne sütünün aynısı olamaz; bebek ve anne için ruhsal yönden doyum sağlayamaz. Bebeğe anne sütüyle beslemenin bilinen başlıca yararları şunlardır. 
1. Anne sütündeki besin öğeleri miktar, çeşit ve vücutta kullanılması yönünden bebeğin büyümesi ve gelişmesine hayvan sütlerinden daha uygundur. İnsan sütü ile en çok kullanılmakta olan inek sütünün bileşimleri vardır. 

İnsan sütündeki  protein oranı inek sütündekinden düşüktür, protein kalitesi ise yüksektir. Ayrıca, anne sütü proteinlerinin alerjik etkisinin de daha az olduğu anlaşılmıştır. Bu nedenlerle, anne sütü proteinleri bebek için daha uygundur.İnsan sütü, elzem yağ asitleri yönünden daha zengindir. Anne sütündeki lipaz sütteki yağın sindirimini kolaylaştırır. İnsan sütünde inek sütünden daha az mineral bulunur. İnek sütünün mineral yoğunluğu bebek için uygun değildir. Anne sütündeki mineraller özellikle ilk aylarda bebeğin ihtiyacını karşılayacak düzeydedir; ayrıca bu mineralleri emilmesi ve kullanılması daha kolaydır. 

Hayvan sütüne göre insan sütünde, protein sentezini artırıcı ve büyümeye yardımcı olduğu sanılan değişik türdeki nükleotitler daha çok bulunmaktadır. İnsan sütü, hayvan sütlerine göre, bebeği hastalıklara ve zararlı maddelere karşı korur.Anne sütü bebeklere, bakteri ve virüslerin yol açtığı çeşitli hastalıklara karşı direnç kazandırıcı özellik taşır. Yapılan birçok araştırma sonucunda anne sütünde çocuk felci, üst solunum yolu ve bağırsak hastalıklarına yol açan mikroorganizmalara karşı bağışıklık cisimcikleri bulunduğu gösterilmiştir. Anne sütüınle beslenmeyen bebeklerde bu ve benzei hastalıkların ve bu hastalıklardan  ölüm oranının anne sütüyle beslenenlerden çok yüksek olduğu bulunmuştur. Ayrıca, anne sütüyle beslenen bebeklerin, hastalanınca kolay iyileştikleri anlaşılmıştır. 

Anne sütüyle beslenen bebeklerde alerji, süte uyumsuzluk gaz sancı bağırsak bozuklukları, kusma, beslenme zorlulukları gibi durumlar daha az giderilir. Hayvan sütlerine hastalık yapıcı mikropların ve zararlı maddelerin bulaşma ihtimali daha yüksektir. Hastalıklı hayvanlardan, sütün konduğu kaplardan yada kirli çevreden süte zararlı mikroplar ve maddeler geçebilir. Ayrıca bitki ve hayvan zararlarını öldürmek için kullanılan tarım ve haşere ilaçları hayvan sütüne bulaşabilir. Bu ilaçların sütteki kalıntıları bebek için zararlıdır. 

Bebeğin anne sütüyle beslenmesi, anne ve bebek arasında ruhsal yakınlığın erken başlamasına yardımcı olur. Sağlıklı anne-çocuk ilişkisinin erken kurulması, çocukta güvenlik duygusunun yerleşmesinde rol oynar.  Bu çocuğun ruhsal yönden sonraki hayatını da olumlu etkileyen bir üstünlük sağlar. Bebeğin anne sütüyle beslemek daha kolay, ekonomik ve daha güvenlidir. Hayvan sütünü hazırlama, saklama araçları temizleme gerektiğinde taşıma ve bunun için zaman, emek ve para harcama gibi sorunlar yoktur. Anne sütü daima temiz ve bebeğin alabileceği sıcaklıktadır. Bu sütün dışardan kirlenmesi ve mikroplanma olasılığı azdır. 

Bebeği kendi sütüyle beslemenin anne için doyum ve ruhsal yönden rahatlatıcı bir yönü olduğu gibi, emzirme, süt birikimi gibi memede oluşabilecek sorunlara karşı da koruyucudur. Ayrıca, son zamanlarda yapılan araştırmalarda bebeklerini emzirerek besleyen kadınlarda meme kanserlerinin emzirmeyen kadınlara göre daha az görüldüğü olmuştur. 
</description>
<link>http://www.beslenme.gen.tr/Beslenme/Bebek_ve_beslenme.html</link>
</item>

<item>
<title>Bebeklerde ve çocuklarda sıvı ihtiyacı</title>
<category>Saglik</category>
<description>Bebek ve çocukların vücudunda su oranı yetişkinlerdekine göre yüksektir. Ayrıca vücutta sıvı değişimi hızlıdır. Bu yüzden küçük çocukların sıvı ihtiyacı çoktur. 

lt;img src=quot;images/cocuk-protein.jpgquot; alt=quot;çocuk, bebekquot; title=quot;bebek, çocukquot; width=quot;390quot; height=quot;395quot; /gt;

Bebek büyüdükçe vücuttaki su oranı düşmeye yetişkinliktekine yaklaşmaya başlar. Çocukların vücut ağırlığına göre günlük ihtiyacı vardır. 

Sıvı yetersizliğine çocuklar çok duyarlıdır. Bu nedenle bebeklere ilk günden başlanarak yeterli miktarda sıvı verilmesi zorunludur. Özellikle su kaybının çok olduğu sürgün (ishal)  gibi durumlarda çocuklara verilen sıvı miktarı artırılmalıdır. 
</description>
<link>http://www.beslenme.gen.tr/Saglik/Bebeklerde_ve_cocuklarda_sivi_ihtiyaci.html</link>
</item>

<item>
<title>Çocuklarda bebeklerde protein</title>
<category>Beslenme</category>
<description>Hücrenin temel yapısını protein oluşturduğuna ve büyüme yeni hücrelerin eklenmesiyle sağlandığına göre, büyümenin hızlı olduğu bebeklik ve çocukluk çağında protein ihtiyacı da yüksektir.

lt;img src=quot;images/cocuk-protein.jpgquot; alt=quot;çocuk protein, bebek protein, proteinquot; title=quot;çocuk bebek proteinquot; width=quot;390quot; height=quot;390quot; /gt;

Çocuk büyüdükçe , büyüme hızı yavaşladığı için kilo başına protein gereksinmesi de azalır. Vücutta protein oranı yükselir. Yeni doğan bebeğin vücudunda protein oranı %11 dolayında iken, bir yaşında %15 yaklaşır,  dört yaşından sonra da yetişkinlerdeki orana çıkar. Çocukların günlük protein ihtiyacı kilo başına gram olarak vardır. Proteinin kalitesi yüksekse, kilo başına protein gerksinmesi azalır, kalitesi düştükçe ise artar. 
Örneğin, 3 aya kadar protein ihtiyacı, örnek proteinden kilo başına 2,3 gr olmasına karşın, düşük kaliteli proteinden 3,8 gr dolayındadır. 

Bebek için örnek protein, anne sütü proteinidir. Anne sütü proteinde kazein oranı düşük, albümin ve globülin oranı ise yüksektir. İnek sütü proteininden ise kazein oranı yüksek, albüminle globilin oranı ise düşüktür. 

Anne sütündeki protein çeşitlerinin oranı ve elzem amino asit örüntüsü, bebeğin büyümesine inek sütü proteininden daha uygundur. Zorunlu olarak anne sütünden başka besinlerle beslenen bebeklerin protein gereksinimi artar.
Protein ihtiyacının karşılanmaması çocuk için çok zararlıdır. 

Ancak çocuğa gereğinden fazla protein vermenin de bir yararı yoktur. Aşırı protein vermek, yararı bir yana zararlı da olabilir.  Fazla proteine vücut uyum yapamaz, vücut için yorucu olur. Artık ürünlerin dışarı atılmasında boşaltım organları zorlanabilir ve vücudun su dengesi bozulabilir. Diyette protein miktarı artırılan çocukların su ihtiyacı da artar. 
</description>
<link>http://www.beslenme.gen.tr/Beslenme/Cocuklarda_bebeklerde_protein.html</link>
</item>

<item>
<title>Bebek ve Çocukların enerjisi</title>
<category>Saglik</category>
<description>Bebek ve çocuklar hızlı büyüyüp geliştikleri için, vücut ağırlıklarına göre enerji ve besin öğesi gereksinmesi yüksektir.

lt;img src=quot;images/bebek-anne-besin.jpgquot; alt=quot;bebek annequot; title=quot;anne bebekquot; width=quot;500quot; height=quot;305quot; /gt;

Bebeklerde enerji Büyüme, enerji gerektiren bir olgudur. Büyüme hızının en yüksek olduğu ilk aylarda bebeğin kilosu başına enerji ihtiyacı en üst düzeydedir. Çocuk büyüdükçe büyüme yavaşlar ve buna bağlı olarak enerji ihtiyacı da azalır. 

Bebeklerin günlük ortalama enerji ihtiyacı, vücut ağırlığının kilosu başına ilk 3 ayda 120 kalori, 3-5 ayda 115 kalori, 6-8 ayda 110 kalori olup, büyüme yavaşladıkça azalır, örneğin 10 yaşında kilo başına 75-80 kaloriye düşer. Bebek ve çocukların ortalama günlük enerji ihtiyacı vardır.

Çocukların enerji ihtiyacı karşılanmazsa büyüme yavaşlar, ileri derecede yetersizlikte ise durur. İhtiyaç üzerinde alınan enerji ise şişmanlığa yol açar. Bebeklikte ve çocuklukta şişmanlık, sonra ki yıllarda da kalıcı olabilir.

 Zayıflık ve şimanlık sakıncalı olduğuna göre çocuğun yaşına göre enerji ayarlaması yapılmalıdır. Yaşına göre normal ağırlığının altında olan çocukların eneji ihtiyacının karşılanmadığı düşünülmelidir. 
</description>
<link>http://www.beslenme.gen.tr/Saglik/Bebek_ve_Cocuklarin_enerjisi.html</link>
</item>

<item>
<title>Mineral vitamin</title>
<category>Beslenme</category>
<description>Bebek ve çocuklar için önerilen günlük vitamin ve mineral miktarları vardır. Büyüme süreci, hücrelerin hızlı çalışması nedeniyle bebeklerin ve çocukların minerallerle ve vitaminlere ihtiyacı fazladır. 

lt;img src=quot;images/cocuk-demir.jpgquot; alt=quot;çocuk, bebekquot; title=quot;çocuk bebekquot; width=quot;310quot; height=quot;215quot; /gt;

Normal durumdaki bebeğin mineral ve vitamin ihtiyaçlarının çoğunu, ilk ayda anne sütü karşılayabilir. Yalnız sütte demir çok azdır. Gebe kadında kansızlık yoksa, bebek demir depolanmış olarak doğar ve bu depo bebeğin ilk ayda gereksinmesini karşılar. Bebek 3-4 aylık olduktan sonra demir ihtiyacı karşılamak için ek besinler verilmesi gerekir. Kansız gebelerin bebeklerinde yeterli demir deposu bulunmaz. Bu bebekler doğuşta kansız da olabilir. Sütle bebeğin fazla olan demir ihtiyacı karşılanamayacağından kansız annelerden doğru bebeklerin tedavisi gerekebilir. 

Süt ve öteki besinlerde, bebekler ve çocukların ihtiyacını karşılayacak miktarda D vitamini bulunmaz. Bebeklere ilk ayda günde 10 mcg D vitamini verilmeye başlanır. Doktorun önerisine uygun miktarda ve şekilde bir çay kaşığı balıkyağı ya da vitamin şurubu verilir. 

Balıkyağı, bebeğin D vitaminine ek olarak A vitamini ihtiyacını da karşılar. Raşitizm belirtileri bebek ve çocuklara normalden bir miktar fazla D vitamini verilir. Bu vitamin fazlası zararlı olduğundan doktor önerisine titizlikle uyulması, fazla D vitamin verilmemesi gerekir. Çocuklar ayrıca, uygun şekilde güneşlendirilmeli ve vücutta D vitamini oluşması sağlanmalıdır. 

Süt, C vitamini yönünden de iyi kaynak  değildir. Emzikli kadın yeterli dengeli beslenirse sütü ile bebeğine günde 20 mg dolayında C vitamini sağlayabilir. İnek sütünde C vitamini azdır ve hazırlama sırasında da kayıplar olmaktadır. Özellikle inek sütüyle beslenen bebeklere ilk iki haftadan sonra C vitamin verilmesi gerekir. Bunun için C vitamininin iyi kaynağı olan turunçgil, domates, şeftali gibi yiyecekler iyice yıkandıktan sonra suyu sıkılıp, bebeğe taze olan günde bir çay kaşığı kadar verilmeye başlanır ve zamanla miktar artırılır. 

Anne sütüyle beslenen bebeklere de ilk aydan sonra meyve suları verilmeye başlaması yararlı olabilir. Yeterli anne sütü alan bebeklere 3-4 aya kadar ek besin verilmesi gerekli olmayabilir. 

Bebek ve çocuklar ilerde açıklandığı gibi beslenir. Zamanında gerekli besinler verilmeye başlanırsa öteki vitaminlere ve mineralere  de gereksinim karşılanır.</description>
<link>http://www.beslenme.gen.tr/Beslenme/Mineral_vitamin.html</link>
</item>

<item>
<title>Kuvaşiorkor</title>
<category>Saglik</category>
<description>Çocukların kötü beslenmesi sonucu oluşan hastalıklardan biri de kuvaşiorkor diye anılır. Bu  hastalık, enerji yönünden, protein miktarı ve kalitesi yönünden yetersiz beslenen çocuklarda görülür. Kuvaşiorkorlu çocukların çeşitli vitaminlere ve minerallere de ihtiyaçları tam karşılanmamıştır. 

lt;img src=quot;images/cocuk-demir.jpgquot; alt=quot;çocuk, bebekquot; title=quot;çocuk bebekquot; width=quot;310quot; height=quot;215quot; /gt;

Bu hastalıkta; büyüme geriliği, plazmada albümin azalması nedeniyle şişme (ödem), görünüş ve davranış bozuklukları karaciğer yağlanması, cilt renginde değişme ve yaralar, hastalıklara dirençsizlik gibi belirtilerin tümü ya da bir bölümü görülebilir. Kuvaşiorkorlu çocuklarda, genellikle ödem de görüldüğünden hastalık gözden kaçabilir ve aileler durumu anlamadığından çocuğu gürbüz sanabilir.

Marasmus ve kuvaşiorkor hastalıkları ileri, orta veya hafif derecede olabilir. Bu iki hastalığa da benzer belirtiler gösteren şekillerine marasmik- kuvaşiorkor denir. Ülkemizde, marasmus ve marasmik- kuvaşiorkor olgularına daha çok rastlanmaktadır.
Ülkemizde, çocuklarda sık görülen beslenme sorunlarından biride raşitizm hastalığıdır. Genel olarak, 0-2 yaş grubu çocukların %15-20amp;#8217;sinde kemik gelişmesinde bozukluklar, kemik iğriliği gibi raşitizm belirtileri bulunmuştur. 

Raşitizm oranı, 0-5 yaş grubunda ise özürlü kalanlarla birlikte %5-8 olarak rapor edilmiştir. Bunların bir kısmının, özürlü ve özürlü kalabilecek derecede ciddi olduğu bildirilmiştir. Araştırma yapılan bazı yörelerdeki çocukların yarısından çoğunda (59,8) raşitizm belirtileri görülmüştür. 

Çocuklarda demir yetersizliğinde oluşan kansızlık da önemli bir sorundur. Çeşitli araştırmalarda, okul öncesi çocukların yarısına yakınında değişik derecede kansızlık görüldüğü ve bunun %15 kadarının da çok ileri derecede olduğu bildirilmektedir. Okul çağındaki çocuklarda ise kansızlığın %25 dolayında olduğu bulunmuştur.

Bakımsızlık, beslenme yetersizliği ve kötü beslenme alışkanlıkları yüzünden diş ve dişeti hastalıklarının ve özellikle diş çürüklüğünün çocuklarda önemli bir sorun olduğu araştırmalarla gösterilmiştir. Ülkemiz çocuklarında, basit guatra A vitamini, riboflavin ve C vitamini gibi besin öğeleri yetersizliğine de rastlanmaktadır. 

Çocuklarda beslenme bozukluğunun yaygın olmasında, birbirini şiddetlendiren bir çok etmenin rolü vardır. Bu etmenlerin başlıcaları, eğitim yetersizliği varolan besinlerin değerlendirilmeyişi, yoksulluk, çevre koşullarının iyi olmayaşı , besin üretiminin ve dağılımının yetersizliği, yanlış alışkanlık ve uygulamalar ile bunların etkileşimiyle ortaya çıkan durumlardır. Kıtlık ve ileri derecede yoksulluk olmadığı sürece, sağlıklı beslenme eğitimi yaygınlaştırılarak çocuklar da beslenme durumu düzeltilebilir. Ülkemizde, beslenme bozukluğuna yol açacak derecede aşırı yoksulluk ve kıtlık bulunmadığına göre eğitim yetersizliği başlıca gelen önemli bir sorundur.

 Ülkemizde, çocukların kötü beslenmesinde beslenme bilgisinin yetersizliği anne sütünün değerinin yeterince bilinmeyişi, bebeklere zamanında ek besinler verilmeyişi, kalite ve miktar yönünden uygun besinlerin seçilmeyişi, yanlış alışkanlıklar ve gelenekler gibi eğitim yetersizliğine dayanan uygulamaların etkenleri büyüktür. Yine eğitim yetersizliği, kişisel ve çevre temizliğine önem verilmemesi nedeniyle çocuklarda bağırsak kurtlarının yaygın oluşu, çeşitli zararları yannda, beslenme yetersizliğini de şiddetlendirmektedir. 

Ülkemizde, bebekler bile bağırsak asalaklarından korunamaz durumdadır. Oysa, ellerin tuvaletten sonra iyi yıkanması, yiyeceklerin iyice yıkandıktan sonra yenmesi, sonuçta dışkının yiyeceklere bulaşmasını önlemek gibi basit önlemlerle bağırsak kurtlarından korunulabilir. İyi beslenme,ancak temiz çevrede ve temiz bireylerle başlar. Bu nedenle, sağlıklı kuşakların yetiştirilmesinde, çocuk beslenmesinin temel ilkelerini bilmek ve uygulamak, rastlantılara bırakılmayacak derecede önemlidir. 
</description>
<link>http://www.beslenme.gen.tr/Saglik/Kuvasiorkor.html</link>
</item>

<item>
<title>Marasmus kwashiorkor</title>
<category>Saglik</category>
<description>Marasmus, protein-enerji yetersizliğinin yol açtığı bir hastalıktır. Anne sütünün yetersizliği, ek besinlerin verilmeyişi, verilenlerin miktarca azlığı, kalitesizliği gibi nedenlerle enerji-protein gereksinmesi karşılanamayan çocuklarda görülür.  

lt;img src=quot;images/cocuk-demir.jpgquot; alt=quot;çocuk, bebekquot; title=quot;çocuk bebekquot; width=quot;310quot; height=quot;215quot; /gt;

Enerji-protein yetersizliğinde dokular yıkılmaya başlar, büyüme durur ve çocuk zayıflamaya başlar, tedavi edilmezse bir deri bir kemik kalır. Bu çocuklarda bütün besin öğelerinin yetersizliği söz konusudur. 

Marasmik çocuklar dirençsiz olduğundan kolay hastalanırlar; bu, durumu daha da kötüleştirir. Beslenme bozukluğu ve hastalıkların etkileşimi sonucu çocuk kaybedilir.</description>
<link>http://www.beslenme.gen.tr/Saglik/Marasmus_kwashiorkor.html</link>
</item>

<item>
<title>Çocuklarda kötü beslenme</title>
<category>Beslenme</category>
<description>Yetersiz ve dengesiz beslenme derecesine göre, çocuklarda büyüme ve gelişme yavaşlar yada durur. Kötü beslenen çocukların boy ve ağırlık ölçüleri iyi beslenenlere  göre düşüktür. Çocuklar için normal boy ve ağırlık ölçüleri vardır. 

lt;img src=quot;images/cocuk-demir.jpgquot; alt=quot;çocuk, bebekquot; title=quot;çocuk bebekquot; width=quot;310quot; height=quot;215quot; /gt;

Yaşa göre verilmiş olan bu ölçülerdeki sınırların altındaki çocukların iyi beslenmediği söylenebilir. Ülkemizde yapılan araştırmalarda, çocukların önemli bir kısımda değişik derecelerde büyüme geriliği olduğu belirlenmiştir.
İyi beslenmeyen, bedensel büyüme ve gelişme geriliği olan çocuklarda, zihinsel yönden gelişme yetersizlikleri daha sık görülür. Kötü beslenen çocuklarda zeka, iyi beslendiklerinde gelişebileceği en üst düzeye ulaşamaz. 

Kötü beslenen çocukların hastalıklara, çeşitli iç ve dış etkenlere dirençleri azalır. Hastalıklara kolay yakalanırlar, iyileşme zor ve yavaş olur. Hastalıklar nedeniyle çocuğun beslenme durumu daha da kötüleşir. Bu sorunların etkileşimi sonucu, iyi bakımla atlatılabilecek bir hastalığa çocuk dayanamayıp ölür. 

Ülkemizde, kızamık ve basit sürgün (ishal) gibi hastalıklarda bile, çocuklar iyi beslenmedikleri ve bakılmadıklarından ölmektedir. Türkiyede bebek ve çocuklarda ölüm oranının,gelişmiş ülkelerdekinden 10-15 kat yüksek olmasının birinci ya da ikinci nedeni kötü beslenmeyle bakımsızlıktır. Çeşitli hastalıkların yol açtığı ölümlerde de beslenme yetersizliğinin payı vardır. 

Hastalıklara, bakımsızlığa ve kötü beslenmeye karşı direnip yaşayan çocuklar, büyüdükçe de bu olumsuz durumların izlerini taşır. Kötü beslenmenin çocuklarda yaptığı yetersizlikler ve bozukluklar yaşam boyu sürebilir, kendi çocuklarına da yansıyabilir. Ancak, bu yetersizlikler, gerilikler halkın gözünden kaçabilir, kolayca anlaşılmayabilir. Bu yüzden de çocuk beslenmesine gereken önem verilmemektedir. Yetersiz ve dengesiz beslenmeye direnip yaşayan çocukların ve bunların büyüyünce oluşturacağı toplumun sağlıklı, verimli, güçlü, düzenli ve üretken olması, gelişmesi zorlaşır.

Türkiye beslenme araştırması sonucunda ülkemizdeki 0-5 yaş grubu çocukların  %17,6amp;#8217;sının kötü beslendiği %2,4amp;#8217;ünün ise hastane tedavisi gerektirecek derecede kötü beslendiği ve normal ağırlıkların çok altında olduğu anlaşılmıştır. Kötü ve çok beslenen, çok zayıf çocukların oranının köylerde,doğu ve güney anadolu bölgelerinde daha da yüksek olduğu saptanmıştır. İleri derecede beslenme yetersizliği sonucu çocuklarda büyüme geriliği ve cılızlık şeklinde görülen beslenme yetersizliği hastalığına maramus denir.
</description>
<link>http://www.beslenme.gen.tr/Beslenme/Cocuklarda_kotu_beslenme.html</link>
</item>

<item>
<title>Gebelikte et süt yumurta ve kuru baklagiller</title>
<category>Beslenme</category>
<description>Gebelikte enerji ve besin öğelerine ihtiyaç artışı ilk aylarda azdır ve gebelik ilerledikçe artar. Bunun için günlük diyete eklenecek besin miktarı, ilk aylarda azdan başlanarak artırılır. Gebelikte önce iyi beslenen, besin gruplarından yeterli miktarda alan bir gebe kadının günlük diyetleri vardır. 

lt;img src=quot;images/gebelikte-beslenmek.jpgquot; alt=quot;gebelikte beslenmequot; title=quot;gebe, hamile beslenmequot; width=quot;150quot; height=quot;205quot; /gt;

Gebeliğin ilk aylarında porsiyon miktarları biraz küçük tutularak zamanla normal miktarda artırılır. Gebelik öncesinde, süt grubundan günde 2 porsiyon alınıyorsa gebeliğin ilk aylarında bu gruptan ½ porsiyon fazla almak yeterli olur ve gebelik ilerledikçe yapılan ek bir porsiyona çıkarılır. Gebelikte, süt, et,  sebze ve meyve grubundan yeterli miktarda alınması zorunludur. Bu gruplardan kısıntı yapılamaz. Enerji kısıtlması yapılması gereken durumlarda, şeker, yağ, tatlı ve tahıl ürünleri azaltılır. Besin gruplarından ek olarak  gebelikte alınması gereken besinler de günlük diyette bulundurulursa, gebe kadının enerji ve besin öğeleri gereksinmesi karşılanır. 

Gebe kadının beslenmesinde aşağıda belirtilenlere uyulması gerekir. 

SÜT VE TÜREVLERİ: Besinlerden süt, yoğurt  ve peynir üçlüsünden süt yeğlenmelidir. Süt grubundan günde en az iki porsiyon alınmalı, üç porsiyon almaya çalışılmalıdır. Bunun en az bir porsiyonu (bir su bardağı) süt olmalıdır. Süt içmek istemeyenler, bunun yerine yoğurt, peynir ve sütü tatlı almalıdır. 

ET, YUMURTA VE KURU BAKLAGİL: Günde alınması gereken 2 ½ porsiyon, bu gruptaki değişik besinlerle tamamlanmalıdır. Örneğin, tümü et, tümü yumurta ile karşılanmamalı, etlere, kuru baklagillere, bunların değişik türlerine ve yumurtaya yer verilmelidir. Örneğin 2 ½ porsiyonun 1 porsiyonu et türleri, 1 porsiyonu kuru baklagiller, ½ porsiyonu bir yumurta olabilir. Günde bir ya da haftada 4-5 yumurta, her hafta bir kez karaciğer, böbrek, dalak gibi organ etlerinden biri yemelidir. 

</description>
<link>http://www.beslenme.gen.tr/Beslenme/Gebelikte_et_sut_yumurta_ve_kuru_baklagiller.html</link>
</item>

<item>
<title>Bebek beslenmesi ve gelişimi</title>
<category>Cocuklarda_beslenme</category>
<description>Yeni doğan 3.0 amp;#8211; 3.5 kg ağırlıkta bir bebeğin normal büyümesi ve gereksinmesi büyük ölçüde beslenmesine bağlıdır. Vücudun yapı maddeleri, besin öğelerinin yeniden düzenlenmesi ve hücre yapısına dönüşmesiyle sağlandığına göre bebeğin beslenmeden normal büyümesi ve gelişmesi olanaksızdır. 

lt;img src=quot;images/cocuk.jpgquot; alt=quot;bebek, çocukquot; title=quot;çocuk, bebekquot; width=quot;482quot; height=quot;362quot; /gt;

Hücre çalışması ve yeni hücrelerin oluşması için gerekli olan enerji ve besin öğeleri yeterli miktarda ve düzenli olarak karşılanmazsa, çocukta büyüme ve gelişme gerilikleri görülür.

Çoçukların beslenmesinin; bedensel, ruhsal ve zihinsel yönden normal olmalarında, sağlıklı büyümeleri ve gelişmelerinde önemi büyüktür. Çocuklarına iyi beslenmesi; sağlıklı birey, aile ve toplum oluşmasında ilk adımdır. Bugünün çocuklarının iyi beslenmesinin gelecek kuşakların da iyi beslenmesi ve sağlıklı olmasının payı olacağı unutulmamalıdır. 

Çocukların beslenmesi özel uygulamalar gerektirir. Çocuğun yaşı ne kadar küçükse, büyümesi o derece hızlıdır; sindirim sisteminin özellikleri nedeniyle getirilebilecek besinler sınırlıdır, beslenme yönünden de başkalarına bağımlıdır; hastalıklara ve dış etkilere dayanıksızdır. Büyümenin en hızlı olduğu ilk aylarda enerji ve besin öğeleri ihtiyacı, vücut ağırlığının kilosu başına en yüksektir. Bu nedenle, çocuğun yaşının özelliklerine göre beslenmesi, normal büyümesi gelişmesi , sağlıklı olmasında, ayrıca gelecekteki yaşamında da büyük önem taşır. 

Büyüme ve gelişme, vücudun ölçü ve çalışma düzenindeki erişkinliğe doğru değişme ve olgunlaşma sürecidir. Büyüme ve gelişme, birbirini etkileyen tamamlayan olgulardır. Bu iki olgu, ayrı olarak tamamlanırsa, büyüme; vücutta ölçü yönünden olgunluğa yaklaşmada hücre ve dokuların gösterdiği değişmedir. Gelişme ise, hücre ve dokuların çalışma düzeninde değişmeler ve olgunluk yaklaşma sürecidir. Çocuğun büyümesii gelişmesi, sağlığı ve yaşamını ;beslenme yanında, kalıtım ve çok çeşitli çevre özellikleri etkiler. 

Çocuk beslenmesinde amaç, çocuğun olabildiğince en üst düzeyde sağlıklı büyümesi ve gelişmesini sağlamaktır. Tek başına beslenmeyle, çeşitli çevresel etkileri tümüyle yenmek, kalıtsal özellikleri  değiştirmek olanaksızdır. Örneğin, sosu kısa boylu bir çocuk iyi beslenmeyle uzun boylu olamaz, ancak iyi beslenmeyle boyunun olabildiğince en üst düzeyde uzamasına yardımcı olunur. 

Çocuklar insanların atalarıdır. Çocukların, yapısal ve doğal özellikleriyle ihtiyaçlarına uygun beslenmesi, sağlıklı, güçlü, verimli kuşakların yetişmesinde  önemli olduğu kadar sonraki kuşaklar için de önem taşır.  
</description>
<link>http://www.beslenme.gen.tr/Cocuklarda_beslenme/Bebek_beslenmesi_ve_gelisimi.html</link>
</item>

<item>
<title>Emziklilikte beslenme</title>
<category>Beslenme</category>
<description>Emziklilerin enerji ve besin ihtiyacı süt üretimi için emzikli kadının enerji  ve besin öğelerine ihtiyacı artar. İhtiyaçtaki bu artış miktarı salgılanan süt miktarına göre değişir. Emziklinin diyetine gerekli ekler yapılmazsa, kadında beslenme yetersizliğine bağlı hastalıklar kolayca gelişir; bundan,süt, dolayısıyla bebek de etkilenir. 

lt;img src=quot;images/emzirme.gifquot; alt=quot;emziklilikquot; title=quot;emziklilikquot; width=quot;300quot; height=quot;373quot; /gt;

Çünkü annedeki beslenme yetersizlikleri süte de yansır. Bu yüzden, annenin ve bebeğin sağlığı için emzikli kadının iyi beslenmesi zorunludur. Emzikli kadınlar için önerilen günlük enerji ve besin öğeleri miktarları vardır.

Emziklilikte artan enerji ve besin öğelerine ihtiyacın karşılanması için, besin gruplarından yeterli ve dengeli olarak alınmalıdır. Emziklilikte diyete eklenen tahıl ve türevleri grubundaki besinlerin miktarı enerji ihtiyacına göre artırılır yada azaltılır. Diyetin toplam enerji de normal vücut ağırlığını koruyacak şekilde düzenlenir.  

Emzikli kadınların günlük diyetinde; süt grubundan 2 porsiyon, et grubundan 2-3 porsiyon, sebze ve meyve grubundan 5-6 porsiyon bulundurmak  zorunludur. Sütle su kaybı olduğundan, artan su ihtiyacını süt, ayran, taze meyvesuları ve öteki sulu besinlerle karşılanması daha yararlıdır. Aşırı çay, kahve ve kolalı içkilerden kaçınmalıdır. 

Alkol, ilaç yapay olarak tatlandırılmış yiyecekler alınmamalıdır. Doktora danışmadan ilaç kullanılmamalıdır. Birçok ilaç sütle bebeğede geçerek zararlı olabilir. Besinlerin hazırlanması, saklanması, pişirilmesi ve yenmesinde beslenme, sağlık ve temizlik kurallarına titizlikle uyulmalıdır.

 Normal durumda ve gebelikte beslenmede uyulması gereken ve önceki bölümlerde açıklanan esaslar emziklilikte beslenme için de geçerlidir.</description>
<link>http://www.beslenme.gen.tr/Beslenme/Emziklilikte_beslenme.html</link>
</item>

<item>
<title>Gebelikte meyve ve sebze tüketimi</title>
<category>Beslenme</category>
<description>Gebelikte sebze ve meyve grubundan günde alınması gereken 4-5 porsiyon en az bir porsiyonu yeşil yapraklı sebze, bir porsiyonu çiğ yenebilen bir tür olmalıdır. 

lt;img src=quot;images/meyve-sebze.jpgquot; alt=quot;meyve sebzequot; title=quot;meyve sebzequot; width=quot;304quot; height=quot;303quot; /gt;

Gebeliğin ilk aylarında bulantı ve kusma sebebiyle normal öğünleri yeterince yemek yiyemeyenler sık ve az yemelidir. Kokulu , fazla sulu yemekler bulantı ve kusmayı artırabilir. Bu tür yiyecekler bir süre azaltılabilir ve alabileceği şekilde verilir. Yemekler, görünüş, renk kıvam ve lezzet yönüyle iştah açıcı şekilde hazırlanmalıdır. 

Aşırı beslenmeden kaçınmalıdır. Ayda en az bir kez tartılmalıdır. Normal  ağırlıkta bir kadının gebeliği sırasında ayda ortalama 1 kg dolayında artışı normal sayılır.  Ağırlık artışının az yada çok olmasına göre diyetin enerji değeri azaltılmalı ya da artırılmalıdır. Zayıflamada günlük alınan enerji 1 kalorinin altına düşmemelidir. 

Gebe kadında şişme (ödem) varsa, diyette tuz azaltılmalıdır. Yemekte tuz az konmalıdır. Gebelikte, doktora danışmadan ilaç alınmamalı; sigara, alkol kullanılmamalı, aşırı çay ve kahveden  kaçınmalıdır. Sigara içilmesi sırasında oluşan çeşitli maddeler yanında karbonmonoksit, anne sağlığını bozduğu gibi dölde zehirleyici etki gösterebilir. Yapılan araştırmalar , gebelik süresinde sigara kadınların bebekleri arasında doğum ağırlığı düşük olan bebek oranının, sigara içmeyen kadınların bebeklerine göre yüksek olduğunu göstermiştir. 

Doğum ağırlığı düşük bebekler de doğum ağırlığı normal olanlara göre hastalıklara az dirençsizdir. Bu bebeklerin yaşama şanşları da daha azdır, yaşayanlar arasında bedensel ve zihinsel gerilik gösterenlerin oranı, normal ağırlıkta doğanlar  çok yüksek bulunmuştur. 
</description>
<link>http://www.beslenme.gen.tr/Beslenme/Gebelikte_meyve_ve_sebze_tuketimi.html</link>
</item>

<item>
<title>Hamile kadınların enerji ihtiyaçları</title>
<category>Beslenme</category>
<description>Enerji ihtiyacındaki  artış, üretilen süt miktarına göre değişir. Süt üretimi kişisel ayırım göstermekle birlikte, sağlıklı olan ve iyi beslenen kadınların çoğu günde 700-850 ml kadar süt üretir. Besinlerle sağlanan enerjinin süt enerjisine dönüşüm oranı %80 dolayındadır. 

lt;img src=quot;images/anne-sutu-emzirme.jpgquot; alt=quot;gebelik emzirme anne sütüquot; title=quot;gebelik, emzirme, anne sütüquot; width=quot;250quot; height=quot;312quot; /gt;


Bun göre 80 kalorilik süt üretimi için 100 kalorilik diyet enerjisi harcanır. Günlük üretilen 700-850 ml sütün enerji değeri 480-580 kalori dolayındadır. Bu enerji değerindeki sütün üretimi için anneden ortalama 600-725 kalorilik diyet enerjisi harcanır. Bunu karşılamak için, emzikli kadın normal ağırlıkta ise, normal enerji gereksinmesine ek olarak günde 600-725 kalori fazla alması gerekir. 

Süt üretimi için harcanan enerji eki yapılmazsa, normal kilodaki anne zayıflar. Zayıflık derecesine göre, emziklilik için yapılan enerji  eki 800 kalori ve üzerinde olabilir. Anne gebeliği sırasında 2-4 kg dolayında ya da daha fazla şişmanlamışsa vücutta biriken yağın enerji kaynağı olarak kullanılması ve kadını normal ağırlığa zayıflaması gerekir. Kadının şişmanlık derecesine göre, emziklilik nedeniyle yapılan enerji  eki azaltılır ve alması gereken ayarlanır.

 Emziklilikte ayrı enerji kısıtlamasına gidilmemelidir. Şişmanlık derecesine göre diyetin enerji değeri 200-500 kalori kadar azaltılır. 

PROTEİN: Anne sütünün litresinde 11-12 gr protein bulunur.  Diyet proteinin süt proteinine  dönüşüm oranının %50 dolayında olduğu sanılmaktadır. Fazla süt üretenlerde ise ek protein miktarının artırılması gerekir. Emzikliliklerde protein ihtiyacı karşılanmazsa,annenin vücut dokularındaki yapısal protein yıkılmaya başlar. Sütün protein değerinde de, yetersizlik derecesine göre düş olabilir. 

VİTAMİNLER VE MİNERALLER: Sütün bileşiminde, vücut için gerekli her mineral ve vitamin değişik miktarlarda bulunur. Bu besin öğeleri süte aniden sağlandığına göre, emzikli kadının vitaminlere ve minerallere günlük ihtiyaç artar. Emzikli kadınlar için önerilen  günlük vitamin ve mineral miktarları vardır.</description>
<link>http://www.beslenme.gen.tr/Beslenme/Hamile_kadinlarin_enerji_ihtiyaclari.html</link>
</item>

<item>
<title>Emzikli kadınların beslenmesi</title>
<category>Beslenme</category>
<description>Yeterli ve dengeli beslenen emzikli kadınlar günde ortalama 700-850 kadar süt üretir. Bazı emzikli kadınların günlük süt salgısı ise bir litrenin üzerindedir. 

lt;img src=quot;images/anne-sutu-emzirme.jpgquot; alt=quot;gebelik emzirme anne sütüquot; title=quot;gebelik, emzirme, anne sütüquot; width=quot;250quot; height=quot;312quot; /gt;

İyi beslenemeyen ve sık doğum yapan kadınların günlük süt üretimi azalır ve 400 ml dolayına düşer. Bu miktardaki süt bebeğe yetmez. Süt üretimi için enerji ve besin öğeleri harcanır. Bu harcama anneden yapıldığından, emzikli kadınların besin gereksinmesi artar. Emziklilikte beslenmede temel ilke, süt üretimi için harcananın karşılanmasıdır. 

Annenin diyeti, enerji ve besin öğeleri yönünden harcananı karşılayacak değerde değilse, süt üretiminde ve sütün birleşiminde bir süre önemli değişiklik olmaz; açık vücuttaki depolardan ve yedekten karşılanır. İleri derecede yetersizlik durumunda ise, süt üretiminde düşme ve sütün kalitesinde değişmeler başlar. Annedeki yetersizlikler süte de yansır. Örneğin, ileri derecede tiamin yetersizliği olan annenin sütünde tiamin çok azalır ve bebekte beriberi hastalığı görülür; annenin diyetinde C vitamini ve folik asit yetersizse, bu vitaminlerin sütteki miktarları normal düzeyde olamaz. 

Bu ve benzeri nedenlerle, kaliteli ve yeterli miktarda süt üretimi için annenin iyi beslenmesi önemlidir. 
Ancak, aşırı beslenme sütün genel bileşiminde önemli değişiklik yapmaz, bir yarar sağlamaz. Örneğin, ihtiyacının çok üzerinde protein almakla sütün protein miktarı artmaz. Ancak, iyi beslenen annelerin sütüne göre, kötü beslenen  kadınların sütü azalır. Ayrıca, kötü beslenen kadınların sütünde, protein,yağ, suda eriyen vitaminler, A vitamini de kalsiyum yönünden de düşme olmaktadır. 
</description>
<link>http://www.beslenme.gen.tr/Beslenme/Emzikli_kadinlarin_beslenmesi.html</link>
</item>

<item>
<title>Gebelikte vitaminler ve mineraller</title>
<category>Beslenme</category>
<description>Gebelikte; annelik dokuları, hücre çalışmasında hızlanma ve öteki değişiklikler ile döl için fazladan mineral ve vitamin harcanır. Annenin ve dölün sağlığını korumak için, gebelikte ek mineral ve vitamin alınması gerekir. 

lt;img src=quot;images/gebelikte-beslenmek.jpgquot; alt=quot;hamile, hamile kadınquot; title=quot;hamile kadınquot; width=quot;150quot; height=quot;200quot; /gt;

Gebe ve gebe olmayan kadın için günlük alınması önerilen vitamin ve mineral miktarları önemlidir. 
Demir yetersizliğine karşı korunmak  için diyetin demir yönünden zengin olması gerekir. Demir depolarını doldurmak için gebelerin günde 30-60 mg demir almaları önerilmektedir. Bu miktardaki demirin normal bir diyetle karşılanmasının zor olduğu belirtilerek gebe kadına dışardan ek demir verilmesinin yararı üzerinde durulmaktadır. 

Gebelikte , kemik yumuşaması ve diş çürüklüğüne de  sık rastlanmaktadır. Bu ve benzeri durumlara karşı korunmak için, gebelikte artan kalsiyum ile  fosfor ve D vitamini ihtiyacının karşılanması gerekir. Gebelikte, bazı vitaminlerin ve minerallerin yetersiz alınmasının dölde bedensel ve zihinsel yönden bozukluklara eğilimi artırdığı bilindiğinden, gebe kadının bu besin öğelerine ihtiyacının karşılanması kendisi ve yavrusu için önemlidir.  
</description>
<link>http://www.beslenme.gen.tr/Beslenme/Gebelikte_vitaminler_ve_mineraller.html</link>
</item>

<item>
<title>Gebelikte protein</title>
<category>Beslenme</category>
<description>Yeni doğanın vücudundakiyle birlikte, gebelikte bir kiloya yakın protein harcanır. Bunu karşılamak için bazı yazarlar, gebeliğin ilk aylarında daha az olmak üzere, normal ihtiyaca günde 5-6 gr. 

lt;img src=quot;images/gebelikte-beslenmek.jpgquot; alt=quot;gebelikquot; title=quot;gebelikquot; width=quot;150quot; height=quot;200quot; /gt;

Protein eki yapılmasını yeterli görmektedir. Bazı yazarlar ise gebeliğin ilk aylarından sonra gebe kadının günlük normal ihtiyacına, kalitesi %70 dolayında olan protein için 15-30 gr ek yapılmasını önermektedir. Amerika birleşik devletleriamp;#8217;nde gebelerin günlük protein ihtiyacına, gebeliğin iknci ayından sonra 30 gr. Ek yapılmasını önerilmiştir. 

Bu ekle, gebenin protein ihtiyacı, ikinci aydan sonra kilo başına 1,3 gr dolayında olmaktadır. Annenin sağlığı ve dölün bedensel ve beyinsel gelişimi için bu ekin gerekliliği vurgulanmaktadır. Protein yetersizliğinin dölün direncini azaaltığı, bedensel ve zihinsel geriliklere eğilimi artırdığı düşünülerek , gebelikte normal günlük ihtiyaçtan 15-30 gr fazla protein alınması yararlı görülmektedir.</description>
<link>http://www.beslenme.gen.tr/Beslenme/Gebelikte_protein.html</link>
</item>

<item>
<title>Gebelerin enerji ihtiyaçları</title>
<category>Beslenme</category>
<description>Gebelikte, vücuttaki değişmeler nedeniyle enerji besin öğelerine ihtiyaç artar. Ergenlik çağındakilerle normal durumdaki kadınlar ve gebeler için önerilen enerji ve besin öğeleri miktarları vardır. Gebelik için eklenen besin öğeleri miktarları, depoların boşalmasını önlemek ve güvenli miktarda depo sağlamak amacıyla önerilmiştir. Bu miktarlarda artiş yapılmadığı takdirde, gebelerin aldığı besin öğelerinde en az verilenler kadar artış yapılması zorunludur. 

lt;img src=quot;images/gebelikte-beslenmek.jpgquot; alt=quot;plasentaquot; title=quot;plasentaquot; width=quot;150quot; height=quot;200quot; /gt;

Gebelikte, gelişen annelik dokuları, bazal metabolizmanın hazırlanması, ağırlık artışı ve dölün büyümesi için enerji harcandığından,  gebelerin enerji ihtiyacı artar. Gebelik döneminde, toplam 80 000 kaloriye (335 MJ.)  yakın enerji harcandığı hesaplanmıştır. Bunun yarısı kadarı, kadının vücudunda yağ olarak (4 kg. dolayında) depolanır. Normal ağırlıkta olan anne adayının zayıflaması ve şişmanlaması istenmediğinden, gebeliğin ortalama 40 000 kalori (167.2 MJ.) gerektirdiği varsayılır. 
Gebelik süresince toplam ağırlık artışının alt ve üst sınırları 9-12 kg. arasındadır. Haftalık ağırlık artışı ilk aylarda 0,25 kg. kadardır;sonraları 0,45 kg dolayında olması önerilir. Gebede ayda ortalama1 kg.amp;#8217;dan fazla artış istenmez. Dölün büyüme hızınave gebelikte değişikliklere göre annenin enerji ihtiyacı, gebeliğin ilk aylarında ortalama 15 kalori, üç aylıktan sonra da 300- 350 kalori kadar artar. Normal ağırlıktaki ve durumdaki kadın diyetinde besin gruplarına yeterince yer veriyorsa ilk aylarda 150 kalorilik sonrada 300-350 kalorilik besin eki yapılır. Bunu karşılamak için, günlük diyete ilk aylarda bir porsiyon süt grubu, bir porsiyon sebze ve meyve grubunun eklenmesi yeterlidir. İlk aylardan sonra, bunlara ½ -1 porsiyon et grubu eklenmesi uygun olur. 

Gebe kadın, fiziksel etkinliğinde önemli ölçüde azaltma yapmışsa, enerji ihtiyacı da azalacağından gebelik nedeniyle yapılan ek azaltılmalıdır ya da ek yapılmamalıdır. Aksine, gebe kadın büyüme döneminde ise, kendi büyümesi için fazladan enerji gerektiğinden, yapılacak enerji eki artırılmalıdır.  Aynı  durum gebeliğin başlangıcında zayıf gebeler için de geçerlidir.
Normalde az ağırlıktaki gebe kadınların da normal kilolarına çıkar, duruma göre daha çok ek yapılması gerekir. Diyetin enerji değeri, adayının normal ağırlıkta kalmasını ve gebelikte yeterli ağırlık artışını sağlayacak şekilde ayarlanır. 
Gebeliğin başlangıcında şişman olan kadınların da normal kilolarına zayıflamaları gerekir. Bu gebelerin diyetinde enerji kısıtlaması yapılır.  Günlük alınan enerji 1500 kalori altına düşürülmeden, şişman gebenin yavaş yavaş normal kilosuna  inmesi sağlanır.  Bunun için özellikle, tahıl ve türevleri ile yapılan ve şekerlerde azaltma yapılır. 

Öğün atlayarak, aç durarak, öteki besin gruplarından yeterince almayarak ve kısa sürede fazla ağırlık kaybetmeye çalışarak zayıflamak anne adayı ve yavru için sakıncalıdır;aşırı durumlarda ise tehlikelidir.
</description>
<link>http://www.beslenme.gen.tr/Beslenme/Gebelerin_enerji_ihtiyaclari.html</link>
</item>

<item>
<title>Dölün beslenmesi ve büyümesi</title>
<category>Beslenme</category>
<description>Döl, dişi döl hücresi olan yumurtanın, erkek döl hücresi (sperma) tarafından döllenmesi sonucu oluşmaya başlar. Döllenmiş döl hücresinin hızla çoğalarak normal büyüklükte ve sağlıklı bir bebek oluşması için, anneden gerekli besin öğelerinin döle gelmesi gerekir.Hücrenin çalışması, çoğalması, dolayısıyla dölün büyümesi, besin öğelerinin alınması ve hücre yapısına çevrilmesiyle olduğuna göre, anneden yeterli miktarda ve hızda besin öğesi sağlanamazsa, dölün büyümesi ve gelişmesi zarar görür. Kötü beslenmenin bebeğe zararları, doğumdan sonra gözden kaçacak kadar hafif ya da belirgin olabilir. Başlangıçta anlaşılmayan bozukluklar yaşam boyu sürebilir.

lt;img src=quot;images/gebe-hamile-kadinquot; alt=quot;gebe hamilequot; title=quot;hamile, gebequot; width=quot;300quot; height=quot;365quot; /gt;

Döllenme, yumurtalığı döl yatağına bağlayan kanalda olur. Döllenmiş yumurta birkaç günde döl yatağına geçer ve orada kendini bir zar içine yerleştirir. Bu zar bir kese şekline dönüşerek içinde sıvı birikmeye başlar. Dölüt(embriyon), bu kesedeki sıvı içinde büyür. Dölütün zar içinde yerleştiği yerde döleşi (son, plasenta)gelişmeye başlar, göbek kordonu da oluşarak dölüt dölesine bağlanır. 

Kese içindeki sıvı, anne kanından sızma plazmayla sürekli değişir ve yenilenir. Bu sıvı içinde; protein, glikoz, mineraller ve başka besin öğeleri bulunur. Döl (fetüs)bu sıvı içinde kolayca hareket eder, zedelenmekten korunur ve belirli sıcaklıkta tutulur.

Döleşi; maddelerin göbek kordonu aracılığıyla anne ile döl arasında geçişmesini sağlayan bir organdır. Dölün beslenme, boşaltım ve solunum gibi işlevleri döleşi aracılığıyla gerçekleşir. Besin öğeleri ve oksijen, anne kanından dölesine; döleşinden de göbek kordonu aracılığıyla döle geçer. Dölde oluşan korbondioksit gibi artık maddeler de aynı yoldan döleşine, oradan da anne kanına taşınır. Döleşi, enzim, hormon, antikor gibi maddeleri sentezleme; protein, glikojen, kalsiyum ve demir gibi besin öğelerini depolama yeteneğindedir. Döl büyüdükçe, bu depolama görevi karaciğere geçmeye başlar. Anne iyi beslenmiyorsa, besin öğeleri yeterince depolanamaz; dölün iihtiyacı tam karşılanamaz,dölün yararına, annenin zararına olmak üzere annenin doku maddeleri yıkılmaya başlar ve dölün ihtiyacı karşılanmaya çalışılır. Ancak, anneden herşey döle olduğu gibi geçemez ve dölün tüm ihtiyacı karşılanamaz. Dölün büyümesi için yeterli olmayabilir.Bu durumda hem anne, hem de yavru zarar görmeye başlar.

Döleşi koruyucudur ve seçici geçirgendir. Bu organ, anne kanında gelen zararlı maddeleri döle geçirmemeye çalışır, bağışıklık cisimcikleri (antikor) sentezler, hastalık yapıcı bakterilere ve zararlı öğelere karşı dölü korur. Ancak, döleşinin dölü koruma yeteneği sınırlıdır. Bunun için dölüt ya da döl annenin hastalıklarından, aldığı ilaçlardan, alkol, sigara gibi maddelerden zarar görür. Yavruda organ eksikliği veya bozukluğu gibi yapısal bozukluklara, büyüme ve zeka geriliğine; zehirlenmeye, düşüklere ve ölüme; başlangıçta anlaşılamayan yetersizliklere ve birçok başka bozukluklara yol açabilir. Gebeliğin ilk aylarında yavru daha savunmasız ve dayanıksızdır;zararlı maddelerden kolay etkilenir ve zarar görür.

Gebelik ilerledikçe, dölün büyüme ve gelişme hızı artar. Bu, dölün besin öğesi ihtiyacının artışı demektir.O yüzden, gebelik ilerledikçe, annenin besin öğeleri ihtiyacı da çoğalır. Gebeliğn yarısından sonra dölün beyin büyümesi ve kemikleşme hızlanır. Doğumdan önce dişler oluşmaya başlar. Yetişkinlikteki toplam beyin hücrelerinin yaklaşık %25amp;#8217;i doğumdan önce oluşur. Annenin kötü beslenmesi, aldığı ilaçlar ve zararlı maddeler, hastalıkları, dölde bedensel bozukluklar yanında, sinir sisteminde bozukluklara, zeka geriliklerine de yol açabilir. Bu yüzden;gebe kadının iyi beslenmesi, hastalıklardan korunması, doktora danışmadan  ilaç almaması, alkol ve sigara kullanmaması, kendi sağlığı için önemli olduğu kadar , bedensel ve zihinsel yönden sağlıklı kuşakların yetişmesinde çok önemlidir. Ayrıca, eşinde ve kendisinde kalıtsal hastalığı olan kadının çocuk yapmaması gerekir.
</description>
<link>http://www.beslenme.gen.tr/Beslenme/Dolun_beslenmesi_ve_buyumesi.html</link>
</item>

<item>
<title>Gebelikte kötü beslenmenin zararları</title>
<category>Beslenme</category>
<description>Annenin, gebelik sırasında ve öncesinde kötü beslenmesinin hem kendisine hem de dölün büyümesine ve sağlığına olumsuz etkileri olduğu araştırmalarla gösterilmiştir. Çeşitli besin öğelerinin yetersizliği oluşturulan gebe hayvanlar üzerinde yapılan araştırmalarda, bu durumun yavruya zararlı etkileri açık olarak ortaya konmuştur. İnsanlar üzerinde yapılan araştırmalarda, iyi beslenmeyen gebelerin çocuklarında, iyi beslenen annelerin çocuklarına göre, çeşitli bozukların daha sık görüldüğü saptanmıştır.

lt;img src=quot;images/gebelikte-beslenmek.jpgquot; alt=quot;gebe, gebelikquot; title=quot;gebelik, gebequot; width=quot;220quot; height=quot;200quot; /gt;

İyi beslenenlere göre kötü beslenen gebelerde, ölü doğum, vaktinden önce doğum ağırlığı düşük bebeklere daha sık rastlanmaktadır. Zayıf, kısa ve vaktinden önce doğan bebeklerin yaşama şansları daha az, hastalıklara dirençsiz, dayanıksız olmakta, bunlarda zeka geriliği daha sık görülmektedir.

Gebelikte, çeşitli besin öğelerinin yetersizliği doğuştan yapısal bozukluklara da yol açabilir. Protein, folik asit, A vitamini, riboflavin, çinko ve manganez gibi besin öğelerinin ileri derecede yetersizliğinin, bebeklerde doğuştan bozuklarla ilgisi olduğu bulunmuştur. Bazı çalışmalarda, protein yetersizliği olan gebelerde düşükler daha sık görülmüştür. Gebelerin kötü beslenmesinin dölün yalnız bedensel gelişimi değil, zeka gelişimini de etkilediği açık bir şekilde ortaya konmuştur. Özellikle protein ve B grubu vitaminlerinin yetersiz alınmasının zeka geriliğinde rolü olduğu bildirilmiştir.

İyi beslenmeyen geblerin dölünde besin öğeleri deposu da yetersiz olmaktadır. Kansız annelerin dölünde yeterli demir depolanmadığından, bebek doğuştan kansızlığa yatkın olmakta, zamanında tedavi edilmezse buna düzeltmek zorlaşmaktadır. Yine A vitamini yetersizliği olan annelerden doğan bebeklerde, bu vitamin deposu yetersiz olduğundan, bebek A vitamini yetersizliğine duyarlı olmaktadır. Şişman gebelerin bebeklerinin doğum ağırlığı genellikle normalden yüksek olur. Şişman kadınların doğum yapması zordur. Şişman bebeğin vücudunda yağ hücrelerinin çoğalmaya eğilimi arrtar ve çocuğun kolayca şimanlamasında rol oynar. Gebelikte aşırı kilo almanın önlemesi hem anne hemde yavrunun işmanlamaya karşı korunmasında büyük bir önem taşır.

Gebelerin beslenme durumunu bebek ve anneye etkilerini inceleyen sayısız araştırma yapılmıştır. Bunlardan birinde ; yetersiz ve dengesiz beslenen ve yoksul olan gebeler üç gruba ayrılmıştır. Birinci gruba ek besin verilmiş ve kadınlar beslenme konusunda eğitilmiş; İkinci grubdakiler yalnız eğitilmiş ve ek besin verilmemiş; Üçüncü grubtakilere hem ek besin verilemiş hem de gebeler beslenmeleriyle ilgili eğitilmemiştir. Ek besin verilen ve eğitilen gruptaki annelerle bebeklerin doğumdan önce ve sonra öteki gruptakilerden daha sağlıklı oldukları görülmüştür. Ek besin verilmeyen ve eğitilmeyen grubtaki gebelerde doğum zorlukları, erken doğum, doğum ağırlığı düşük bebeklerin öteki gruplara göre daha çok olduğu görülmüştür.
</description>
<link>http://www.beslenme.gen.tr/Beslenme/Gebelikte_kotu_beslenmenin_zararlari.html</link>
</item>

<item>
<title>Aile planlaması nedir</title>
<category>Saglik</category>
<description>Aile Planlaması ; Ailelerin istedikleri ve bakabilecekleri sayıda ve en uygun zamanda çocuk sahibi olmaları veya çiftlerin ekonomik olanaklarına kişisel isteklerine göre çocuk sayısını tayin etmeleri ve doğumlar arasında istedikleri aralığı sağlamalarıdır.

lt;img src=quot;images/aile-plan.jpgquot; alt=quot;ailequot; title=quot;aile, toplu ailequot; width=quot;420quot; height=quot;330quot; /gt;

Aile planlaması hizmet verilirken hiçbir şekilde aile bireylerinin sınırlandırılması anlamını taşımaz. Aileler çocuk sahibi olmada tamamen serbest olup, kendi iradeleri ile istedikleri sayıda çocuk sahibi olabilirler.

Aile Planlamasının Önemi ; Ailelerin her yönden tam bir iyilik halinde olabilmeleri onların sosyal yaşantılarını ve aile düzenlerini kendi olanak ve yeteneklerine göre kurabilmeleri ve devamını sağlamalarına bağlıdır. Bir aile, istediği çocuk sayısına ulaştıktan sonra, istenmeyen diğer çocuklara sahip olma tehlikesi ve onların getireceği ekonomik ve sosyal baskının endişesi içinde yaşıyorsa o ailenin sağlıklı olduğundan bahsetmememiz gerekir. Aynı zamanda istenmeyen gebelik korkusu nedeniyle karı koca ve aile bireyleri arasındaki ilgi ve bağların zayıfladığını gözlemek mümkündür. Aile bireyleri içinde en çok ilgiye ihtiyacı olan küçük çocuk annenin sütüne, bakım ve sevgisine ihtiyaç duyar. Çocuk bunları alamadan, annenin ise bir önceki gebeliğin ve doğumun etkisini düzeltip tam olarak iyileşmeden diğer bir çocuğa gebe kalması halinde onların sağlıklı olduklarını düşünmek bile mümkün değildir. İşte aile planlaması, bu olumsuz durumları önlemek amacıyla ailelere daha iyi sağlık, sosyo ekonomik durum ve ruh sağlığı, aile huzuru ve mutluluğu sağlamaya çalışan bir hizmetler topluluğudur. Aile planlamasının temel amacı çok ve sık gebelik ve doğuma bağlı ana ve çocuk sağlığına olabilecek olumsuz etkileri önlemek, oluşan olumsuz etkilerin giderilmesine yardım etmek ve çocuğu olmayan ailelerin çocuk sahibi olmalarını sağlamaktır. Özellikle istenmeyen gebeliklerin isteyerek yok edilmesinde tehlikeli yöntemlerin kullanılmasını önleyerek, annelere gebelikten korunmanın modern ve tıbbi yollarını öğretmeyi amaçlar. Bu amaçlar buradan yola çıkarsak şunları kendimize örnek alabiliriz ; 

Sağlıklı, mutlu ve başarılı çocuklar yetiştirmek, Doğurganlık çağında kadın ve erkekleri üreme konularında bilgilendirmek ve bu dönemlerini sağlıklı, kaygısız ve mutlu geçirmelerini sağlamak, sık ve çok gebelik ve doğum nedeni ile ana ve çocuk sağlığının bozulmasını önlemek, İstedikleri halde çocuk sahibi olamayan ailelere yardım edip onlarında tıbbi olanaklardan yararlanarak çocuk sahibi olmalarına yardım etmek. Hızlı nüfus artışını önleyerek, nitelikli, sağlıklı ve mutlu bir toplumun oluşmasında herkes üzerine düşenleri yapmalı ki, huzur dolu bir ülke bırakalım gelecek nesillerimize.

Görüldüğü gibi aile planlaması hiçbir şekilde aileleri kısırlaştırmak veya nüfusu azaltmak demek değildir. Temel hedef ; İstenmeyen gebeliklerin, isteyerek yok edilmeye çalışılması ve bunun sonucu gelişen düşük ve ölümlerin önüne geçmek her aileye arzu ettiği düşündüğü sayıda çocuğa sahip olması için yardım etmek ve gebeliği önleyici yöntemlerden yararlanmasını sağlamaktır.

İyi bir aile planlaması, aşırı doğurganlık ve çocuk ölümlerini önleyerek, yaşama şansı verileceklerin doğmasına izin verir. Böylece kısa vadede nüfus sayısını azaltamaz. Nüfus planlaması ve aile planlaması bazı yerlerde aynı anlamda kullanılır. Oysa her iki deyimde değişik ve farklı amaçla yola çıkılan ve farklı bir uygulamadır. Nüfus planlamasında sert ve yaptırımcı önlemler söz konusudur. Aile planlamasında ise gönüllü katılım esasına dayanan bir hizmet uygulanır.
</description>
<link>http://www.beslenme.gen.tr/Saglik/Aile_planlamasi_nedir.html</link>
</item>

<item>
<title>Tüp bebek yöntemi</title>
<category>Saglik</category>
<description>Tüp bebek yöntemi ile yapılan suni döllenme ve gebelik ;
Günümüzde kısırlık problemi olan çiftler artık çocuksuz kalma korkusu yaşamıyorlar.Modern tıbbın tüm imkanları kullanan ülkemiz hastanelerinde bu durumdaki çiftlerin çocuk sahibi olmaları için gerekli çalışmalar yapılarak suni döllenme yolu ile çocuk sahibi olmaları sağlanıyor.

lt;img src=quot;images/tup_bebek.jpgquot; alt=quot;tüp bebekquot; title=quot;tüp bebekquot; width=quot;300quot; height=quot;305quot; /gt;

Tüp bebek yöntemi ile yapılacak suni döllenmenin koşulları şunlar;

1 - Çiftlerin yaşlı olması ve normal ovulasyon olmayışı,
2 - Uzun bir kısırlık süresi geçirilmiş olması,
3 - Cerrahi tedaviye cevap alınmamış olması;
4 - Endometriyasiz(rahim iç zarının başka yerde yerleşmesi),
5 - Erkekte sperm yetersizliği,
6 - Tüplerin tıkalı olması,
7 -Nedeni açıklanamayan infertilite.
Tüp  bebek için günümüzde 8 yöntem kullanılıp ovum suni olarak dölleniyor.

Aşılama:Erkekten alınan sperm ovulasyon zamanı kadının rahmine enjekte ediliyor.
GİFT:Tüpleri normal olan kdınlarda kesin nedeni bilinmeyen durumlarda kullanılıyor.Başarı % 25-30 dur.
 Bu yöntemle erkek ve kadın yumurtası bir araya getirilerek tüplere yerleştiriliyor.

ZİFT:Laparoskopi ile kadından alınan yumurtalar eşinin spermi ile laboratuar koşulunda yapay olarak döllendikten bir gün  sonra tüplere yerleştiriliyor.Başarı % 25-30 

IVF-ET;Tüpleri Tıkalı olan olan bayanlar ve sperm sayısı yetersiz olan erkekler için kullanılıyor.
 
Anestezi altında kadının yumurtası alınıp, eşinin spermi ile laboratuarda suni olarak döllendikten 2 gün sonra rahim içine yerleştiriliyor.Başarı % 30.

MİKRO ENJEKSİYON YÖNTEMİ 

ICSI;Sperm hücresi çok ince bir iğne ile kadın yumurtasının içine yerleştirilyor.Başarı % 30-35.

MESA;Penis kanalının tıkalı olması durumunda uygulanıyor.

TESE;Küçük bir biyopsi ile testislerden spermler alınır.Enjeksiyon ovumun içine veriliyor. Başarı %30-35.

PESA;Testislerden spermler ince bir iğneyle alınıp enjeksiyonla ovuma veriliyor. 
</description>
<link>http://www.beslenme.gen.tr/Saglik/Tup_bebek_yontemi.html</link>
</item>

<item>
<title>Kısırlık tedavisi</title>
<category>Saglik</category>
<description>Kadın yumurtasını dondurarak elde edilen kısırlık tedavisi yani suni döllenme normal yolla döllenme olamayan ve intertilite söz konusu olan ailelere yardım etmek amacı ile yapılan suni döllenme  çalışmasıdır.

Uygulamada ,  kadının ovulasyon döneminden önce henüz olgunlaşmamış olan yumurta hücresi  ilaç kullanmadan, doğal bir yöntemle  alınıp laboratuarda olgunlaşması beklenir.

lt;img src=quot;images/kisirlik.jpgquot; alt=quot;kısırlıkquot; title=quot;kısırlık, suni döllenmequot; width=quot;260quot; height=quot;190quot; /gt;

Laboratuarda olgunlaştırılan ovum ile yine insan vücudu dışında laboratuarda babanın spermi ile döllendirilerek uterusa yerleştirilir.

Uzmanlar,bu yöntemle kısırlık tedavisine başlayan hastalarda bu işleme altı ay devam edildiğini ve bu sürede suni döllenmede başarılı olunmazsa daha sonra kısırlık tedavisinin mümkün olamayacağını söylüyorlar.
</description>
<link>http://www.beslenme.gen.tr/Saglik/Kisirlik_tedavisi.html</link>
</item>

<item>
<title>Mikro enjeksiyon nedir</title>
<category>Saglik</category>
<description>Beslenme.gen.tr - Mikro enjeksiyon sistemi nedir ? Nasıl uygulanır ? Yöntemleri nelerdir açıklıyoruz.

Normal sperm sayısının en az 20 milyon, hareketliliğinin %40 olması gerekmektedir. Şiddetli erker kısırlığında bu değerlerin çok altında bir tablo ortaya çıkar. Spermlerin döllenme kabiliyeti yoktur. Normal bir döllenme olamaz. 

lt;img src=quot;images/mikro-enjeksiyon.gifquot; alt=quot;mikro enjeksiyonquot; title=quot;mikroenjeksiyonquot; width=quot;330quot; height=quot;339quot; /gt;

Mililitrede 10 bin sperme kadar olan durumlarda mikroenjeksiyon yöntemi ile suni döllenme uygulanır.
Bu yöntemi uygulamadan önce şunu unutmamalıdır. Bu durumda ovum ve sperm yan yana getirilse bile normal döllenme olmaz. Çünkü burada sadece sayı az değil spermin döllenme yeteneğide  yoktur. Sadece sayı az fakat döllenme yeteneği olsaydı ovum ve sperm vücut dışıında tüpte yan yana getirilecek ve döllenmeleri sağlanabilecekti. Mikro enjeksiyon yönteminde durum farklıdır.

1 - Sperm sayısı az 
2 - Hareket kabiliyeti düşük 
3 - Spermler bozuk 
4 - Sperm doğal olarak ovuma gidemiyorsa o halde sperme yardım edilerek ovumun içine girmesi sağlanacaktır. Yani döllenme zorla gerçekleştirilecektir.
Uygulamada, sperm bir pipetle alınıp, ovumun kabuğu delindikten sonra pipetteki sperm o delikten enjektörle ovumun stoplazmasına doğrudan enjekte ediliyor. 
İşlem mikroskop altında yapılmasına rağmen bazı aksaklıklar olabilir.
</description>
<link>http://www.beslenme.gen.tr/Saglik/Mikro_enjeksiyon_nedir.html</link>
</item>

<item>
<title>Kadınlarda infertilite</title>
<category>Saglik</category>
<description>KADINA AİT İNFERTİLİTE NEDENLERİ ;

1 - İç üreme organlarının anatomik ve fizyolojik hataları
2 - Vaginaya ait hastalıklar 
3 - Uterusta şekil bozuklukları 
4 - Ovulasyonun olmayışı 
5 - Fallop tüplerinin  dar yada tıkalı olması 
6 - Hormonal faktörler
7 - Psikolojik faktörler 

lt;img src=quot;images/kadin-infertilite.jpgquot; alt=quot;kadın infertilitequot; title=quot;kadın infertilitequot; width=quot;260quot; height=quot;376quot; /gt;

Suni döllenmeyi gerektiren nedenleri teşhiş etmek için eşlerin her ikisi de mutlaka incelenmeli ve tedaviye ona göre başlanmalıdır.
Kural olarak önce tetkiklere erkeğin muayenesi ile başlanmalıdır.
*Erkeğin, menideki hücre sayısı araştırılır. Bunun için spermogram dediğimiz laboratuar tetkiki yapılır.  Spermogram normal değilse erkeğin bir üroloji uzmanına görünmesi gerekir. 
Spermogram normalse, kadının ovulasyon durumu kontrol edilir. 

Sonuçta sperm yada ovuma bağlı olarak normal bir döllenme olayı engelleniyorsa suni döllenme yolu ile ailenin çocuk sahibi olmasına yardım edilir.Bunun için çeşitli yöntemler kullanılır.
</description>
<link>http://www.beslenme.gen.tr/Saglik/Kadinlarda_infertilite.html</link>
</item>

<item>
<title>Erkeklerde intertilite</title>
<category>Saglik</category>
<description>lt;img src=quot;images/infertilite.jpgquot; alt=quot;infertilitequot; title=quot;infertilitequot; width=quot;260quot; height=quot;260quot; /gt;

1 - Spermlerin  1/4' inden fazlası anormal yapıda ise 
2 - İçinde yardımcı hücre sayısı fazla ise 
3 - İnmemiş testis söz konusu ise 
4 - Hareketli sperm sayısı yetersizse 
5 - Penis yapısında bozukluk varsa 
6 - 1 cm  menide 60 milyondan az sperm varsa 
7 - Cinsel birleşme zamanı ve sıklığı uygun değilse 
8 - Erkeğin boşalmasında sorun varsa 

Psikolojik nedenler erkekte intertilite nedeni olabilir ve normal bir döllenme olamadığı için suni döllenme gerekebilir.
</description>
<link>http://www.beslenme.gen.tr/Saglik/Erkeklerde_intertilite.html</link>
</item>

<item>
<title>Suni döllenme</title>
<category>Saglik</category>
<description>Normal cinsel yaşamı olan bir çiftçe kontraseptif bir yöntem kullanılmadığı halde bir yıl sonunda gebelik oluşmamışsa intertiliteamp;#8217;den (kısırlık) söz edilir.
Kısırlık, hangi nedenle olursa olsun normal koşullarda döllenmenin olmayışından kaynaklanmaktadır. 

lt;img src=quot;images/suni-dollenme-sperm.jpgquot; alt=quot;suni döllenmequot; title=quot;suni döllenmequot; width=quot;310quot; height=quot;245quot; /gt;

Normal koşullarda döllenmenin olmayışında çoğunlukla kadın suçlu gibi gösterilir. Oysa hem erkek hem kadına ait anatomik, fizyolojik ve patalojik nedenler normal yolla döllenme ve gebeliğin oluşumunu engelleyebilir.

</description>
<link>http://www.beslenme.gen.tr/Saglik/Suni_dollenme.html</link>
</item>

<item>
<title>Plasenta nedir</title>
<category>Saglik</category>
<description>Plesanta, Zigotun desiduaya kök salması sonucu oluşan diğer organ plasenta (eş)'dir. Plasenta gebelik, hamilelik süresince bebeğe gerekli olan oksijen ve besini sağlar ve bunları kordon kanalı ile bebeğe iletir. Atık maddeleri kordondon alır ve anne kanına verir.

Bütün bu anatomik ve fizyolojik olaylarla bebek ve anne sağlığının sıkı sıkı ya bir ilişkisi anne karnındayken başlamış olduğunu unutmamalısınız. Uterustaki ilk hafta içinde sıvı dolu kese şeklinde olan yumurtadan üç hücre tabakası ortaya çıkar. Vücudun organları bu tabakalardan oluşur. Dış tabaka, sinir sistemi, tırnaklar, deri, saçlar ve diş minelerini oluşturur.

lt;img src=quot;images/plasenta-gebe.jpgquot; alt=quot;plasentaquot; title=quot;plasentaquot; width=quot;600quot; height=quot;705quot; /gt;

Orta tabaka, kemikler, kaslar, böbrekler ve dolaşım sistemini oluşturur. İç tabaka ise solunum, sindirim sistemleri ve salgı bezlerinin oluşumunu sağlar. Bir tek hücreden oluşan döllenmiş yumurta yeni DNA kodlu şemanın yönelimi altında 6 trilyon hücre oluşturarak, bebeğin meydana gelmesini sağlar. Bu hücreler kendi özel vazifelerine göre farklı dokular halinde gelişirler. Fakat quot;sperm ve ovum hücreleri hariçquot; bütün hücrelerin DNA kodu aynıdır. Genin, amniyos kesesi adı verilen ve onu dış etkilere karşı koruyan içi su dolu bir torbanın içinde gelişir ve büyür. Gelişimini torbanın içinde tamamlar. Tüm hareketlerini rahatlıkla yapar.

Gelişmenin ilk aylarında bu torbanın içindeki su (amnıos sıvısı) içindeki cenine göre daha fazladır. Cenin adeta su içinde yüzer.

</description>
<link>http://www.beslenme.gen.tr/Saglik/Plasenta_nedir.html</link>
</item>

<item>
<title>Gebelik fizyolojisi</title>
<category>Saglik</category>
<description>Gebelik üremenin gerektirdiği, aileyi mutlu eden çocukarın dünyaya gelmesini sağlayan, kadını ana, erkeği baba yapan bir kutsal olaydır. Geblik ovum ile spermin karşılaşması sonucu spermin ovumu döllemesi ile oluşur. Bu olaya döllenme (aşılama) denir.

lt;img src=quot;images/gebe-hamile-kadin.jpgquot; alt=quot;gebelik, hamilequot; title=quot;gebe, hamilequot; width=quot;310quot; height=quot;373quot; /gt;

Cinsel ilişki esnasında vaginaya meni içinde milyonlarca sperm bırakılır. Hareketli bir apıya sahip olan spermler çok küçüktür. Baş boyun ve kuyruktan oluşur. Hareketlerini kuyruları ile sağlarlar. Spermler cinsel ilişkiden sonra kadın üreme organlarında 48 - 72 saat süreyle canlı kalabilirler. Vaginaya bırakılan spermler hızla servisk kanalını ve rahim boşluğunu geçerler. Eğer cinsel ilişki kadının ovulasyon zamanına raslamışsa tğülerde döllenmeye hazır ovum vardır.

Rahim boşluğunu geçen spermler sağ ve sol tüplere doğru ilrlemeye başlarlar ve ovumu yakalarlar. Ovum, çevresindeki spermlerden döllenme yeteneğine sahip bir sperm için zarını açar ve onun başını içeri alır. Meydana gelen bu olay yeni bir canlının oluşumu, döllenme ve gebeliktir. Gebelik tarihi bundan ibarettir. Döllenme ovum fallop kanalının üst çukurunda iken gerçekleşir. Döölenen yumurta 24 saat içinde bölünmeye başlar. Kendi kendine bölünürken uterusa doğru ilerlemeye başlar ve 2 - 3 gün içinde tüpleri geçerek rahim boşluğuna gelir. Rahim içini kaplayan, iç tabaka endometrium, progestron hormonunun etkisi ile gebeliğe hazır gelmiştir.

Gebelik oluştuğu için ostrojen ve progestron seviyesi aynı kalır düşmez. Dolayısıyla adet kanaması da olmaz. Yine aynı hormonların etkisi ile endometrium da hazırlık daha da artar ve bazı değişiklikler meydana gelir. Daha önce ince olan endometrium kalınlaşır, damarlanması artar ve döllenmiş yumurtanın gömülmesine uygun bir duruma gelir. Bu duma uterus'un i tabakası endometriumun adı artık DESİDUA'dır. 

Uterus boşluğuna gelen döllenmiş yumurta kendisi için hazırlanmış bekleyen desidua tabakasına gömülür. (İmplantasyon). Artık gebelik meydana geliştir. Döllenmiş yumurtanın adı ZİGOT'tur. Zigot burada kökler ve salar ve bu köklerin işlevi, embriyonun gelişmesi için anneden besin elde etmektedir. Daha sonra bu kökler plasenta ve göbek kodonuna dönüşür. Plasenta tüm gebelik süresince çok önemli görevleri alan bir organdır.

Göbekbağı, kalın damar ağına sahiptir. Anne ile ceninin kanını birbirinden ayırır. Ancak anne kanından alınan gıdalar ve oksijen ceninin kanına geçerek, beslenme büyüme ve gelişmeyi sağlar. Ceninden gelen atık maddeler ise yine göbek kordonu aracılığı ile anne kanına atılır. Yaşayan tüm insanlarda atardamarlar temiz kan ( oksiyen yükü ) taşır.

</description>
<link>http://www.beslenme.gen.tr/Saglik/Gebelik_fizyolojisi.html</link>
</item>

<item>
<title>Amenore nedir</title>
<category>Saglik</category>
<description>Amenose : Adet görmemdir; Üreme fizyolojisinde görev yapan organlarda, meydana gelen olaylar adet görmeyi ortadan kaldırabilir.

lt;img src=quot;images/amenore-hamile-adet.jpgquot; alt=quot;amenore, hamile, adetquot; title=quot;adet, amenore, hamile, gebequot; width=quot;230quot; height=quot;350quot; /gt;

Normal amenore : Menarştan önce, gebelikte, lohusalıkta, menapozda görlen amenoredir.

Amonore belirtileri ; 

Doğruganlık çağı geldiği halde menarşın görülmemesi ( 17 - 18 - 19 yaş ).

Gebelik ve lohusalık olmadığı halde doğurganlık çağında ve daha önce adet gören bir kadının adetten kesilmesi, durumunda. Hormonal yada organik bir olay sonucu gelişen bir amenore söz konusudur. Bu bir hastalık belirtisidir. Derhal bir menapoz kliniği veya kadın doğum hastanesine muayene olunması kontrolden geçilmesi gerekmektedir.</description>
<link>http://www.beslenme.gen.tr/Saglik/Amenore_nedir.html</link>
</item>

<item>
<title>Menstruasyon fizyolojisi</title>
<category>Saglik</category>
<description>İnsanların beyninde bulunan hipofiz ve hiptalamus bezlerinden salgılanan hormonlar beyinden yumurtalıklara (overlere), rahime (uterus) emirler götürerek onların hazırlanmasını sağlarlar. Bu homonların etkisi ile rahim (uterus) içindeki fonksiyonel tabaka (endeometrium) kalınlaşır ve gebeliğe uygun hale gelir.

lt;img src=quot;images/menstruasyon-saglik.gifquot; alt=quot;menstruasyonquot; title=quot;menstruasyonquot; width=quot;330quot; height=quot;340quot; /gt;

Bir gebeli oluşmadığı zaman kalınlaşmış ve içerisi kanla dolarak embriyoyu besleyecek duruma gelmiş olan endometrium tabakası belirli sürelerde vaginal kanama şeklined dışarı atılır. Bu olaya adet (mensturasyon) denir. Doğurganlık çağı denç kızlarda yaklaşık olarak 13-14 yaşları arasında ilk adetin (menarş) görülmesiyle başlar ve adetin sona ermesi ile yerini menapoza bırakır.Normal, sağlıklı bir kadında adetler 21 - 35 günde bir görülür. En sık olarak görülen dönem 28 günde bir tekrarlananıdır. Adet kanaması sağlıklı kadınlarda 4-5 gün süre. Günde 2 - 3 ped kirletecek kadar bir kanama olur. Birinci ve üçüncü günlerde ise kişinin hareketini engellemeyecek kadar hafif bir ağrı olabilir ve hafi bir ağrı kesici (analijezik) alınınca geçer. Ancak bu süre, kanama şekli ve ağrı kişiden kişiye biraz farklı boyutlar alabilir.

Menarşta bir iki sene süre açısından farklılıklar olabilir. Daha sonra düzenli bir adet dönemine geçilir. Amenose : Adet görmeme anlamına gelir, üreme fizyolojisinde görev yapa organlarda, meydana gelen olaylar adet görmeyi ortadan kaldırabilir.
</description>
<link>http://www.beslenme.gen.tr/Saglik/Menstruasyon_fizyolojisi.html</link>
</item>

<item>
<title>Döllenme ve suni döllenme</title>
<category>Saglik</category>
<description>DÖLLENME VE SÜNİ DÖLLENME 
Gebelik ovum ile spermin karşılaşması ve sperm başının ovum zarını delerek  içeri girmesi ve onu döllemesi ile oluşur.
Cinsel ilşki sonucu vaginaya boşalan meninin içinde ortalama Beşyüz milyon kadar sperm bulunur. Her sperm üç bölümden oluşur. 

lt;img src=quot;images/dollenme.jpgquot; alt=quot;döllenme, suni döllenmequot; width=quot;600quot; height=quot;500quot; /gt;

*Başı; çelik miğfere benzer. Beş mikron kadardır.Soya ait genetik özellikleri taşıyan 23 kromozom görünümündeki baştır. Başın bir miğfer gibi sağlam görünümü vajinadan uterusa, oradan da tüplere kadar  uzayan  yolculuğunda karşılaşacağı güçlüklere karşı koyabilmesi içindir.
*Kısa boyun; enerji yapımını sağlar. Uzun yolculuğundan gerekli enerji böylece karşılanır.
*Kuyruğu; spermin hareketinde yönün belirlenmesini sağlar. Sperm saniyede iki milimetrelik hızla yol alır.
Bütün spermler tek tipte değilidir. Kısa olanı uzun olanı, zayıfı, tek ve çift başlısı vardır.Böyle olduğu için birbirini tamamlayan bir toplum gibidirler.
İçlerinde dik başlıları, eğik başlıları olduğu gibi bazıları erkek, bazıları dişidir. 
Erkekler  XY, dişiler XX kromozomlarını taşır.
Vaginaya boşalan milyonlarca spermin bir bölümü uterusun sağ üst köşesinden uzanan  tüpe doğru, diğerleri sol taraftaki tüpe doğru yola çıkar.Yüzlerce sperm  yumurtaya yaklaşınca yumurtanın hoş kokusu spermleri kendine çeker. Ancak  bunlardan sadece bir tanesi dişi yumurta (ovum) ile birleşerek döllenmeyi sağlar. 
Döllenmiş yumurta yavaş yavaş tüpten uterus boşluğuna doğru ilerlemeye başlar. Bu ilerleme döllenmenin  birinci hareketidir. İlerleyen döllenmiş yumurta kendi içinde bölünme ve büyüme ile ikinci hareketini de sürdürür. Tüpte gerçekleşen bu ilerleme ve çoğalma hareketleri uterusa  kadar ortalama 2-3 gün sürer. 

Döllenmiş yumurta en sonunda, uterus boşluğuna gelip desidua içine gömülür. (implantasyon)Artık gebelik meydana  gelmiştir.  Buraya kadar döllenmiş yumurtanın adı ZİGOTamp;#8217;tur. 
Her sperm ve ovum, değişik DNA taşıdıkları için döllenme ile anne ve babanın çeşitli özellikleri döllenen yumurtaya taşınmış olur. 
Döllenen yumurtada anne ve babadan aktarılan 23amp;#8217;er kromozom ikişerli sıralar oluşturur. Bu çiftlerden biri doğacak çocuğun cinsiyetini  belirler.Cinsiyet kromozomları X ve Y kromozomları olmak üzere iki türdedir.
Ovumda sadece XX kromozomları bulunurken spermler XY kromozomlarını taşır. Eğer ovumu X kromozomu taşıyan bir sperm döllerse XX kromozom  çifti oluşarak doğacak çocuğun kız olması sağlanır. Eğer sperm Y kromozomu taşıyorsa XY kromozom   çifti  oluşacağından doğacak çocuğun erkek olması belirlenmiş olur. Bazen iki ovum   döllenmeye hazırlanır. Bazen de bir  ovumu  birden fazla sperm  dölleyebilir. Böylece benzer   ya da farklı ikizlerin oluşumu gerçekleşir.
</description>
<link>http://www.beslenme.gen.tr/Saglik/Dollenme_ve_suni_dollenme.html</link>
</item>

<item>
<title>Erkek üreme organları</title>
<category>Saglik</category>
<description>ERKEK ÜREME ORGANLARI 
Erkek üreme  organları,  spermin (erkek yumurtası) üretildiği ve onun taşınmasını sağlayan meninin salgılandığı organlardır.Meni suyunu penise götüren kıvrımlı ince borucuklardan meydana gelen bir yapıya sahiptir. 

lt;img src=quot;images/erkek-ureme-organlari.jpgquot; alt=quot;erkek üreme organlarıquot; width=quot;564quot; height=quot;590quot; /gt;

  Erkek üreme organı olan ve dışarıda yer alan penis (kamış) damarlarına kan hücum edince sertleşen bir organdır. Bu özelliği ile cinsel birleşme anında kadın üreme organı olan vaginaya girerek spermleri taşıyan meni sıvısının oraya boşaltır.
Penis erkek üreme organlarının  en belirgin parçasıdır. Görevlerinin başında, 
*Spermleri taşıyan meni sıvısı, penis içindeki kanaldan geçerek dışarı atılır.   
*Mesaneden (idrar torbası) başlayan ve idrarın dışarı atılmasını sağlayan kanal (üretra) penisten geçer.
*Penis, kadın- erkek ilişkisinde en önemli görevi üstlenen  bir organdır.

MENİ KANALLARI 
Testislerde oluşan spermler meni kanalları ile meni keseciğine gelir ve burada birikir. 

MENİ KESECİKLERİ 
 Karın boşluğunda, mesanenin alt ve arka kısmında bulunan iki adet bezdir. Bu keseler spermleri besleyen, hareket etmelerini sağlayan bir sıvı salgılar ve biriktirir. 
MENİ: Meni iki bölümden oluşur. 
-Meni kanalcıklarından oluşan bölümü ile,
-Meni keseciği , prostat bezi ve kooper bezlerinin salgılarından meydana gelir. 

PROSTAT BEZİ: 
Mesanenin (idrar torbası) alt tarafında bulunan bir bezdir. Bu bezden salgılanan meni, spermlerin serbestçe hareket etmelerini sağlar. 

TESTİSLER VE SKROTUM:
Her   erkekte iki adet olan testisler erkekte üreme fonksiyonu ile görevlidir. 
Vücudun dış yüzünde olmasının  nedeni aşırı ısıda yani vücut ısısı olan 37 Camp;#8217;ta  sperm oluşumunun mümkün olmayışıdır. Bu bezlerin her biri büyükçe bir badem görünümünde olup  dörder  lopamp;#8217;dan oluşurlar. Her lopta üçer adet meni boncuğu vardır. 
 Bu boncukların sayısı 1000amp;#8217;i geçer. İşte meni ve erkeklik hormonu (testesteron) burada oluşur.
</description>
<link>http://www.beslenme.gen.tr/Saglik/Erkek_ureme_organlari.html</link>
</item>

<item>
<title>Kadınlarda iç üreme organları</title>
<category>Saglik</category>
<description>İÇ ÜREME ORGANLARI

-Vagina (Hazne)
-Uretus(Rahim)
-Fallop Tüpleri 
-Overyumlar (Yumurtalık)

lt;img src=quot;images/ic-ureme-organlari.gifquot; alt=quot;iç üreme organlarıquot; width=quot;285quot; height=quot;230quot; /gt;

VAGİNA :Dış üreme organlarından başlar  ve  uterusun serviks bölümüne kadar uzanır.Yaklaşık 8-10 cm uzunluğunda bir kanaldır. Normalde asit bir sıvı ile kaplıdır. Bu sıvının mikrop öldürücü bir etkisi vardır. 
Vagina, 
*Cinsel temas organıdır. 
*Adet kanamaları  buradan dışarı atılır. 
*Doğum sonu bebek buradan dışarı çıkar. 
Vaginanın her iki, alt tarafında deri altında bartholin bezleri vardır. 
Bu bezlerden Vaginaya açılan ince bir kanaldan gelen sıvı Vaginanın ıslaklığını ve temastaki kayganlığını sağlar.

UTERUS(RAHİM): İç üreme organlarının en önemlisi olup, karın boşluğunda, mesanenin  arkasında rektum (Kalın bağırsağın sonu)  önündedir.7-8 cm uzunluğunda, 5-6 cm eninde, 2-2,5 cm kalınlığında, içi boş armut biçiminde, kastan yapılmış bir organdır. 
  Tepe kısmında her iki tarafta fallop tüplerine açılır. En alt ucuna serviks ve kanalı (rahim ağzı), tepe kısmında Fundus, gövdedeki boşluğa korpus denir. 
Uturesamp;#8217; un üç tabakası vardır. 

ENDOMETRİUM:En fonksiyonel bölümü yani en iç tabakasıdır.
Gebelik ürünü olan zigot gelip buraya yerleşir ve 38-40 burada gelişimini sürdürür. Gebelik oluşmadığı zaman endometrium kazınarak dışarı atılır.Buna adet (menstruasyon) diyoruz.
PERİMETRİUM(DIŞ TABAKA):Uturesamp;#8217;un karın boşluğuna bakan yüzünü örten tabakadır. Uterusun karın boşluğundaki diğer organlardan korunmasını sağlar. 

MİYOMETRIUM(ORTA-KAS TABAKA): Orta tabakadır. Kastan yapılmış olup, doğum anında  kasılarak bebeğin dışarı çıkmasına yardım eder. 

FALLOP TÜPLERİ(YUMURTA KANALLARI): Uterusun tepe kısmının sağ ve sol köşelerinde başlayan, karın boşluğunda, overyum (kadın yumurtalığı)amp;#8217;lara doğru uzanan, kanallardır. Kastan yapılmış ve çok ince olan bu tüpler ovum (kadın yumurtası) ve sperm (erkek yumurtası) geçebileceği kadar çok az bir açıklığa sahiptir. 
  Boyları 11-12 cm olan bu tüplerin overyumların üzerine uzanan küçük parmaksı çıkıntıları vardır. Bu saçaksı uçlar overyumlardan her ay çıkan dişi yumurtası (ovum)amp;#8217;nı  parmaksı hareketlerle alır ve tüpe atar. Tüplerde yumurtayı uterusa taşır.Bu sırada cinsel birleşme olmuş ve erkek yumurtası (sperm) tüplere kadar gelmişse ovumla karşılaşır ve döllenme olur.

OVERYUMLAR(YUMURTALIKLAR):Karın boşluğunda uterusun her iki yanında, tüplerin saçaksı uçlarının altında olan iç üreme organlarıdır.
  Yapısı 3,5-4 cm uzunluğunda 2 cm eninde badem biçiminde, beyaz sedefimsi bir görünümdedir. Overler bir kadının doğurganlık döneminde (14-15 yaş)her ay yumurtaya dönüşecek miktarda yumurta hücresine sahiptir.
     Yumurtalıklar hormon üreten hücreler ve birleştirici doku ile çevrelenmiş gelişen yumurta  hücrelerinden oluşur.Bir kız çocuğu her yumurtalığında 30-40 bin yumurta hücresi  ile doğar.Buluğ çağı ile beraber yumurtalıklarda bir yumurta hücresi gelişir ve yumurtalama (Ovulasyon)amp;#8217; ya hazır olur. Bu olay doğurganlık süresince böyle devam eder.
Yumurtalıkların iki önemli görevi vardır. 
*Birincisi ovulasyon (yumurtalama), 
*İkincisi ise  OSTROJEN- PROGESTRON hormonlarını salgılamaktır.Bu hormanlara kadınlık hormonları da diyoruz. 
  Bu hormonlar siklus döneminin oluşumunu sağlar. Birinci adetin birinci gününden gelecek adetin birinci gününe kadar geçen süreye siklus dönemi diyoruz.
   Ovulasyon her siklus döneminde bir kere ve bir yumurtalıkta oluşur. Ancak bazen bu kural bozulabilir. Her ovulasyon sonucu overyumdan çıkan bir yumurta (ovum) tüplere geçer. Overyumun çıktığı yerde sarı cisim oluşur.Buradan ostrojen ve progestron adlı kadınlık hormonları salgılanır. 
 Bu hormonlar gebelik ürünü alan döllenmiş yumurtanın  (ZİGOT) uterusa giderek iç tabaka olan endometriumamp;#8217;a yerleşmesi için gerekli alan ortamı hazırlar. Kadınlık hormonları gebeliğin devamını sağlama görevini üstlenir. 
  Ayrıca bu hormonlar adet döneminde de önemli rol oynar.Buluğ çağında oluşacak kadınlık özelliklerini düzenler. Memelerin büyümesi, cinsel organların etrafında ve koltuk altlarında tüylerin çıkması, leğen kemiğinin genişlemesi, kalça ve diğer bölgelerde yağların birikmesi bu hormonlar tarafından ayarlanır.
</description>
<link>http://www.beslenme.gen.tr/Saglik/Kadinlarda_ic_ureme_organlari.html</link>
</item>

<item>
<title>Kadınlarda dış üreme organları</title>
<category>Saglik</category>
<description>GENİTAL  SİSTEM VE DÖLLENME KADIN   GENİTAL    SİSTEMİ 

Kadın üreme organları, yapısı ve işlevleri nedeniyle iki bölüme ayrılır. 

DIŞ ÜREME ORGANLARI 
-Klitoris (Bızır)
-Labia minora (küçük dudaklar)
-Labia majora (büyük dudaklar)
-Uretra ağzı (idrar yolu ağzı)
-Vagina ağzından oluşan yapıya sahiptir.

KLİTORİS: Küçük dudakların dışında, uretra ağzıamp;#8217;nın tam yukarısındadır.Kadınla cinsel duyumların alındığı bir sigorta görevi yapar. 

LABİAMİNORA VE LABİA MAJORA: 7-8 cm uzunlukta ve  1-2 cm kalınlığında bir deri kıvrımında oluşur. En içteki kıvrımın rengi daha koyu kırmızıdır. 
  Labyalar iç üreme organlarını dış etkilerden korur. Dış üreme organlarının tümüne VULVA denir. En üstte pubis, en altta da ince olan bölümüne Perine denmektedir.

ÜRETRA AĞZI: İdrar  yolunun sonudur. Küçük dudakların altında ve vajina ağzının üst kızmındadır. 


lt;img src=quot;images/kadin-ureme-organlari.jpgquot; alt=quot;kadın üreme organlarıquot; width=quot;550quot; height=quot;590quot; /gt;


VAJİNA AĞZI:Dış ve iç üreme organlarının birbirinden ayrıldığı yerdir.
İlk cinsel birleşmeden önce Hiymen (kızlık zarı) ile örtülüdür. Hiymen Vajina ağzından 0,5-1 cm içeride ince zar şeklinde bir organdır. Adet kanamasının dışarı atılması için çeşitli şekilde açıklıkları vardır. İlk temasta kısmen, devamında daha fazla, doğumda tümden yırtılır.</description>
<link>http://www.beslenme.gen.tr/Saglik/Kadinlarda_dis_ureme_organlari.html</link>
</item>

<item>
<title>Anne ve çocuk sağlığı</title>
<category>Saglik</category>
<description>Toplumların bir bakıma yaratıcısı olan ananın sağlığının yükseltilmesi, tüm sağlık sorunlarının çözümünde olduğu gibi ülkemizde öncelikle sorun olan eğitime bağlı olarak artmakta ya da azalmaktadır. Ülkemizin yine öncelikli sorunlarından olan anne, çocuk grubunun sağlığının iyileştirilmesi ve sağlık seviyesinin yükseltilmesinde, nitelikli ve bilgili sağlık personelinin önemi de tartışılmaz bir gerçektir. 

lt;img src=quot;images/anne-cocuk-aile.jpgquot; alt=quot;anne çocuk ailequot; /gt;

Sağlık olayları ve dolayısıyla sağlık problemleri, kesinlikle toplumsal yapının ürünleridir. Bunları meydana getiren ortam, olumlu olumsuz faktörlerin sıkı ilişki ağı içinde yer aldığı bir özellik taşır. Beslenme.gen.tr olarak sizlere elimizden geldiği kadar anne ve çocuk sağlığının toplumdaki bakış açısını yerini önemini vurgulamak istiyoruz, çünkü anneler gerçekten toplumların yaratıcısıdır. Günümüzde temel sağlık bilgilerinin aile bireylerine uygulanması yani hayata geçirilmesi pek çok kişinin gözünde quot;kadın işiquot; dir. Ancak kadının aile içindeki ve dışardaki işleri zaten çok fazladır. ( Yemek, bulaşık vb gibi örnekler ) Özelikle kırsal kesimde kadın, dışarda yiyecek üretir, ürünleri pazarlar, suyu taşır, yakacağı odunu toplar, ahırdaki hayvanlarına bakar, tarlalarını eker ve biçer, süt sağar daha bir çok örneklendirme ile çoğaltılabilir. Kısacası bunları yaptıktan sonra dışarıdaki işini bitirince evine döner, aşını, yemeğini pişirir, evinini süpürür, ihtiyarına hastasına bakar. Akşam olunca erkeğini mutlu eder ve bunun sonucunda en önemli işi olan çocuklarını doğurur, onlara bakar.

Toplumumuzda kadınların yükü çok fazladır ve bu yükün ağırlığı ise onların sağlığını ve çocuklarının büyüme ve gelişmesini olumsuz yönde etkiler. Bu yüzden quot;çocukların ve anaların hayatlarının korunmasındaquot; erkeklerin de yardımcı olmaları ve etkin bir görev almaları kesinlikle gerekmektedir. Çok zor ve çok da önemli olan bu göreve erkeklerin de katkıda bulunmaları fikrinin yaygınlaşmasının, ana ve çocuk sağlığının korunması ve yükseltimesine son derece katkı sağlayacağı ve etkili olacağı kaçınılmazdır.

Dünyada her gün 1000'den fazla kadın gebelik ve doğumla ilgili çeşitli sebeplerden ölmektedir. Kadınlarımıza kendileri ve doğacak çocuklarının sağlıkları için gerekli bilgiler verilse bile onların bu bilgilerden tam olarak yararlanabilmeleri için, kocalarının, çevrelerinin ve sağlık personelinin desteğine ihtiyaçları vardır. Özellikle koca (eş) izin vermedikçe, kadının bu bilgileri uygulaması neredeyse imkansızdır.

Erkek kadına çocuk doğuran bir varlık gibi baktığı ve quot;karnından sıpayı, sırtından sopayı eksik etmiyeceksinquot; şeklindeki eski tarz düşünceler değişmediği sürece, ana sağlığını yükseltmek çok zor ve imkansız gibidir. Biz Türkiye Cumhuriyetinin insanlarıyız, Türküz, herşeyden önce fedakarlığımızı ön plana çıkarmalıyız. Gebelikler arasındaki sürenin ayarlanmasının, anne ve çocuklarının daha sağlıklı olmasında ne kadar önemli rol oynadığı biinmesine rağmen, bu durum çoğunlukla önemsenmez ve quot;ikisi birden büyürquot; gibi düşünce ile quot;çok sayıdaquot; ve ya quot;çok sıkquot; aralıklarla doğum yapılırsa, ya da kadınların quot;çok yaşlıquot; veya quot;çok gençquot; doğum yapmaları sonucu, dünyadaki bebek ölümlerinin yaklaşık üçte bir oranında artmasına neden olacaktır. Bir araştırmaya göre Türkiyenin toprakları 600 milyon insanı besleyebilecek kapasitedir. Neden bizim neslimiz çoğalmasın ? Anadolu' da hala bir kız çocuğu doğduğu zaman üzülen babalar, karını boşamaya kalkan erkekler, quot;yine kız doğurdumquot; diye kendini suçlu gören kadınlar üstüne kuma geleceğinden korkan kız annelerinin olduğunu düşünmek bile acı verir, ama gerçekler malesef böyledir. Hiç mi vijdanınız yok ? Hiç mi Allah korkunuz yok ? Kız erkek ne fark eder ? evlat evlattır. Allahın takdiridir. Başınızın üstünde yeri olması gerekmez mi. Bu zihniyetleri beynimizden silmeliyiz. Allahın yarattığı insan denilen doğa harikası varlığı, kadın erkek olarak ayırmak ve kadını ikinci sınıf varlık gibi görmek geri kalmış kafaların ürününden ibarettir.

Ne yazık ki bu düşüncede olan erkeklerin eşleri de kocalarına bir erkek çocuk verebilmek için çok ve sık doğumu tercih ediyorlar, ve böylece ana çocuk sağlığı tehlikeye riske girmiş oluyor. Oysa bu konumuzda vermek istediğimiz mesajı herkez anlıyabilse, ve uygulansa her yıl dünyada 3 milyondan fazla çocuğun ve 300.000 bin gibi bir rakamda annelerimizin hayatını kurtarabileceğimizi biliyormuydunuz ? O halde bir toplumda kadına ne derece değer verilirse, ailede kadına düşen düşünme ve uygulama sorumluluğu ne derece artılırsa yetişecek nesillerin oluştaracağı toplumlar da o derece gelişecek ve dengeli bir toplum oluşacaktır. Beslenme.gen.tr olarak anne ve çocuk sağlığının önemini toplumumuzdaki olumlu olumsuz davranışarı açıkladık. Unutmayın el ele olduktan sonra üstesinden gelemiyeceğimiz hiç birşey yoktur.
</description>
<link>http://www.beslenme.gen.tr/Saglik/Anne_ve_cocuk_sagligi.html</link>
</item>

<item>
<title>İyot yetersizliği</title>
<category>Saglik</category>
<description>Tiroid bezinden salgılanarak, vücudun farklı bölümlerinde bir çok kimyasal işlemi kontrol eden hormonların yapımında gerekli bir element olan iyotun vücuda yetersiz alınması başta guatr olmak üzere bir çok hastalığın ortaya çıkmasına neden olmaktadır. Endemik guatr bölgelerinde alınacak koruyu önlemlerden bazıları ;

Hastalığın sık görüldüğü bölgede alınacak başlıca önlem bölgede yaşayanların günlük iyot alımlarını attırmaktır. Bir erişkin için alınması önerilen iyot miktarı günde 100 - 300 miktorgram'dır. Buna yönelik günümüzde yapılan uygulamalar.

Tuza iyodür veya iyodat bileşiği katılması, Ekmeğe iyodür veya iyodat bileşiği katılması, Potasyum ve sodyum iyodür tabletleri kullanılması, Enjeksiyon yoluyla veya ağzdan iyotlu yağ verilmesi, İçme suyunun iyotlanması şekindedir.

Kullanılan su aynı kaynaktan dağıtılmıyorsa ve farklı su dağıtım şebekeleri varsa suyun iyotlanması pahalı bir yöntem olur. İyodür tabletleri dağıtılması ise organizasyon güçlükleri yaratmakta ve toplum arasında zor kabul görmektedir. Bir çok ülkede guatrın kontrolü için en iyi yöntem olarak tuzun iyotlanması uygulanmaktadır.Ülkemizde 1593 sayılı Umumi Hıfsızsıhha kanunu ve buna dayanılarak 1952 yılında çıkarılan Gıda maddeleri tüzüğünün 1968 yılında hazırlanan ilgili maddelerine göre iyotlu tuz üretilmektedir.

</description>
<link>http://www.beslenme.gen.tr/Saglik/Iyot_yetersizligi.html</link>
</item>

<item>
<title>Raşitizm hastalığı</title>
<category>Saglik</category>
<description>Bir diğer beslenme sonucu gelişen hastalıkta raşitizmdir. Bazı araştırmalara göre görülme sıklığ % 10 - 15 arasındadır. Hastalık en çok 6 - 24 aylar arasında görülmektedir. Süt çocuğu çağında başlar, tedavi edilmez ise 2-3 yaşında kemiklerde şekil bozuklukları bırakarak iyileşir. Türkye iklim kuşağı bakımından bol güneş ışığı almasına karşın, çocukların geleneksel olarak kundaklanmaları, üşütmek korkusu ile fazla giydirilmeeri ve evden dışarı çıkarılmamaları, onların bu olanaktan yararlanmalarını engellemektedir. D vitamini, kemik dokusuna kalsiyum çökmesini sağlar. Çocuğun kanında kalsiyum, yeterli bile olsa, D vitamini yetersizse, kalsiyum barslardan emilmez. İnsanın derisi güneş ışığının etkisi ile D vitamini yapar. Eğer güneş ışığı deriye değmiyorsa D vitamini engellenmiş olur.

Raşitizm belirtileri ; Sebepsiz ağlamalar, huzursuzluk gözlenir. 1,5 yaşını geçmesine rağmen fontanel hala kapanmamıştır. Bebeğin başının arka kısmı geceleri terler. Yastığı ıslanır. Kafa kemikleri yumuşaktır. Göğüs bölgesinde ise ; Kemik kıkırdak bileşim yelerinde tesbih tanesi gibi yuvarlak çıkıntılar vardır. Göğüs öne doğru çıkıktır yada göğüs içe doğru çöker gibi şekil bozuklukları meydana gelir. Kol ve bacak kemikleri : El bilekleri genişlemiştir.

- quot;Oquot; Bacak, yürümeye başlayan çocuklarda bazen ayaklar içe dönük dizler açıkta quot;oquot; görünümü oluşur. Tedavi edilmez ise böyle kalır.

- quot;Xquot; Bacak, dizden aşağı kısımlar dışa dönük görünümdedir.

Kas sistemi ise, kas tonosu azaldığından çocukların oturma ve yürümeye başlama zamanları gecikebilir. Kamburluk, belkemiği eğriliği (kifoz - skolyoz) gibi kas zayıflığından oluşan durumlar gözlenebilir. 

Koruma : Çocukların güneşten yeterince ve sağlıklı bir şekilde yararlanmaları sağlanmalıdır.

Çocuğun beslenmesiyle kalsiyumdan zengin ( beyaz peynir, yoğurt, süt, kurubaklagiller ve yeşil yaprakları sebzeler, maydonoz, ıspanak ) besinlerden oluşacak bir diyetin hazırlanması gerekir.

Raşitizm tedavisi : Doktorun vereceği ilaçları eksiksiz şekilde uygulamak, Fizik tedavi süresini aksatmamak, gerekiyorsa cerrahi tedavi, rehabilitasyon ( uyum sağlama ) çalışmaları.</description>
<link>http://www.beslenme.gen.tr/Saglik/Rasitizm_hastaligi.html</link>
</item>

<item>
<title>Malnütrüsyonun önlenmesi</title>
<category>Beslenme</category>
<description>Protein ve enerji malnütrüsyonun önlenmesi, çocuk beslenme durumu büyük ölçüde gebelik ve emziklili süresince annenin yeterli ve dengeli beslenmesine bağlıdır. Bu yüzden doğum sonrası anneye beslenme eğitimi verilmesi, malnütrüsyonlu çocuğu tedavi etmekte daha başarılı ve mali yükü daha az olan bir yöntemdir.

Doğumdan sonra anne sütü, bebek için temel gıdayı oluşturmalı, gerekmedikçe 4-6 aya kadar ek besinlere başlanmamalıdır. Ailenin gelirine göre hangi besinleri sağlayabileceği öğrenilerek, bu aylardan itibaren ek besinler verilmelidir. Çocuk doymadığı zaman anne sütüne sadece, nişasta ve şekerli su ile yapılan mamaların lenmesi ve inek sütü ile diğer çocuk mamalarının temizlik kurallarına uymadan hazırlanması sonucu gelişen ishaller, ülkemizde ilk yaş içinde gelişen PEM'nun önemli nedenleridir.

Enfeksyonlarla karşılıklı etkileşim içinde olduğundan, çevre sağlığını düzeltmek, aşılamaları etkin olarak uygulamak, malnütrüsyonu geniş çapta önleme koşullarını oluşturur.

Malnütrüsyonda tedavi ; Başta protein ve kalori, adım adım artılarak eksikliklerinin tamamlanmasına çalışırken beraberinde, tüm mineral, vitamin ve eser elemenler eksiklikleri giderilmelidir. Hafif ve orta derecede malnütrüsyonlu hastalar evde başarıyla tedavi edilebilirler. Ancak aileye gerekli eğitimin verilmesi, uygun aralıklarla çocuğun tedavi edilmesi şarttır. Tedavinin ana ilkesi, yeterl miktarda olması gereken ağırlığa göre protein ve enerjinin verilmesine dayanır. İnek sütü, özelikle anne sütünden yeni ayrılmış malnütrüsyonlu çocuğun yüksek değerle protein kaynağı olarak en kolay alabileceği gıdalardan biridir. Ayrıca temini kolay olan tahıllardan içine süt, yoğurt, kıyma ve yumurta konarak hazırlanan un ve bulgur çorbaları ile enerjinin yanında protein gereksinimi de ucuz şekilde karşılanabilir. İshal duumu mevcutsa ishalde beslenme de dikkat edilecek noktalara aynen uyulur. Çocuğun yaşına göre yemesi gereken ek yiyeceklerin verilmesi öğütlenir. Aİlenin ekonomik durumu et, süt, yumurta gibi yiyecekleri almaya elverişli olsa dahi aşağıda verilen besleyici karışımların hazırlanması anneye gösterilerek anlatılır.

Bu karışımlardan bazıları şunlardır ; 

-  4 - 6 Aylık bebekler için alması gereken günlük en az 500 g süt ya da yoğurda ek olarak günde iki kez, yağsız ve bibersiz pişirilmiş tarhana çorbası, mercimek verilmelidir.

-  7 - 9 Aylık bebekler için, günlük süt ve yoğurda ek olarak, mercimek, tarhana ve diğer taıl çorbalarına yumurta ilava edilir. Mercimekli bulgur pilavı, nohutlu pirinç pilavı ezilerek verilmelidir. Sebze yemeklerine çorba ve pilavlarına yoğurt da eklenmelidir.

- 9 aylık ve daha büyük çocuklara günlük süt ve yoğurda ek olarak tüm etli ya da etsiz yemekleri yoğurtla karıştırarak, bulgur, keşkek ve pirinç gibi tahıl yemekleri, mercimek, nohut, bezelye ve fasülye yemekleri yumurta, tarhana çorbası, tüm meyveler yedirilmelidir.

Marasmus : Süt çocuğu döneminde oluşan marasmusun hikayesinde çoğunlukla, anne sütünün erken kesilmesi ve onun yerine verilen besinlerin nitelik ve nicelik bakımından yetersiz kaldıkları yer alır. Uzun süre yetersiz beslenen, gereksinimlerini karşılayacak kadar enerji alamayan çocuklarda görülür. Bu çocuklar açtır. Çoğu kez hiç anne sütü almamış ya da çocuk erken annesütünden kesilmiştir. Marasmus çok uzun süre yalnızca anne sütü ile beslenen bebeklerde görülür. Böyle bebekler uzun süre hiç ek besin almadan anne sütü ile beslenmişlerdir. Bunu daha önce söylemiştik yine söylüyoruz ; Anne sütü 6. aydan sonra tek başına bebeklerin yeterince büyümesini sağlayamaz, ek besinlere geçilmelidir.

Belirtileri ; Yüzlerde buruşukluk, ihtiyat görünümündedir. Vücut derisi buruşuk ve kurudur. Vücuttaki tüm yağlar erimiştir. Genellikle huzursuz ve uykusuzdur. Sık sık hastalanır. Zatüre, ishal vb. 6- 18 aylık çocuklarda daha çok rastlanır. Hücre dışı sıvı fazladır. Deri altı yağ dokusu ve kaslar erimiştir. Ödem yoktur. Enfeksiyoz bir ishal olabilir.

Nedenleri ; Protein ve enerji yetersizliği, ( kalori yetersizliği ön planda ), Uzun süre ek besin verilmeden yalnız anne sütü ile beslenme vb.</description>
<link>http://www.beslenme.gen.tr/Beslenme/Malnutrusyonun_onlenmesi.html</link>
</item>

<item>
<title>Enerji yetersizliği hastalıkları</title>
<category>Beslenme</category>
<description>Protein, enerji ( kalori ) malnütrüsyonu kısaltılmışı (PEM) dediğimiz. Protein veya kalori eksikliği sonucu ortaya çıkan, ancak yetersizlik sürdükçe yalnız protein ve kalori değil tüm besin öğelerinin eksikliği tablolarının kaçınılmaz olduğu, doku ve organlarda önce yapısal, daha sonra işlevsel bozuklukların görüldüğü, enfeksiyonlara duyarlılığın arttığı, büyüe ve gelişmenin geri kaldığı kompleks, ağır beslenme bozukluğudur. En çok 6 - 24 ay arasında görüldüğü gibi, uterusta başlayan ve iki yaşn üzerinde devam edenide vardır.

lt;img src=quot;images/bebek.jpgquot; alt=quot;çocuk, bebek, bebequot; /gt;

Malnütrüsyonda ilk etken (primer) beslenme hatasıdır. Hatalı beslenme sonucu besinler bağırsaklarda artan hız nedeniyle emilemeden dışarı atılırlar. Metabolik hızın artması sonucu harcamaların fazla olduğu haller ve uzun süren hastalıkların sonucunda malnütrüsyonun oluştuğu bilinmektedir. Primer nedenler, az gelişmiş ülkelerde sosyo - ekonomik yetersizliklerle ortaya çıkmaktadır.

( Protein - Enerji malnütrüsyonu ) PEM'nun klinik şekilde 3 tipi vardır. 
Marasmus ( enerji eksikliğinin ön planda olduğu zaman görülen), 
Kwashiorkor ( protein eksikliğinin ön planda olduğu zaman görülen ), 
Marasmisk - Kwashiorkor ( Her iki eksiklik bir arada),

Protein enerji malnütrüsyonunda (PEM) görülen belirtiler genelde ; Ağırlık azalması, boy uzamasında duraklama, bunlardan yalnızca ağırlık tek başına azalmış ise akut malnütrüsyon, eğer boy da ağırlıkla birlikte azalma göstermiş ise kronik malnütrüsyon söz konusudur.

Hipotermi ( düşük beden ısısı ), solukluk, ödem, hepatomegali ( karaciğerde büyüme ), deride çeşitli yaralar, saç değişiklikleri ( tüy gibi ), infeksiyonlara duyarlılık, kanamaya eğilim, hipoglisemi atakları ( kanda şeker azlığı ), 

Protein enerji malnütrüsyonunda yan etkiler ise ; Mide ve bağırsaklarda mukoza zedelenmesi, inatçı ishaller, pankreas fonksiyon bozukluğu, karaciğerde yağlanma, beyin gelişmesinde yetersizlik görülür. Çocuk ölümlerinin başlıca nedenlerinden biridir, malnütrüsyonlu çocukta enfeksiyon hastalıkları daha sık görür ve ağır seyreder, büyüme ve gelişme durur, tedavisi zor ve uzundur, Malnütrüsyonlu çocuğun öğrenme yeteneği az ve başarı düşüktür, Çocuklarda beslenme bozukluğu aniden ortaya çıkmaz.

Genellikle bunu hazırlayan nedenler yavaş yavaş gelişirler. Aşağıda sıralayacağımız durumlardan biri yada bir kaçı birleşince çocukta o anda olmasa bile bir süre sonra malnütrüsyon ortaya çıkar. Malnütrüsyon sık görülen çocuklar çoğunlukla okulöncesi çağda, yeterli ve dengeli beslenmeyen, doğumdan sonra 6.ayda ek gıdalara başlanmayan, 6.aydan sonra sadece anne sütü ile beslenmeye devam edilen, uygun cins ve miktarda ek gıda alamayan, sık sık hastalanan ve hastalığı uzun süren, doğuştan sindirim sistemi bozuklukları olan, barsak parazitleri olan ve hiç anne sütü almayan çocuklarda malnütrüsyon daha sık görülür.</description>
<link>http://www.beslenme.gen.tr/Beslenme/Enerji_yetersizligi_hastaliklari.html</link>
</item>

<item>
<title>Çocuk gelişimi ile ilgili sebepler</title>
<category>Beslenme</category>
<description>Çocuk ölümlerinin başlıca nedenlerinden biridir. Malnütrüsyonlu çocuklarda enfeksiyon hastalıkları sık görülür ve ağır seyreder. Kemiklerde deformasyon başlar. ( Kios, lordos, iks bacak, o bacak vb) Büyüme ve gelişme durur. Hatta geriler.
lt;img src=quot;images/cocuk.jpgquot; alt=quot;çocuk, bebekquot; /gt;
Öğrenme yeteneği az ve başarı düşüktür. Malnütrüsyonun ouşturduğu fiziksel büyüme geriliği kısmen tedavi edilse de zihinsel gelişmedeki olumsuz etkinin geri dönüşü yoktur. Solunum yolu hastalıkları ve gastro enteritler sık görülür. Çocuğun büyüme, gelişme ve sağlık durumunun standartlarının altına düşdüğü gözlenir. Çocuğun malnütrüsyonlu sayılabilmesi için standardın altındaki ölçütlerde olması gereklidir.

Normal kabul edilen yenidoğan 2800 - 3500 gr olan Standart ağırlığının % 8* - 60 arasında olması hafif malütrüsyon. Standart ağırlığın % 60'ın altında olması ağır, malnütrüsyon sayılır. Hemoglobin (6.ay 6 yıl arasındakilered( 11 gm/100 ml altında'dır.

Beslenme yetersizliği hastalıklarının nedenleri yeterli süre (6 ay) ve yeterli miktarda emzirilmeyen, altıncı aydan sonra ek besinlere başlanmayan, gerekli enerji ve besin öğelerinin verilmediği (protein, yağ, karbonhidrat, mineraller ve vitaminler) Çevre sağlığı ve hijyen koşullarının yetersiz olması, gerekli sürede ve gerekli olduğu şekilde çocukların güneşten yararlandırılmaması, Sosyo - ekonomik ve kültürel etmenlerin etkisi ile ( eğitim - fakirlik), Besin öğeleri sindirimini engelleyen metabolizmal hastalıklar, Ailenin nüfusunun kabalık olması ve yokluk ve pahalılık nedeniyle çocukların büyüme ve gelişmesi için gerekli proteinleri alamaması.

Gerekli eğitimin verilmemiş olması nedeniyle evde bulunana ve çocuk beslenmesinde çok önemli olan besinleri kullanmama bunlara örnek olarak ( nohut, mercimek, soya fasülyesi, pekmez, bitkisel sıvı yağlar ) ve yerine şeker, lokum, nişastalı tatlı sulu mamalarla çocuğu besleme, bu çocuklar tombul ve normalden fazla kiloludurlar. Fakat demir eksikliği anemisi, kwaşhiorkor, raşitizm vb. hastalıklar ayrıca görme bozuklukları ortaya çıkabilir.

Bazı temel besinlere olan allerjik reaksiyonlar nedeniyle çocuğun yeterli ve dengeli beslenenemesi ve özellikle proteinden zengin gıdaları alamaması, Sık ve çok doğum yapan, istenmeyen gebelikler sonucu bebek doğuran anneler çocuklarına yeterli ilgi ve sağlıklı bir beslenme verememekte ve sonuçta malnütrüsyon ortaya çıkmaktadır.

</description>
<link>http://www.beslenme.gen.tr/Beslenme/Cocuk_gelisimi_ile_ilgili_sebepler.html</link>
</item>

<item>
<title>Beslenme yetersizliği malnütrüsyon</title>
<category>Beslenme</category>
<description>Malnütrüs, büyüme ve gelişme için gerekli olan protein, karbonhidrat, yağ, vitamin ve minerallerin yeterince alınmamasına bağlı olaraktan gelişen ve şiddetine göre farklı dönemler gösteren bir hastalıktır. Çocuğun büyüme, gelişme ve sağlık durumunun standartların altında olduğunu gösterir.

Çocuklarda malnütrüsyonun yaygınlığını etkileyen etmenler çok çeşitlidir ve hepsi birbirine çok bağımlıdır. Yapılan çeşitli araştırmalara göre malnütrüsyon oluşumunda önemli olduğu saptanan etmenler çocuğun cinsiyeti, aile tipi, ailedeki kişi sayısı, ailenin ekonomik durumu, anne ve babanın eğitim durumu, beslenme konusundaki bilgi ve alışkanlıklar, anne yaşı, annenin doğum aralığı, çocuğun doğum ağırlığı, yaşayan kardeş sayısı, ölen kardeş sayısı, çocuğun istenmemesi, enfeksiyon hastalıklarıdır.

Malnütrüsyon ve enfeksiyonlar arasında iki yönlü bir ilişki mevcuttur. Ne tür bir enfeksiyon olursa olsun, metabolizmanın hızlanması ve kayıplar nedeniyle, besin gereksinimi artmakta, buna karşılık besin alımı azalmaktadır. Malnütrüsyonda ise organizmanın savunma mekanizmasının bozulma nedeniyle, enfeksiyolar daha fazla meydana gelmektedir. Bunun sonucu olarak enfeksiyonlar malnütrüsyona, malnütrüsyon ise daha fazla enfeksiyon geçirilmesine yol açmaktadır. Sonuç olarak ilk baştan neden ne olursa olsun, enfeksiyonlar ve malnütrüsyon arasında bir kısır döngü oluşmaktadır. Okul öncesi yaş grubu çocuklarda malnütrüsyon, protein, enerji yetmezliği (PEM) veya dengesizliğine bağlıdır. ( Marasmus, Kwaşhiorkor vb )</description>
<link>http://www.beslenme.gen.tr/Beslenme/Beslenme_yetersizligi_malnutrusyon.html</link>
</item>

<item>
<title>Dengeli beslenmenin önemi</title>
<category>Beslenme</category>
<description>Ergenlik çağında büyüme oldukça hızlıdır. Hızlı büyüme ve gelişme ise enerji ve besin öğelerine gereksinimi artırır. Gencin artan ihtiyaçlarının karşılanmasında çeşitli sorunlar ortaya çıkar. Bu sorunların bir bölümü gencin yaşam biçimiyle, bir bölümü ise biliçsizlik nedeniyle kazanılan yanlış alışkanlıklarda olabilir. Sorunların çözülüp, gencin sağlıklı büyüme ve gelişmesini sağlayacak beslenme koşullarına kavuşturulmasında ve gelecek yaşamında sağlığını olumlu yönde etkileyecek alışkanlıkların kazandırılmasında aileye, okula ve toplumun diğer kurumlarına önemli görevler düşmektedir.

lt;img src=quot;images/besin-beslenme.jpgquot; alt=quot;besinquot; /gt;

Beslenirken dikkat edilecek hususlar duruma göre değişebilir ;

Vücut şeklinde cinsiyet hormonlarına bağlı değişikliker görülür. Özellikle vücuttaki yağ dokusunda, kas ve kemik yapısında değişiklikler olur. Kız çocuklarda göğüs ve kalçalar belirgenleşir. Erkeklerde ise kalçalar küçülür, vücut adeleli ve az yağlı bir görünüm almaya başlar. Psikolojik değişiklikler nedeniyle çocuk aile ile bağımlılığını yitirebilir ve etrafını umursamaz bir davranışa girebilir. Bunun sonucu olarak çocuk ailesinden çok arkadaşlarına yönelir; onlar birlikte olmak ister. Yemek zamanlarında arkadaşları ile birlikte olmaktan hoşlanır.

Hızlı büyümeye ek olarak gencin sporla uğraşması enerji ve besin öğelerinde artışa neden olur. Çeşitli spor dallarının ne miktarda ek enerji gerektirdiği ve bunu karşılamakiçin diyetin özelliği konusunda gençlere yeterli bilginin verilmesi ve bilinçlendirilmesi gerekir. Bu dönemde yanlış uygulanan zayıfla diyetleri yetersiz ve dengesiz beslenme nedenidir. Genç kendisini filimlerde, gazete ve dergilerde gördüğü kişilere benzeme özlemi içinde, onları öğütlerini uygulama hevesine kapılabilir. Bedensel hareketler arttırıldığı, yetrli ve dengeli beslenmeye dikkat edildiği sürece kasların gücü artar ve şişmanlık önlenir, kemik mineral yoğunluğu artar.

Yetersiz beslenme sonucu gençlerde artan besin öğeleri ihtiyaçlarının karşılanamaması, sağlık kurallarına uyulmaması sonucu barsak parazitlerinin varlığı, diyette C vitamininin yetersiz düzeyde alınması, kızlarda menstürasyon, kansızlğının nedenleri arasındadır. Ülkemiz genelinde ortalama okul çocuklarının % 20 ile 40'ı kansızdır.

Diş çürükleri gençlerde önemli sağlık sorunlarındandır. Ülkeizde yapılan araştırmalara göre diş çürükleriningörülme sıklığı % 55 ile % 70 arasında değişmektedir. Aşırı şeker tüketimi, sularda flor azlığı, yetersiz beslenme, diş bakımı ve temizliğinin yeterince  yapılamaması sonucu görülür. Diş fırçalama, yapay tatlandırıcı içeren cikletlerin her yemek sonrası en az 15-20 dakika çiğnenmesi diş çürüklerini önlemektedir. Basit guatr besinler ve su ile iyodun yetersiz alınması sonucu çocuklarda ve gençlerde önemli bir sağlık sorunudur. Bu nedenle iyotlu tuz kullanılmalıdır.
</description>
<link>http://www.beslenme.gen.tr/Beslenme/Dengeli_beslenmenin_onemi.html</link>
</item>

<item>
<title>Ergenlikte beslenme</title>
<category>Beslenme</category>
<description>Ergenliğin tanımını yapıcak olursak Ergenlik; fiziksel, biyokimyasal, ruhsal ve sosyal yönden hızlı büyüme, gelişme ve olgunlaşma süreçleriyle çocukluktan yetişkinliğe geçiş dönemidir. Bu dönemde boy ve vücut ağırlığının hızla artması nedeniyle yeterli beslenme çok önemlidir. İştah da önceki günlere göre çok artmıştır. Bu dönem, 12-18 yaşlar arasındadır. Genellikle erkeklerde 18 yaşına, kızlarda 15 yaşın sonuna kadar sürer. 
lt;img src=quot;images/ergende-beslenme-sut.bmpquot; alt=quot;ergende beslenmequot; /gt;
Erkelerde boy artma döneminin en hızlı zamanı 12-18 yaşlar arasındayken, kızlarda 10-12 yaşlar arasındadır. Ağırlık artması da paralel gider. Bedensel ve ruhsal yönden köklü değişiklkler ve gelişmeler ortaya çıkar. Gelişme ve doku kitlesi artışının en hızlı olduğu bu dönemde gereken günlük kalori ve proteinle birlikte, vitamin ve mineraller de verilmelidir.

Gerekli günlük kalori değerinin fizik aktivetisyle olan yakın ilgisi göz önüne alınmalıdır. Okul be benzeri yerlerde alınması istenen besinler önerilmeli, kolalı içecekler yerine süt ve yoğurt ya da ayran tercih edilmelidir. Evde yenen yemekler de tamamlayıcı nitelikte olmalıdır. Kalori, protein eksikliğiyle, vitamin ve mineral eksikliğinin oluşturduğu engellemeyle, boy artma hızı geciir ya da azalır. Yaşıtlarından daha uzun ve daha güçlü olmak, kişisel güven duygusunun temelini oluşturmaktadır. Sportif becerilere yönelmek bunu pekiştirir.

Ergenlik çağında, iştah artması nedeniyle kilo almaya eğilim artar. Karbonhidrat ve yağdan zengin bir beslenmeyle şişmalık oluşması, sosyo, ekonomik düzeyi düşük ailelerde daha çok görülür. Anne ya da babadan birinin şişman olması çocuğun şişman olma olasılığını artırır. Her ikisi de şişmansa, bu olasılık daha da artar. Alınması gereken en az protein miktarı kız, erkek 0,8 mg/kg/gün olarak kabul edilebilir. Bunun yarıdan çoğu süt, yumurta, et gibi biyolojik değeri yüksek, örnek protein niteliğinde olmalıdır. İyi gelişmiş genç kuşakların yetişmesi güvence altına alınmak isteniyorsa bu miktarı % 50 artırmakta yararı vardır. Bazı gençler, görünümleri bakımından zayıf olmayı amaçlar. Bunlara diyet yerine sağlıklı büyüme ve gelişmenin koşulları anlatılmalıdır. Yeterli miktar kalori, protein ve özellikle örnek protein alınana bir beslnmede, tüm besinsel öğelerin alındığı varsayılır. Çok az çocuklarda vitamin ve mineral preparatları gerekebilir.lt;a href=quot;http://www.beslenme.gen.trquot; title=quot;beslenmequot; target=quot;_blankquot;gt;beslenmelt;/agt;</description>
<link>http://www.beslenme.gen.tr/Beslenme/Ergenlikte_beslenme.html</link>
</item>

<item>
<title>Çocuklarda beslenme alışkanlıkları</title>
<category>Beslenme</category>
<description>Tüm gün öğretim yapan okullarda öğle yemeği genellikle tabldot olarak öğrencilere verilmektedir. Bu öpünde çocua günlük ihtiyacının üçte birini karşılayacak şekilde sunulan yemekler düzenlenmelidir. Bazen de çocuk evden, öğle öğününde yiyecelerini getirmektedir. Yatılı okullarda ise genellikle beslenmeye yeterince önem veilmemekte, besin artıkları olmakta, besinler tüketilmemetdir. Aç kalan çocuk ise okul çevresinden besleyici değeri düşük ve sağlıksız yiyecek ve içeceklerle karın doyurmakta, besinlerle geçen hastalık riski artmakta, beslenmenin maliyeti yükselmekte ve dengesiz beslenme ile sonuçlanmaktadır. Okullarda beslnme eğitimi ve rehberliğinin verilmesi okul yönetiminin konuya önem vermesi, yemekverilen okullarda beslenme uzmanı veya diyetisyenlerin görevlendirilmesi, okul yönetiminin kantinlerde yeterli ve dengeli beslenmeye yönelik yiyecek ve içeceklerin satılmasını sağlaması ve denetlemesi önem taşır.

Gelişmiş ülke okullarında öğle yemeği, okul kahvaltısı, ücretsiz süt dağıtımı gibi uygulamalar vardır. Böylece okul çocuklarının yeterli ve dengeli beslenmeleri sağlanmakta ve sağlıklı beslenme alışkanlığı kazandırılmaya çalışılmaktadır. Ülkemizde okul çağı çocuklarında günlük süt ve süt ürünlerinin tüketim çok yetersiz düzeydedir. Halbuki kalsiyum, riboflamin, ve proteininen iyi kaynağı süt ürünleridir.

lt;img src=quot;images/okul-cocuk.jpgquot; alt=quot;okul çocuk beslenmequot; /gt;

Çocukların beslenme alışkanlıkları ve problemleri genelde çocuklar evdeyken aile bireylerinin denetiminde bir beslenme sürdürürken, okulda ve oku dışında tek başına kalmakta ve yanlış beslenme alışkanlıkları kazanmaktadır. Sıkça rastlanan bu alışkanlıklar çocuğun, yetersiz ve dengesiz beslenmesine neden olur.

Çocuğun ne miktarda ve hangi tür besinlere ihtiyacının olduğunu bilinmesi, düzensiz besin alımı, doğru olmayan besin seçimi, besinlerin sağlıksız hazırlanması, pişirilmesi ve saklanasında hatalı uygulamalar, okullarda verilen ve yenilen besinlerin uygun olmayışı beslenme sorunlarına neden olmaktadır. Bu sorunların bazıları anemi (kansızlık), şişmanlık veya zayıflık, vitamin yetersizlikleri, basit guatr ve diş çürümeleridir.

Bu yaş çocuğunda karşılaşılan güçlükler de olabilir. Çocukların okula gidip gelme zamanları ayarlanmadığı için çocuğun, özellikle sabah kahvaltısını düzenli yapması güçleşebilir. Bu nedenle, sabahları hiç bir şey yemeden veya simitle okula giden çocuklar vardır. Bazı okullar tam gün eğitim uyguladılarından ya da ek kurslar nedeniyle çocuklar okulda uzun süre aç kalabilirler. Tam gün öğretim gören okullardaki çocuklar öğle yemeklerini ya evde götürdükleri gelişi güzel besinlerle ya da okulun verdiği yemeklerle geçirebilirler.

Bazı çocuklar evlerinde de yeterli bir beslenme olanağına sahip değildir. Okul beslenmesi de buna eklenince yetersiz beslenme belirtileri ortaya çıkmaktadır. Çocuk daha önce düzenli bir beslenme alışkanlığı kazanmadığı için canının istediği şeyi istediği zaman yer, yenilen gıdaların besin değeri yeterli olmayabilir. Çocuğun fiziksel aktivitesi çok az veya çok fazla olabilir. Okul çocuklarına beslenme planlarken bu konuları ele alıp iyice incelenmeli ve ona göre diyet hazırlanmalıdır. Okul çocukları için hazırlanan beslenme programlarının amaçları vardır. Öğrenme çağındaki çocuk öncelikle, temel beslenme ile sağlığın ilişkisini öğrenmelidir. Bu önce annenin daha sonra eğitimcilerin görevidir. Çocuk bunları öğrenince bu hedefler davranışa dönüştürülmeli ve çocuğa yeterli dengeli beslenme alışkanlığı kazandırılmalıdır. Örneğin ; Çeyrek ekmek arasına 2 kibrit kutusu kadar peynir, 1 domates ve ve acı olmayan biber konarak hazırlanır birde meyve veya meyve suyu eklenirse yeterli ve dengeli bir beslenme sağlanmış olabilir. Bu  hergün değiştirilerk hazırlanabilir. Bu sandvicin içeriği, 30 kalori, 10 gr protein, B ve C vitaminidir. Aralarda, meyve suyu, süt, ayran kullanılır. Bu çockların günde 2 bardak (400 gr) süt veya ayran, peynir, sütlü, tatlı yemesi gerekir. Okul çocuklarının alışkanlıkları iyi yönde değilse dişlerinde çürükler oluşabilir. Anemi gözlenebilir. Gelişme, anlama güçlüğü, gözlerde bozukluklar saçlarda ve deride sağlıksız belirtiler başlar.

lt;a href=quot;http://www.beslenme.gen.trquot; title=quot;beslenmequot; target=quot;_blankquot;gt;beslenmelt;/agt;</description>
<link>http://www.beslenme.gen.tr/Beslenme/Cocuklarda_beslenme_aliskanliklari.html</link>
</item>

<item>
<title>Çocuklarda yemek saatleri</title>
<category>Beslenme</category>
<description>Besinlerden günlük alınan enerji, protein, vitaminler ve minerallerin vücutta en elverişli şekilde kullanılabilmesi için dört besin grubunda yer alan besinlerin öğünlere dengeli dağıtılması gerekir. 

lt;img src=quot;images/bebek-yemek-saati.jpgquot; alt=quot;çocuklarda bebeklerde yemek saatleriquot; /gt;

Okul çocuklarında yapılan araştırmalar çocukların büyük çoğunluğunun kahvaltı etmeden okula gittiklerini göstermektedir. Çocuk zamanını; dinlenme, oyun oynama ve çalışma faaliyetlerine uygun şekilde ayarlama alışkanlığını kazanamadığında, sabahları zamanında kalkıp kahvaltı edememekte, ailenin özellikle annenin kahvaltı etme alışkanlığı olmadığında çocuk da bu alışkanlığı kazanmaktadır. Yeni bir günün başlangıcında, bütün gece aç kalan vücudun, çalışma gücüne alışması için sabah kahvaltısının önemi büyüktür. Uzun süren bir açlık sonucu kahvaltı edilmediğinde kişi kendini güçsüz hisseder, başı döner, yeterli enerji oluşmadığı için zihinsel faaliyetler de özellikle dikkat, çalışma ve öğrenme yeteneği azalır. Okulda ve işte başarı düşer. Sağlıklı beslenme için üç  öğün önemlidir. Büyüme çağında ara öğünlerde de süt, ayran, meyve suyu, peynirli ekmek gibi çeşitli besinlerin tüketilmesi uygundur.

Bir örneklendirme vericek olursak, anasınıfına başlayan bir çocuğun anasınıfında beslenme alışkanlığını kazandığını görürsünüz, ve daha fazla şeyleri öğrenir kapar. Anasınıfı yani okul öncesi eğitime girmeden önce evde bu alışkanlıkları çocuklarınıza kazandırmanız okul öncesi eğitimde zorluk çekmiceğine çabuk alışacağına işarettir.
</description>
<link>http://www.beslenme.gen.tr/Beslenme/Cocuklarda_yemek_saatleri.html</link>
</item>

<item>
<title>Çocuklarda beslenme özellikleri</title>
<category>Beslenme</category>
<description>Çocuklarda beslenme çocuğun yaşına, cinsiyetine, vücut ağırlığına, fiziksel aktivitesine göre düzenlenmelidir. Okul çağı çocuğunun toplum yaşamına ilk kez bilinçli olarak girdiği bir dönemdir. Okul öncesi çağda çocuğun beslnme alışkanlıklarını aile etkilerden, okul çağıda arkadaşlar, reklamlar gibi etkenler okulda beslenme konusunda kontrolsüzlük, özellikle annenin çalıştığı durumlarda okuldan eve gelince, kendi kendine yiyecek hazırlama sonucu çocuk yanlış beslenme alışkanlıklarına sahip olabilir.
lt;img src=quot;images/okul-cocuk.jpgquot; alt=quot;okul çocuklarında beslenmequot; /gt;
Bu nedenle çocuğun yeterli ve dengeli beslenebilmesi için çocuğun, alenin ve okul yönetimindeki kişilerin ve öğretmenlerin beslenme konusunda eğitilmeleri önemli  bir faktördür. Çocuğun cinsiyetine, yaşına göre yeterli ve dengeli beslenmesinin en önemli göstergesi çocuğun büyüme ve gelişmesinden anlaşılır. Büyümenin yeterliliği çocuklarda aşa göre olması gereken vücut ağırlığı ve boy uzunluğunun saptanması ile anlaşılır.

</description>
<link>http://www.beslenme.gen.tr/Beslenme/Cocuklarda_beslenme_ozellikleri.html</link>
</item>

<item>
<title>Okul çağında beslenme</title>
<category>Cocuklarda_beslenme</category>
<description>Okul çocuklarında beslenme hayatın ilk yıllarında oluşan yemek yeme alışkanlıkları daha sonrada sürüp gidecektir, baştan nasıl giderse sonradan da öyle gitmektedir. Süt çocukluğu döneminin sonlarında ortaya çıan büyüme hızının azalması, besin gereksinmesinde de azalmaya neden olur. Bu durum aileyi kuşkulandırır yemek seçme, psikolojik nedenlerle besinleri geri çevirme sıklıkla görlür.

lt;img src=quot;images/okul-cocuk.jpgquot; alt=quot;okul çocuklarında beslenmequot; /gt;

Aile fertleri Anne ve Baba, bu durumlara hazırlık olmalı ve bunun doğal olduğunu bilmelidir. Çünkü gerçekten yemek yemeyen bu çocuklar, daha ileri yaşlarda şişman çocuk olabilmektedirler. Besinlere ilgisinin azalması, okul öncesi yıllara kadar sürebilir. Alınan besinlerde yeterli besinsel öğeler varsa, gelişim normal düzeyde ise, ilgi azalması önemli değildir. Beslenme programları yapılırken çocuğun yaşatısı göz önüne alınmalı ve gerekli düzenlemeler yapılmalıdır.

Okul çocuklarında beslenme 6-11 yaş grubundaki çocukları kapsar. Bu çağdaki çocuklarımız büyüme ve gelişmenin hızlı olduğu, yaşam boyu sürebilecek davranışların büyük ölçüde oluşturduğu bir dönemdir. En hızlı büyüme kızlarda 10-12 yaşta, erklerde ise yaklaşık olarak 11 ile 15 yaşlar arasında başlamaktadır. Kızlarda vücut ağırlığı ve boy uzunluğunda artış menarştan yani ( ilk adet kanaması ) bir yıl öncedir. Vücut ağırlığındaki artış yaklaşık olarak 20 yaşına kadar devam eder. Boy uzunluğunda artış ise kızlarda 17 yaştan sonra genellikle durur; fakat erkeklerde yavaşta olsa devam eder.

Büyüme süreci önemli miktarda enerji ve yeni dokuların yapımı için daha fazla miktarda proteini, mineralleri ve vitaminleri gerektir. Tüm enerji ve besin öğelerinin yeterli ve dengeli karşılanabilmesi için 6-11 yaş grubu çocukların tüketmeleri gereke besinlerin iyi kaliteli ve yeterli miktarlarda olması önem taşır. Yetersiz ve dengesiz beslenen çocuk hastalıklara karşı dirençsiz olur, sık hastalanır, hastalığı ağır seyreder ve okula devamsızlık nedeniyle okul başarısıda buna bağlantılı olarak düşer. Bu nedenle okul başarı seviyesini arttırmak, sınıf tekrarlarını azaltarak, eğitim ve öğretimin maliyetini düşürmek gelecek nesillerimizin daha güçlü daha sağlıklı olmasını sağlamak için temel hazırlamak gerekir. Bunun için çocuklarımızın beslenmesine özen göstermeli, önem vermeliyiz.

</description>
<link>http://www.beslenme.gen.tr/Cocuklarda_beslenme/Okul_caginda_beslenme.html</link>
</item>

<item>
<title>Sporcu beslenmesinin önemi</title>
<category>Sporcu_beslenmesi</category>
<description>Sporcuların bedensel , zihinel ve ruhsal yönlerden saglıklı ve  gucluolması gerekir.Bunu sağlayan en önemli etmenlerden biride beslenmedir.

lt;img src=quot;images/sporcu-beslenmesi.jpgquot; alt=quot;spor, sporcuquot; width=quot;340quot; height=quot;250quot; /gt;

Sporcuların yeterli ve ve dengeli beslenmeleri  yanlız sağlıklı olmaları için değil  basarılı olmak ,yeteneklerini geliştirmek ve korumak, spor yaşamlarını uzatmak kacınılma bir zorunluluktur.

   Sporcuların yarışma dışındaki beslenmesinde ana ilkeler,sporcu olmarı için açıklandığı gibi,bireyin yaş ve özelliklerine  gore tüm besin ögeleri enerjye  ihtiyaçlarını karşılamaktır.Bunların beslenmesinde ayrıca; sporda alıştırma,yarışma ya damaç öncesinde ve anında beslenmenin  de özel yeri bulunmaktadır.

Bunun için alıştırma, yarışma öncesinde ve anında getirdiği gibi beslenmesi sporcunun sağlıklıve başarılı olmasında önem taşır.</description>
<link>http://www.beslenme.gen.tr/Sporcu_beslenmesi/Sporcu_beslenmesinin_onemi.html</link>
</item>

<item>
<title>Sporcuların enerji ve besin öğeleri ihtiyaçları</title>
<category>Sporcu_beslenmesi</category>
<description>Sporuların en önemli özelliklerinden biri,fiziksel etkinliklerin fazla olması bir kısmının da  büyüme ve gelişme çağında bulunmasıdır.Bu yüden sporun türüne .alıştırma süresine,sporcunun yaş ve öteki özelliklerine göre enerji ihtiyacı artar.

lt;img src=quot;images/sporcu-beslenmesi.jpgquot; alt=quot;spor, sporcuquot; width=quot;340quot; height=quot;250quot; /gt;

     Sporcuların besin öğeleri ihtiyacının sporcu olmayanlardan önemli baglılık gösterdiğini kanıtlayan veriler bulunmamaktadır.Kas gelişimi için protein ihtiyacının arttığı ileri sürülmüştür. Yaş ve öteki özelliklere göre normalin üzerinde alınan protein ,vitamin ve mineralin başarıya olumlu etkisi olduğu üretilmemiştir.

Yanlız,sporcunun enerji harcaması fazla olduğundan ,özel vitamin ve nisain gibi B grubu vitaminlerine ihtiyacı artmaktadır.Sporcunun  diyeti; yaş ve öteki durumalarıgöz önünde tutarak,tüm besin öğelerine ve enerjiye  ihtiyecı karsılayacak,ayrıca normal büyümeyi de sağlayacak şekilde düzenlemelidir.</description>
<link>http://www.beslenme.gen.tr/Sporcu_beslenmesi/Sporcularin_enerji_ve_besin_ogeleri_ihtiyaclari.html</link>
</item>

<item>
<title>Gebelikte beslenmenin önemi</title>
<category>Beslenme</category>
<description>Gebelikte iyi beslenme, anne, çocuk ve toplum sağlığının korunmasında önem taşır. Yavrunun tüm besin öğesi gereksinmesi anneden sağlanır. Gebe kadın iyi beslenmezse, dölün besin öğesi ihtiyacı bir dereceye kadar annenin vücudundaki depo ya da yedeklerden karşılanır, sonra da annenin dokuları yıkılmaya başlar ve yavrunun ihtiyacı karşılanmaya çalışılır.
lt;img src=quot;images/gebelikte-beslenmek.jpgquot; alt=quot;gebelikte beslenmequot; width=quot;160quot; height=quot;210quot; /gt;
Bu durumda gebe kadın ve yavru zarar görmeye başlar.Gebelikte yetersiz ve dengesiz beslenme, gebelik sırasında,  doğumda ve doğum sonrasında çeşitli bozukluklara yatkınlığı artırır, annenin durumunu kötüleştirir; yavruda sonradan düzeltilemeyecek bozuklulara yol açabilir.Anne ile yavrunun yaşama ya da sağlıklı yaşama şanslarını azaltabilir.

Ana ve çocuk sağlığında, yanlız gebelik döneminde değil,gebelik öncesi iyi beslenme de rol oynar. Dölün büyümesi, her yönüyle annenin beslenmesine bağlıdır.Hem gebelik öncesi hem de gebelikte yeterli ve dengeli beslenen sağlıklı annelerin çocuklarının daha sağlıklı ve normal olma olasılığı, aksi durumdakilere göre çok yüksektir.Sağlıklı ve normal kuşakların yetişmesinde; yaşam boyu ve gebelikte iyi beslenmenin olumlu etkisi tartışma götürmeyen bir önem taşır.</description>
<link>http://www.beslenme.gen.tr/Beslenme/Gebelikte_beslenmenin_onemi.html</link>
</item>

<item>
<title>Sağlığın önemi</title>
<category>Saglik</category>
<description>Sağlık, hastalık ve sakatlğın olmayışı, bedence,ruhca ve sosyal yönden tam iyilik halidir.
Bilim ve teknolojideki yeni gelişmelerin sağlık hizmetlerine hızla uygulandığı, tüm dünyanın quot;2000 Yılında Herkese Sağlıkquot; hareketi doğrultusunda yoğun bir faaliyet dönemine girdiği günümüzde, bizim de tek amacımız; ülkemiz sağlık düzeyinin yükseltilmesidir.
Ülkemizde en fazla sağlık sorununa sahip olan anne ve çocuk grubu toplam nüfusumuzun önemli bir bölümünü oluşturmaktadır.
Doğum öncesinde başlayarak riskli gebeliklerin tesbiti ve hastaneye sevkedilmesi, doğumların evde sağlık personeli tarafından ya da sağlık kuruluşlarında yapılması, sağlıklı bir bebekliğin başlangıcı olacağı gibi, sağlıklı çocuklar için de yerine getirilmesi gereken en önemli görevdir.
Uygun şartların sağlanması sonunda, anne ve bebek ölümlerinin azalması, ana çocuk sağlığı düzeyinin yükselmesinin gerçekleşmesi kesindir.
Bilindiği gibi ülkemizde gebelik, doğum ve loğusalığa bağlı anne ölüm hızı ile bebek ölüm hızı çok yüksek seviyedir.Ana-çocuk ölümlerinin bu kadar yüksek olmasının başlıca nedenleri sık ve çok doğumlar;enfeksiyon hastalıkları, yetersiz beslenme ve yetersiz eğitimdir.
Ülkemiz, nüfusu hala hızla artan ülkeler arasında yer almaktadır. Genç nüfus yapısına sahip olan ülkemizde nüfusun %60'şını ana ve çocuk grubu oluşturmaktadır.
Toplumun çok önemli bir bölümü olan grubun sağlık düzeyi, ülkelerin gelişmişlik düzeyini belirleyen en önemli göstergedir.
İnsan sağlığına önem veren ülkeler, vatandaşlarının sağlığını daha iyi bir seviyeye getirebilmek amacıyla özellikle son yıllarda büyük çabalar sarfederek yeni stratejiler belirlemekte, bunlara uygun pogramlar hazırlayıp, mevcut kaynaklarını en iyi şekilde kullanarak bu programlarını uygulamaya çalışmaktadır. 
Bizim ülkemizde de sağlık hizmetlerinden tüm vatandaşlarımızın en iyi şekilde yaralanmalarının sağlanması, bu hizmetlerin herkese ve her yere eşit olarak, etkili ve sürekli bir şekilde ulaştırılması amacı ile koruyucu ve tedavi edici sağlık hizmetlerinde çeşitli çalışmalar yapılmakta ve sağlık sorunlarımızı en aza indirmek üzere programlar uygulanmaktadır.

    </description>
<link>http://www.beslenme.gen.tr/Saglik/Sagligin_onemi.html</link>
</item>

<item>
<title>Çocuk enerji</title>
<category>Beslenme</category>
<description>Çocukların günlük belli bir miktar da hem enerji yönünden hem besin öğeleri yönünden alması gereken protein, mineraller, vitaminler vardır.
lt;img src=quot;images/bebek-anne-besin.jpgquot; alt=quot;çocuk enerji besinquot; width=quot;500quot; height=quot;300quot; /gt;
Çocukların büyüme sürecinde enerji gereksinmi çok fazladır. Bu dönemde en hızlı büyüme zamanıdır ve en hızlı büyüme zamanında da en fazla enerjiye gereksinim vardır.

Vücut dokularının büyümesi için protein sentezi gerektiğindeni büyüme çağında protein gereksinimi de fazladır. Gerekli protein kaliteli olmalıdır. Dengesiz düşük kaliteli proteinlerle gereksinimin karşılanması olanaksızdır. Bebekler için NPU değeri 100 olan protein anne sütünden sağlanır. Yeni doğanın vücudunda yetişkinden az mineral bulunur. İnan beslenmesinde esas olan minerallere büyüme çağında daha çok gereksinim vardır. Yenidoğanın gebelik süresinde vücudunda depoladığı demir ilk 4 ay onun gereksinimini karşılar. Süt çocuğunun günlük ortalama 500 mg kalsiyum, 5-10 mg demir, 50 mg iyot, 70 mg magnezyum, 1.2 mg manganez, 400 mg fosfor, 0,4 - 0,8 gm potasyum, 1gm sodyum, 0,7 gm kükürt, 5 - 10 mg çinkoya ihtiyacı vardır. Büyüme çağında metabolik faaliyetler için vitaminlere olan gereksinim fazladır.
</description>
<link>http://www.beslenme.gen.tr/Beslenme/Cocuk_enerji.html</link>
</item>

<item>
<title>Çocuklarda yeterli ve dengeli beslenme</title>
<category>Beslenme</category>
<description>Çocuklarda yeterli ve dengeli beslenmenin yeri çok önemlidir. Çünkü bu çağ 1-5 yaş arasını kapsamaktadır. Bir yaşına gelmiş çocuk her türlü besine alıştırılmış olmakta ve aile birlikte sofraya oturmaktadır. Bu dönemde en önemli nokta çocuğun iyi bir yemek yeme alışkanlığı kazanmış olmasıdır. Çocuk ilk duygusal dağlarını kendisini besleyen kişi ile kurmaktadır. Bu bakımdan çocukların yemek yeme alışkanlığını kazanmasında ailedeki büyüklerin özellikle de annenin tutumunun çok önemli bir yeri vardır.
lt;img src=quot;images/cocuk.jpgquot; alt=quot;çocuk, cocukquot; width=quot;480quot; height=quot;360quot; /gt;
9'ncu aydan itibaren ailesnin sofrasında yer alan bebek ailenin yediği hemen hemen her gıdayı tatmalıdır. Bir yaşında artık kendi kaşığını tutar döke saça da olsa yemeye çalışır. Mümkün olduğu kadar erken, kendisinin yemek yemesi öğretilmelidir. Nişastalı gıdalar, çikolata, lokum, şekerleme, sakız, hazır meyve suları gibi maddeler çocuğa yararsız olduğu gibi iştahını önleyen engelleyen gıdalardır.

1 yaşından sonra her çocuk günde 500 ml / Yarım litre süt içmelidir. Hergün et ürünlerinden veya baklagillerden 1-2 sini yemelidir. Günde 1-2 kez sebze veya meyva verilmelidir. Günde 1-2 kez de unlu, nişastalı gıdalar beslenmede bulunmalıdır. Çocukları çay ve kahve tadına alıştırmamalıdır. Fazla süt verme çocuğu tok tutacağından gerekli diğer gıdaları yemek istemez. Çocuklarda ilk yaştan sonra özellikle yemek seçme, yememe ortaya çıkar. Yemekte ısrar, ödüllendirme, cezalandırma gibi davranışlar yemek yeme alışkanlığını negatif yönde etkiler. Burada izlenecek tutum çocuğun önüne daima yaşına uygun gıdalar verilmeli. Red ettiği gıdalar az az verilerek alıştırılma evresi geçirtilmelidir. Ailenin sofra düzeni, yeme alışkanlığı çocuğu etkiler, her cins gıdaya sofrada yer verilmelidir.

Bu dönemde beslenmede en önemli sorunlar çocukların yanlış beslenme alışkanlığı kazanmalarına bağlı olarak ortaya çıkmaktadır. Bu durum özellikle malnütrüsyon dediğimiz yetersiz ve dengesiz beslenmeye yol açmakta olup, Anneler çocuklarının günlük besin ihtiyaçlarını bilmediklerinden ve beslenmeyi karın doyurma olarak düşündüklerinden çocuğa genellikle tek tip besinlerle beslemekte veya besin değeri dük olan besinleri vererek ihtiyacını karşılmasına engel olmaktadır. Bunun sonucu çocukta büyüme ve gelişme yavaşlamakta ve durmaktadır. Hatta bazen kazandığı ağırlığı bile kaybedilmektedir. Bu yaşlardaki yetersiz ve dengesiz beslenme durumunda fiziksel gelişimin yanı sıra zeka gelişimi ve öğrenme yeteneklerinin de olumsuz yönde etkilendiği gözlemlenmektedir. Daha sonraki yaşlarda çocukların fiziksel gelişimleri beslenme durumlarının iyileştirilmesi il biraz da olsa düzelebildiği halde mental gelişimlerindeki bozukluğun yeterli ve dengeli beslenen çocukların düzeyine erişemediği görülmekte ve bu durum okul çağında da kendisini göstermektedir. Bilindiği gibi çocuklarda beyin gelişiminin 1/3'ü anne karnın olmakta, geriye kalan gelişimin doğumdansonra devam ederek 5 yaşına kadar tamamlanmaktadır. Beyin hücreleri yapıldıktan sonra yenilenmediği için gelişme döneminde yeterli besin sağlanmazsa meydana gelen bozuklar ömür boyu ileriki yaşlardada negatif yönde karşınıza çıkacaktır. Çocuklarda dengeli beslenme ve yeterli beslenme, yukarıda anlattığımız gibi hashas ve önemli detaylardır. Sağlıklı ve mutlu günler, geçirmeniz dileğiyle..
</description>
<link>http://www.beslenme.gen.tr/Beslenme/Cocuklarda_yeterli_ve_dengeli_beslenme.html</link>
</item>

<item>
<title>Çocuklarda beslenme ile ilgili yanlışlar</title>
<category>Beslenme</category>
<description>Ülkemizde ana, çocuk sağlığını tehlikeye sokabilecek şekilde bazı geleneksel uygulamalar vardır. Bunlar görülen ve ancak eğitimle bıraktırabilecek alışkanlıklardır. Bu inanışların uygulanması, minik bebekleri, korumasız yavruları risk duruma sokabilir. Bu nedenle minik bebekleri bilimsel yöntemler ve en yeni gelişmelerin önerdiği davranışlarla bakıp büyütmeliyiz. Beslenmeyle ilgili geleneksel davranışlardan bazılarını açıklayacak olursak Bunlar ;

lt;img src=quot;images/anne-cocuk-ana-bebek.jpgquot; alt=quot;anne bebek, ana çocukquot; width=quot;300quot; height=quot;446quot; /gt;

Annenin memesinden gelen ilk süt yani kolostrum dediğimiz bebek için son derece gerekli ve yararlı bir besin olduğu halde, geleneksel inanışlar, ağız da denilen kolostrum'un bebeğe verilmesini engellemektedir. Bebeğin kolostrum'u almasının onda sarılık ve ishal yapacağına inanılır. Oysa kolostrumda antikorlar, proteinler, mineraller ve vitaminler bulunur.

Bebekler sabırlı olsun diye üç ezan geçmeden emzirilmez.
Emzikli kadın bebeğini emzirmeden önce meme başını tüküğü ile siler ve öyle emzirir.
Yabancıların yanında bebek emzirilmez. Emzirirken gören kişi varsa elbisesinden bir parça alıp yakılır. Bunlar sadece inançtır, yanlış inanışlar lütfen bu tip soru işaretlerini düşünmeyin, içinizi rahatlamanız için çocuk doktorlarına beslenme konusunda uzman kişilere danışın içinizi rahatlatın, doğrusunu öğrenin. Bunlardan başka 

Daha önce doğan bebeklerini emziren bir annenin çocukları ölmüşse o kadının sütünün lanetli olduğuna inanılır. Yeni bir çocuk doğurursa onu emzirmez. Geleneksel inanışlara göre yapılan yanlış davranışlar bebek ve anne sağlığını olumsuz yönde etkiler. Oysa her canlının yavrusu besleyebilmesi için memelerinden süt salgılanır ve her canlının sütüde kendi yavrusu için en ideal besindir.

</description>
<link>http://www.beslenme.gen.tr/Beslenme/Cocuklarda_beslenme_ile_ilgili_yanlislar.html</link>
</item>

<item>
<title>Şişmanlık</title>
<category>Beslenme</category>
<description>Vücut yağ dokusunun, deri altında ve diğer dokularda aşırı birikmesine şişmanlık denir. Çocuklarda görülen şişmanlığın üzerinde pek durulmaz ve tombik, tombul bebek derler. Oysa bu yaşlardaki şişmanlık gelecekte kendini obozite, arterioskleroz ve kalp hastalıkları açısından önemli bir sağlık sorunu haline getirebilir.

lt;img src=quot;images/sisman.jpgquot; alt=quot;diyet, dietquot; width=quot;200quot; height=quot;300quot; /gt;

Vücut ağırlığının normalden %20 fazlalığı şişmanlığı göstermektedir. Besinlerin aşırı alımı sonucu quot;ekzojen şişmanlıkquot; meydana gelir. Çocukluk çağının büyük çoğunluğu enerji alımı ve tüketimi arasındaki dengesizlik sonucu ortaya çıkar. Endojen şişmanlıklar ise başka bir hastalığın belirtisidir. Anne sütü ile beslenmede bebek kendi isteğine ve gereksinmesine göre süt emer. Aşırı beslenme yok gibidir. Karışık ve yapay beslenmelerde daha çok annelerin iç güdüsel çabaları sonucu aşırı beslenme ortaya çıkmaktadır.

Çocuklarda şişmanlığın önüne geçmek için dikkat edilmesi gereken çocuğa bulunduğu aya ve yaşa göre yeterli ve dengeli bir beslenme programı hazırlanmalı ve çocuk az az, yavaş yavaş yedirilmelidir. Beslenme zamanı bir savaş alanı değil bir mutluluk anı sevgi olmalıdır.</description>
<link>http://www.beslenme.gen.tr/Beslenme/Sismanlik.html</link>
</item>

<item>
<title>Aşırı yemek yeme</title>
<category>Beslenme</category>
<description>Fazla yemek yeme, şişmanlığın bilindiği başlıca nedenlerinden biridir. Diğerleri fiziksel hareket azlığı, spor yapmama, psikolojik bozukluklar, metabolik ve hormonal bozukluklardır.

lt;img src=quot;images/obur-sisman.pngquot; alt=quot;obur, şişmanquot; width=quot;290quot; height=quot;210quot; /gt;

Bunların içinde en önemli olanı fazla yemek yemedir. Çoğu kşiler, yedikleri ve harcadıkları hakkında herhangi bir bilgiye sahip değildirler. Bazıları, fiziksel hareketler için harcanan enerji konusunda da bilgisizdirler. Hareket ediyorum diye fazla yemek, bazen farkına varmadan şişmanlığa yol açabilir. Ekonomik olanaklar, genellikle fiziksel hareketlerden kısıntıya, enerji tüketiminde artmaya yol açar. Bu durumda diyetin, kalitesinin yüksek oluşu, yenen besin miktarını arttırır. Örneğin ; asansör yokken merdiven çıkılır, araba yokken, yayan yürünürdü, bilmeden farkında olmadan da spor yapılarak hareketsizliğin önüne geçiliyordu. Ancak teknoloji her gün kendini yenilemekle birlikte insanların bazı şeylerden görünmez ama önemli şeylerden uzak tutmaktadır.

Ailelerin beslenme alışkanlığı nedeniyle fazla tüketim yapılmaktadır. Genellikle ailenin yemeklerinin çok çeşitli ve zevkle hazırlanması, hep birlikte neşe içinde yenmesi tüketimi arttırmaktadır. Bazen toplumsal değerlere ağırlık veren ailelerde quot;tabağa konulan yemek bitirilirquot; inancı aşırı yemek yemeğe neden olabilir. Bazı kimseler, üzüntü sıkıntı ve güvensizliklerini örtmek amacı ile fazla yemeye meyilli olabilirler. Bunun tam terside olabilir. Psikolojik rahatsızlıklar, bazen fazla yeme, bazende az yemenin nedeni olarak görülebilir.

Bazı çocuklar, aileler tarafından aşırı besin almaya zorlanır. Bu da çocuğun ya kusmasına ya da çabuk acıkmasına neden olur. Çünkü çok dolan mide çabuk boşalır. Çocukta tekrar yemek ister. Aşırı tatlı besinlerle beslenen çocukların kan şekeri aniden yükselir daha sonra düşer. Bu da onun kısa sürede acıkarak tekrar yemesine sebep olur. Aşırı tatlı besinlerle beslenen çocukların kan şekeri aniden yükselir daha sonra düşer. Bu da onun kısa sürede acıkarak tekrar yemesini neden olur.

Süt çocuklarının aşırı beslenmesi onlardaki tokluk hissinin duygusunun gecikmesine neden olur. Çocuklar midenin dolması ve beyine uyarı gidinceye kadar normal den fazla besin alırlar.

Çocukları çiğnemeye vakit bırakmadan acele ile beslemekte aşırı beslemede olduğu gibi etki yapar ve çocuk aşırı besin alır. Bu durum geçici değildir. Çocuk buna alışır ve gelecekte hep aynı şekilde gecikmeli olarak doyma noktasına erişir ve her zaman aşırı beslenir. Tüketilenden çok enerji alımı sonucu şişmanlık oluşur.

</description>
<link>http://www.beslenme.gen.tr/Beslenme/Asiri_yemek_yeme.html</link>
</item>

<item>
<title>Allerji belirtileri</title>
<category>Saglik</category>
<description>Besinlere ait allerjik reaksiyonlar, besin alındıktan sonra 12 saat ile bir kaç gün içinde ortaya çıkar. Bazı durumlarda ise bir kaç dakika ile 1-2 saat içinde reaksiyonlar gözlenmekte ve allerjik besin saptanması daha kolay olmaktadır. Genel olarak besin allerjilerinde belirtiler terleme, titreme, renk solukluğu, karın ağrısı, ishal, kas ağrısı, idrar azlığı gibi belirtilerden biri yada kaçı bulunabilir. Ancak her gastroenterit ve ürtiker besin allerjisi değildir.

lt;img src=quot;images/allerji.jpgquot; alt=quot;allerji, alerjiquot; width=quot;390quot; height=quot;235quot; /gt;

Allerjiye neden olan bir çok besin vardır, Bazılarını örnek vererek açıklayalım.

Etler : Sığır, dana, koyun, kuzu, tavuk, piliç etlerine karşı allerji oldukça azdır. Dana, kuzu ve piliç etlerinde allerji diğerlerine nazaran daha azdır.

Anne sütü : Anne sütü allerjik olmamakla birlikte anne sütü ile çocuğa geçen annenin kullandığı ilaçlar ve yediği besinler çocukta allerjik reaksiyon oluşturabilir.

İnek sütü : İnek sütünde kimyasal ve allerjen madde bulunmaktadır. Bunlardan, kazein, laktalbumin ve laktoglobilin başlıcalarıdır. Kazein sıcağa dayanıklıdır. 100 derecenin altında, antijenik özelliğini kaybetmez. Süt çocklarında quot;inek sütü alerjisiquot; görülme oranın %2-3 oranında olduğu açıklanmaktadır.

Yumurta : Çok antijenik bir besindir. Yumurtanın beyazının proteinlerine karşı allerji, sarısına göre daha sıktır. Süt çocuklarında daha sık yetişkinlerde daha seyrek görülmektedir. Deri ve gastroentestinal belirtilerle ortaya çıkar. Yumurta ve tavuk allerjisi arasında ilişki vardır.

Balıklar : Balık proteinleri güçlü antijenleri içerirler. Bu nedenle daha sık allerjik reaksiyonlar görülebilir. Bazı balıklar içeridkleri iyod nedeniyle daha allerjiktir. Çocuklara balığın yağsız beyaz etinden başlayarak verilip sonra arttırılmalıdır.

Tahıllar : Yulaf, buğday, arpa, çavdat, pirinç, mısır allerjileri az görülür. Buğdayla daha sık pirinç ve mısırla en az rastlanmaktadır.

Sebzeler : Allerjik reaksiyonların en az görüldüğü besinlerdir. Fasülye, bezelye, patates ve ıspanakta en çok allerjik besinler gözlenmektedir.

Kuruyemişler : Badem, ceviz, fındık, fıstık, kestane hem çok tüketilir hem de allerjiye neden olur. Bunlar, kek, pasta ve tatlılara konularak oyun çocukları, sade olarakta büyük çocuklar tarafından tüketilen besinlerdir.

Meyvalar : Meyveların hepsi allerjik reaksiyonlara neden olabilirler. Elma en az, narenciye, çilek, kavun, muz daha çok allerjik reaksiyonlara neden olan besinlerdir.

Çocuklarda besinsel allerji olacak diye besinleri vermekten kaçınmak hatalı bir davranıştır. Yapay beslenme uygulanacaksa çocukları bu besinlere zamanında başlayarak alıştırmak gerekir. Doğal beslenmelerde 4-5 aylara kadar beklenebilir.

Allerjilere karşı genel önlem ortaya çıkan allerjinin, hangi besinlerden geldiği saptanmalı ve gereksiz bir yere çok yararlı besinden kendinizi yoksun bırakmayınız. Ümmüonolojik testlerden sonra gereken aşılar ve tıbbi tedavi yapılarak allerji önlenebilir.
</description>
<link>http://www.beslenme.gen.tr/Saglik/Allerji_belirtileri.html</link>
</item>

<item>
<title>Allerji nedir</title>
<category>Saglik</category>
<description>Besinlerin bir kimsede oluşturduğu sistemik allerjik reaksiyonlara tıp dilinde quot;besinsel allerjiquot; adı verilir. Çocuklarda besin allerjisi, yetişkinlere göre daha çok görülür.

lt;img src=quot;images/allerji.jpgquot; alt=quot;diyet, dietquot; width=quot;390quot; height=quot;225quot; /gt;

Besin olaak yenilen herşey allerjen olabilir. Bazı bsinler ağız yolu ile alındıkları zaman allerjik reaksiyonlar görülmezken, solunum yolu ile vücuda girdikleri zaman asthma oluşturabilmektedir. Bu besinlere örnek olarak tahıl unlarını gösterebiliriz.

Antijenik nitelik taşıyan besinler ilk kez alındıktan sonra aşırı duyarlılık oluşum süreci geçirirler. İkinci kez alınınca da allerjik reaksiyon ortaya çıkmaktadır. Ancak bazı çocuklarda ilk kez aldıkları besinlerle aşırı duyarlılık reaksiyonları gözlenebilir.

Besinlerin hazırlanması ve gelişen intestinal olayların, allerjik olayların ortaya çıkmasında önemli rolleri vardır. Besinlerin pişirilmesi allerjik özelliklerin azalmasına kızartılması ise yeni allerjenlerin eklenmesine neden olmaktadır. Allerjiye neden olan besinler ve allerji belirtileri için sağlık bölümümüzü ziyaret ediniz.

</description>
<link>http://www.beslenme.gen.tr/Saglik/Allerji_nedir.html</link>
</item>

<item>
<title>Zehirlenmesi tedavisi</title>
<category>Saglik</category>
<description>Zehirlenmelerde ilk yapılacak olan şey en yakın sağlık kuruluşuna bir an önce zehirlenen kişiyi götürmektir. Ancak bundan önce yapmamız gereken zehirlenmelerde yapılacak ilk yardım kuralları vardır. Bunlar ; 

Kusturmak, Çocuk zehirli maddeyi içtikten sonra hastaneye getirilmiş ve bilinci yerinde ise onu derhal kusturmalıdır. Bunun için bir bardak su içine bir kaşık tuz koyarak zorda olsa çocuğa içirilmeli ve sonra kusturulmalıdır. Bunun için önce parmakla kusma refleksi uyandırılır. Daha sonra kusması sağlanır.

Not : Gözyağı, benzin, tentürdiyon, çamaşır suyu veye asitli maddeler içmişse kusturulmaz.

Mide yıkamak eğer kusturma, başarılı olmazsa hastanede mide sondası ile su verilerek mide yıkanır.

Serom vermek : Hasta kişiyi hastaneye göderme imkanı yoksa doktor gözetiminde çocuğa damardan serum verilmesi sağlanır. Bu çocuğun idrarını arttıracağı için zehirli maddenin kandan atılmasını sağlar ve şoka engel olunmuş olur.

Ağız yoluyla ile alınan maddelerde meydana gelen en sık görülen zehirlenmeler ; Aspirin ile genelde fazla aspirin alma, bulantı, karın ağrısı, havale, hızlı nefes alma gibi gözlemler gözetilmektedir. Atropin atropinli ilaç yani göz damlası alınması belladona ibi otları yeme masalları.</description>
<link>http://www.beslenme.gen.tr/Saglik/Zehirlenmesi_tedavisi.html</link>
</item>

<item>
<title>Botulism</title>
<category>Saglik</category>
<description>Erişkinlerde bakterilerin toksinleri, bebeklerde ise bakterilerin bağırsakda yerleşmesi sonucu botulism hastalığı gelişir. Anaerobik ortamda bakteri üreyerek toksin oluşturur. Konservelerde, özellikle evde yapılanlarda sıklıkla üreme olur.

Zehirlenme belirtileri simetrik kranial sinirin tutulması, göz bebeklerinde genişleme, kas ağrısı ve kas felçleri şoktur. Solunum kaslarının tutulması ile seyreder. Ateş olmaz ve bilinç açıktır. Kusma ve ağız kuruluğu vardır.

Tedavide öncelikle mide yıkanmalı daha sonra zehirlenmeye neden olan maddenin testi tesbiti için mideden çıkan maddeden bir örnek doktora götürülmelidir. Buna göre gelecek olan labaratuvar sonuçlarına göre tedavi kolaylaşır.
</description>
<link>http://www.beslenme.gen.tr/Saglik/Botulism.html</link>
</item>

<item>
<title>Stafilakok</title>
<category>Saglik</category>
<description>Pişirildikten sonra yiyeceklerin 4 saatden uzun süre 7 derece'nin üzerindeki bir ortamda tutulması ile veya bulaşma yoluyla stafilakok olur. Süt, süt ürünleri, patates, yumurta içeren salatalar, kremalı pastalar ile zehirlenme olur.

lt;img src=quot;images/diyet-diet.pngquot; alt=quot;diyet, dietquot; width=quot;400quot; height=quot;330quot; /gt;

Semptomlar 1-8 saat sonra çıkar. stafilakok belirtileri ise, bulantı, karın ağrısı, diyare olur. 48 saat içinde düzelir.

</description>
<link>http://www.beslenme.gen.tr/Saglik/Stafilakok.html</link>
</item>

<item>
<title>Salmonella</title>
<category>Saglik</category>
<description>Salmonella bir besin zehirlenmesi türüdür. Çok sık görülen bir besin zehirlenmesidir. Genellikle kümes hayvanları ve diğer etlerle ya da pastörize edilmemiş sütte görülür.

lt;img src=quot;images/civciv-kumes.jpgquot; alt=quot;diyet, dietquot; width=quot;430quot; height=quot;350quot; /gt;

Pişirme ısısında mikroorganizma ölür, bu nedenle pişirildikten sonra uygun saklanmayan gıdalarla ve çiğ süt ile zehirlenme olur.

Bulgular 12-48 saat sonra çıkar. Kanlı diyare, karın ağrısı, baş ağrısı, kusma, yüksek ateş, titreme gibi belirtilerle kendisini gösterir. 48 saat içinde geçer, Ancak en yakın doktor'a başvurarak tetkitlerini yaptırmanız sizin yararınıza olacaktır.

</description>
<link>http://www.beslenme.gen.tr/Saglik/Salmonella.html</link>
</item>

<item>
<title>Besin zehirlenmesi</title>
<category>Saglik</category>
<description>Bayat besinlerin üzerindeki mikropların salgıladıkları toksinlerle ortaya çıkan zehirlenmeler türündedir, besin zehirlenmeleri. Besinlerin yenmesi ile belirtilerin başlaması arasındaki süre 2 ila 4 saat arasındadır. Besin zehirlenmesi belirtileri kendini bulantı, kusma, karın ağrısı, ishal gibi belirtilerle kendini gösterir.

lt;img src=quot;images/besin-zehirlenme-kadin.jpgquot; alt=quot;besin zehirlenmeleriquot; width=quot;220quot; height=quot;220quot; /gt;

Bulaşma şekli ; Bayat pasta, et, süt, balık ile bayat süt tüketimi veya tam tersi insandan insana doğrudan bulaşmaz ancak bayat yiyecekleri yiyenlerde görülür.

Besinlerden zehirlenmemek için ne yapmalıyım ?

İlk öncelikle bozulmuş ve bayat besinleri tüketmiyor ve yemiyoruz. Besinlerimizi soğukta saklıyoruz. Genel temizlik kurallarına dikkat etmeliyiz. Bunun için sanitasyon ve hijyen kurallarını sağlık bölümümüzden okuyabilir bilgi sahibi olabilirsiniz. 

Besinlerin zehirlenmeleri iki şekilde olur. Birincisi Toksin ve bakterilerle yiyeceğin kontaminasyonu, en sık bu tip zehirlenme görülür ( Örneğin ; balık ile süt zehirlenmesi )

İkinci tip zehirlenme şekli ise İntrensek olarak zehir içeren besinin yenmesi ( mantar yenmesi gibi ).

</description>
<link>http://www.beslenme.gen.tr/Saglik/Besin_zehirlenmesi.html</link>
</item>

<item>
<title>Çocuklarda zehirlenme</title>
<category>Cocuk_sagligi</category>
<description>Çocukların toksik, ürünleri ağız yoluyla almaları oldukça sık görlen bir vakadır. Zehirlenmeler, doktorun yerinde müdahalesi ile çocuğun normal yaşamnı sürdürebileceği, ancak geç kalınmış ve yetersiz müdahalede bulunuş ise yaşamını kaybetme riski oldukça yüksektir. Tüm zehirlenme olgularının  % 0'nini 5 yaş ve altı çocuklar oluşturmaktadır. Zehirlenmeye yol açan maddeler sıklıkla bitkiler, evde kullanılan temizlik maddeleri ve açıkta bırakılan ilaçlardır. Adolesan dönemde intihar amaçlı zehirlenmeler görülebilir.

lt;img src=quot;images/zehirlenme.gifquot; alt=quot;zehirlenmequot; width=quot;410quot; height=quot;335quot; /gt;

Zehirlenmeler çoğunlukla anne, baba veya bakıcının hatasından kaynaklanmaktadır. Yürümeye başlayan çocuk merak ve öğrenme duygusu içinde olduğundan her tarafı karıştırıp eline geçen her maddenin tadına bakmak koklamak ister. Zehirlenmeler bu yaş döneinde sonra çoğalır ve oyun çocuğunun dönemine kadar devam etmektedir. Bu nedenle çocukla ilgilenen kişilere şu görevler düşmektedir ;

Bütün ilaçlar, gaz ve benzin gibi maddeler, çamaşır suları ve tozları, kibrit, çakmak çocukların erişeyemiyeceği yüksek bir yerde bulundurulmalıdır. Bir anlık unutkanlık ve dalgınlık çocukların hayatlarını tehlikeye sokabilir, sizi mutsuzluğu sürükleyebilir. Tedbiri eldeden bırakmamalısınız.

</description>
<link>http://www.beslenme.gen.tr/Cocuk_sagligi/Cocuklarda_zehirlenme.html</link>
</item>

<item>
<title>Diyet listeleri</title>
<category>Diyet</category>
<description>Diyet listeleri, kişiye ve bünyeye göre hazırlanan kişinin hangi sebzelere, meyvelere, yiyeceklere tepki verip vermediğini anlayarak ondan sonra o kişiye uygun diyet listesinin verilmesine diyet listesi denir. Piyasada bir çok diyet adı vardır, Ancak size en uygun olanını ideal olanı diyetisyen harici kimse bilemez.

lt;img src=quot;images/diyet-diet.pngquot; alt=quot;diyet, dietquot; width=quot;200quot; height=quot;340quot; /gt;

Sadece hayat tarzınızı değiştirerek güvenli bir şekilde kilo verebilirsiniz. Nasıl mı?

Özel yiyecekler almadan, pahalı diyet kulüplerine katılmadan sadece hayat tarzınızı değiştirerek güvenli bir şekilde kilo verebilirsiniz. 

Diyet listelerine diyet kategorimize, bakarak bir çok diyet hakkında bilgi sahibi olabilir, size uygun diyeti bulabilirsiniz. Vücudunuzun hangi sebzelere, meyvelere, yiyeceklere tepki verip vermediğini hangi besinlerle diyet yapmanız gerektiğini ancak diyetisyen kontrolünde öğrenebilirsiniz, size en uygun diyeti bulmak için en yakın diyetisyene başvurmanızı öneririz.


</description>
<link>http://www.beslenme.gen.tr/Diyet/Diyet_listeleri.html</link>
</item>

<item>
<title>Kilo alma diyeti</title>
<category>Diyet</category>
<description>Diyet yaparak genelde zayıflayan insanlar aklımıza gelir, ancak bazı kişiler vardır ki, zayıflığından şikayetci ne yesem kilo alamıyorum diyenler bu yazımızda kilo alma diyetini açıklıyoruz.

lt;img src=quot;images/diet-diyet.jpgquot; alt=quot;diet, diyetquot; width=quot;250quot; height=quot;250quot; /gt;


Kilo alma taktikleri de aynı kilo verme kuralları gibidir. Burada da bilimsel kuralları uygulamak ve kilo vermede olduğu gibi yavaş kilo alınmasını hedeflemek ve kilo almaya kendimizi inandırmalı ve önemsemeliyiz.

Araştırmalara göre spor yapan birisinin kilo kazanması haftada 400-700 gr civarında olmalıdır. Bunun aşağısı veya yukarısı pek iyi sonuçlar vermemektedir. Bunun için temelde, genel olarak günlük enerji gereksinimine ilave edilecek 1100 kalori fazlalık yeterli olacaktır. Egzersiz programlarında çalışma açısından da, her kas grubu için az hareket, az set ve tekrarlar uygulanacaktır. Beslenmeye gereğinden fazla yer vermek ise, gereksiz yağ birikme sorunu yaratacaktır.

Burada amaç kas kütlesinin artmasını sağlamaktır. Bu nedenle kilo artışı, uygulanmakta olan sporla birlikte yürütülürse sağlıklı ve verimli olacaktır. Aksi halde fazla kalori alımından dolayı sağlanan kilo artımı yağlanma sorunu yaratacaktır.
Kilo verme programlarında olduğu gibi, kilo alma çalışma ve tekniklerinde de önemli olan temel unsur öğün sıklığı ve beslenme maddelerinin çeşididir. Mutlaka iyi bir kahvaltı ile güne başlanmalı ve 3 ana öğün dışında iki kez de ara öğün alınmalıdır. Bu öğünler de genellikle çeşitli besinlerden alınan kaliteli protein ve karbonhidrat içeren yiyeceklerden oluşmalıdır.

Bitkisel proteinlerde, vücut için hayati önemi olan amino asitler bulunmadığından, hayvansal proteinlerce zengin bir beslenme uygulanmalıdır. Ancak maddi sorunlar nedeniyle, hayvansal proteinlere ağırlık verilememesi durumunda, beslenmeyi en azından günde 1 kilo kadar sütle takviye edip, buna 1 yumurta ilavesi ile bu eksiklik giderilebilir. Vejeteryanların ise sportif aktiviteleri bu nedenle sorun olabilir. Bunu gidermek için, fındık, ceviz gibi kuru yemişleri, tahıl, baklagiller ve çeşitli kök bitkileri bir arada beslenme programlarına alarak, eksik amino asitleri tamamlayıcı bir, çeşitli gıda uygulamasına gidebilirler.

Büyüme çağında spor yapanlarda ise beslenme daha çok önem kazanmaktadır. Aileler genellikle çocuklarının spor yaptığını düşünerek düzgün ve çeşitli besinler içeren sofralar hazırlarlar. Fakat aile yaşantısı düzenli olmayan yetişme çağındaki sporcular tek yönlü dengesiz beslenme alışkanlıkları ile karşı karşıya kalırlar. Örneğin sandviçler, hamburger, lahmacun, tost vb. gibi yiyecekler temel besin haline gelmektedir. Hatta normal aile yaşantısı olanlar dahi bu tür beslenme alışkanlıklarını sürdürmektedirler. Bu durumlarda dahi beslenme mutlaka protein içeren yiyeceklerle takviye edilerek, eğitici ve yöneticilerin de konuyu takip etmek suretiyle, beslenmenin normal hudutlar içine alınmasını sağlamaya çalışarak takip etmesi mümkündür.

Bunların dışında yiyeceklerin mutlaka temiz ve beklememiş olması, vitamin içeriğinin de korunmuş olması çok önemlidir.

Kilo almak için Beslenme Ürünleri ek besin takviye olarak kullanabileceğiniz bazı ek besinler genelde vücut geliştirme dalıyla ilgilenenlerin kullandığı ürünler ; 

amp;#8226; Max Gainer
amp;#8226; Perfect Weight Gain 
amp;#8226; Weider Mega Mass 2000

Vücudunuzun hangi sebzelere, meyvelere, yiyeceklere tepki verip vermediğini hangi besinlerle diyet yapmanız gerektiğini ancak diyetisyen kontrolünde öğrenebilirsiniz, size en uygun diyeti bulmak için en yakın diyetisyene başvurmanızı öneririz.
</description>
<link>http://www.beslenme.gen.tr/Diyet/Kilo_alma_diyeti.html</link>
</item>

<item>
<title>Diyet Zayıflama</title>
<category>Diyet</category>
<description>Diyet yaparak, zayıflamayı hedeflediğimize göre, beslenmek, sadece yemekten abur cubur yemekten ibaret değildir. Bilinçli beslenmek, sağlıklı olmanın ilk kuralıdır. Öncelikle, vücudumuzun ihtiyaç duyduğu Besinleramp;#8217;i tanımalı, Besinlerin Besin değerleriamp;#8217;ni bilerek ve gözeterek, yeterli ve dengeli beslenmeye özen göstermeli ve dikkat etmeliyiz.

lt;img src=quot;images/diyet-diet.pngquot; alt=quot;diyet, dietquot; width=quot;200quot; height=quot;340quot; /gt;

Diyet yaparak zayıflamanız için, en etkili yol, vücudunuzun tepki verdiği besinleri bir diyetisyenden öğrenmek ve kendinize bir beslenme programı yaptıktan sonra, mutlaka ama mutlaka bunu bir spor dalıyla birleştirirmelisiniz. Spor ile yapacağınız diyet, sizin kendinizi daha dinç zihinde, ve diyetin anlamına hedefine götüren tek yoldur. Çünkü diyet yaparak oturan bir insan ile diyet yaparak oturmayan diyet arasında bir çok fark vardır.

Sağlıklı ve dengeli beslenmek için; Öncelikle, alınan gıdaların çeşitli olmasına dikkat edilmelidir. Tek taraflı beslenmek sağlığı olumsuz yönde etkilemektedir. Ayrıca, alınan gıdaların taze olmasına da dikkat edilmeli, suni gıdalardan kaçınılmalıdır. Gün içerisindeki öğün sayısını arttırmak ve düzenli beslenmekte önemlidir. Yeteri kadar vitamin, protein ve su aldığınızdan ve yağ oranı az besinler tükettiğinizden emin olmalısınız. Yağda kızartmak yerine su buharında hazırlanan bir börek hem çok daha hafif hem de çok daha lezzetli olmaktadır.

Tatlılar da güzeldir, ama herşey kararında güzeldir.Gıdaları hazırlarken besin değerlerinin zarar görmemesine de dikkat etmek gerekir. Yemeğin suyuna banmaktan da kaçınmayın, vücudunuz bundan memnun kalacaktır. Çünkü, vücudumuzun ihtiyacı olan mineral ve Vitaminleramp;#8217;in büyük bir kısmı yemeğin suyuna karışmış vaziyettedir. Bütün bunların yanında,alkol ve sigaradan da uzak durmalı ve spor yapmaya özen göstermelidir.Alkolün azı yararlıdır dense de, çok az bir yararı varsa bile, zararı yararından fazladır.

Ancak unutmamalısınız ki, her kişinin bünyesi ve uygulayacağı diyet tarzı farklıdır. Vücudunuzun hangi sebzelere, meyvelere, yiyeceklere tepki verip vermediğini hangi besinlerle diyet yapmanız gerektiğini ancak diyetisyen kontrolünde öğrenebilirsiniz, size en uygun diyeti bulmak için en yakın diyetisyene başvurmanızı öneririz.
</description>
<link>http://www.beslenme.gen.tr/Diyet/Diyet_Zayiflama.html</link>
</item>

<item>
<title>Karbonhidrat diyeti</title>
<category>Diyet</category>
<description>Aynadaki görüntünüzden hoşnut değil iseniz, ve vücudunuzu beğenmiyorsanız ve üstelik kıyafetleriniz de dar gelmeye başlayınca...Yapacak tek birşey var; o da sıkı bir rejime başlamak. Ancak bu konuda hiç de başarılı olduğunuz söylenemez. Listeli, ne zaman neyi yemeniz gerektiğini söyleyen diyetler size çok zor geliyor. O halde daha kolay ve sıkılmadan yapabileceğiniz karbonhidrat diyeti tam size göre bu diyeti uygulayarak görüntünüzü beğenecek, vücudunuza hayran olacak ve dar gelen kıyafetlerinizi özgürce giyebileceksiniz. 

Karbonhidrat diyeti sayesinde istediğiniz öğünde dilediğiniz kadar yiyebilir, bu sayede aç kalmadan kilo verebilirsiniz. Tek yapmanız gereken günlük aldığınız karbonhidrat miktarını azaltmak. Şişmanlamamızın en önemli nedenlerinden biri de fazla gıda almamız sonucunda vücudumuzda yağların birikmesi. Vücuttaki bu yağlar genellikle de alınan karbonhidratların yakılmayıp depolanmasıyla oluşur. 

Normal bir insanın günlük alması gereken karbonhidrat ünite miktarı 70- 75 arasındadır. Her gün bu miktarda karbonhidrat alan kişi kilosunu dengede tutar ve şişmanlamaz. 70 ünitenin altında karbonhidrat alan kişi ise kilo verir. Karbonhidrat üniteniz 40-50 ünite arasında kaldığı sürece inmek istediğiniz kiloya kolayca erişebilirsiniz. 

Karbonhidrat diyetini yaparken aç kalmazsınız. Bu sebeple de sinir siteminiz yıpranmaz. Rejim sırasında özellikle dikkat etmeniz gereken en önemli nokta şekerli ve unlu yiyeceklerden kaçınmak olmalıdır ve asla bu yiyeceklere yanaşmamaktır. Bunun yanında listenizde, yumurta, peynir ve balık gibi hem besleyici hem de karbonhidrat değeri düşük besinleri bol bol bulundurabilirsiniz. Tükettiğiniz besinlerin karbonhidrat değerlerini öğrenip veya 70 ile 75 arası karbonhidrat alıcak bir karbonhidrat diyeti yapabilirsiniz. 

Ancak unutmamalısınız ki, her kişinin bünyesi ve uygulayacağı diyet tarzı farklıdır. Vücudunuzun hangi sebzelere, meyvelere, yiyeceklere tepki verip vermediğini hangi besinlerle diyet yapmanız gerektiğini ancak diyetisyen kontrolünde öğrenebilirsiniz, size en uygun diyeti bulmak için en yakın diyetisyene başvurmanızı öneririz.

</description>
<link>http://www.beslenme.gen.tr/Diyet/Karbonhidrat_diyeti.html</link>
</item>

<item>
<title>Lahana diyeti</title>
<category>Diyet</category>
<description>Bayanlar arasında lahana çorbası olarak anılan bu sebze çorbalı diyet, mucizevi bir biçimde bir haftada tam 8 kilo verdiriyor. Kimi diyetisyenler vücudun bu kadar kısa sürede kilo vermesine karşı çıksa da henüz hiçbir diyetisyen böylesine kısa sürede kilo verdiren bu diyetten kadınları alıkoyamıyor. Yalnız bu diyeti yaparken kendinizi çok fazla yormamalı, bol su içmeli ve ekstra vitamin almalısınız. 

Özel çorbanın tarifi gerekli malzemeler

Malzemeler: 6 adet soğan, kereviz, lahana, biber, domates, patlıcan, kabak, enginar, havuç, maydanoz vs. az tuz 

Nasıl yapılır peki bu çorba ?

Bütün sebzeleri ufak ufak doğradıktan sonra çorba olacak şekilde su ilave ederek düdüklü tencerede pişirin. Daha sonra dilerseniz blender'da ezerek krema kıvamına getirebilirsiniz.

1. gün
İstediğiniz kadar meyve (muz hariç) ve yukarı tarif ettiğimiz çorbamız.

2. gün
İstediğiniz kadar sebze (baklagiller hariç) ve yukarıdaki çorbamız.

3. gün
İstediğiniz kadar sebze, meyve ve lahana çorbamız.

4. gün
5 tane muz, 4 bardak süt ve çorbamız.

5. gün
300 gr. kırmızı et, veya beyaz et 3-4 adet domates ve çorbamız.

6. gün
İstediğiniz kadar yağsız kırmızı et, özel çorbamız.

7. gün
Esmer pirinç, istediğiniz kadar sebze, meyve suyu ve çorbamız.
 Bu kurallara ve tavsiyelere uyarsanız gayet başarılı bir sonuç elde edebilirsiniz. Ancak unutmamalısınız ki, her kişinin bünyesi ve uygulayacağı diyet tarzı farklıdır. Vücudunuzun hangi sebzelere, meyvelere, yiyeceklere tepki verip vermediğini hangi besinlerle diyet yapmanız gerektiğini ancak diyetisyen kontrolünde öğrenebilirsiniz, size en uygun diyeti bulmak için en yakın diyetisyene başvurmanızı öneririz.
</description>
<link>http://www.beslenme.gen.tr/Diyet/Lahana_diyeti.html</link>
</item>

<item>
<title>Zayıflama diyeti</title>
<category>Diyet</category>
<description>Yüksek protein ve çok düşük kalori içeren yiyeceklere yönelik ve bol su içmeye dayalı diyet, egzersizle desteklendiği takdirde hızlı kilo kaybına neden oluyor. Diyet sırasında açlık dayanılmaz hale geldiğinde aralarda küçük parçalar halinde ananas yenebilir, tüketilebilir.

Genel bir diyet zayıflama programı olarak diyetisyenler tarafından tercih edilmeyen bu düşük kalorili diyet tekrarlı olarak uygulanmamalıdır.

1.gün

Sabah : Bir kase yoğurt ve bir elma
Öğle : Izgara tavuk ve salata
Akşam : Kabak, kereviz sapı, havuç ve domates küçük parçalar halinde dilimlenir ve çok az zeytinyağında kızartılır, tofu (bir tür peynir) eklenerek bir porsiyon tüketilir.

2.gün

Sabah : Bir kase yoğurt ve bir elma
Öğle : Izgara tavuk ve salata
Akşam : Kabak, kereviz sapı, havuç ve domates küçük parçalar halinde dilimlenir ve çok az zeytinyağında kızartılır, tofu (bir tür peynir) eklenerek bir porsiyon tüketilir.

3.gün

Sabah : Bir kase yoğurt ve bir elma
Öğle : Izgara tavuk ve salata
Akşam : Kabak, kereviz sapı, havuç ve domates küçük parçalar halinde dilimlenir ve çok az zeytinyağında kızartılır, tofu (bir tür peynir) eklenerek bir porsiyon tüketilir.

Bu diyette günlük menü diyet süresince aynıdır. Bu kurallara ve tavsiyelere uyarsanız gayet başarılı bir sonuç elde edebilirsiniz. Ancak unutmamalısınız ki, her kişinin bünyesi ve uygulayacağı diyet tarzı farklıdır. Vücudunuzun hangi sebzelere, meyvelere, yiyeceklere tepki verip vermediğini hangi besinlerle diyet yapmanız gerektiğini ancak diyetisyen kontrolünde öğrenebilirsiniz, size en uygun diyeti bulmak için en yakın diyetisyene başvurmanızı öneririz.
</description>
<link>http://www.beslenme.gen.tr/Diyet/Zayiflama_diyeti.html</link>
</item>

<item>
<title>isveç diyeti</title>
<category>Diyet</category>
<description>Artık Türkiye'de İsveç deyince muhtemelen hemen hemen birçok insanın aklına İsveç diyeti geliyor. Avrupa'da çılgınca uygulanan İsveç Diyeti Türkiye'de ilk defa Aylin Livaneli'nin Milliyet Gazetesin'deki köşesinde duyuruldu. Böylelikle Türk halkı geniş kitleleri ardında sürükleyecek yeni ve etkili bir diyetle tanıştı. Diyeti uygulayan herkes iki haftada 7 ile 20 kilo arasında verebildiğini belirtti. Dahası diyetin en büyük özelliği metabolizmayı tamamen değiştirdiği için 2 yıl boyunca hiç kilo alınmamasını sağlaması. Ancak kişisel olarak edindiğim izlenim, benim bünyemde diyetin hiçbir işe yaramadığı oldu. Diyet süresince bütün kurallara uymama rağmen sadece 2 kilo olan kilo fazlalığımı 8. günün sonunda hiç veremediğimi görünce diyeti bıraktım. Yine de yakın tanıdıklarımda diyete ilişkin olumlu sonuçları bizzat gözlerimle gördüm. Şimdi karar sizin. Ancak unutmayın diyetin en önemli tarafı aşağıdaki kurallara uymak. Nedir bu kurallar ? Hemen açıklayalım...

Kurallar
1. Ayrıca çay, kahve ve meşrubat içilmemeli.
2. Günde 2 litre su içilmeli. 
3. Diyet 13 günden fazla sürdürülmemeli. 
4. Diyeti ancak 6. günde kesebilirsiniz. 
5. 3 aydan kısa bir sürede diyeti tekrarlamayın. 
6. Aynı gün içinde öğle ve akşam yemekleri yer değiştirilebilir. 


Bu diyeti uygularken size tavsiye edeceklerimiz ; 
1. Brokoli bulamazsanız karnıbahar yiyebilirsiniz. 
2. Kolesterolü yüksek olanlar yumurtanın akını yiyebilir. 
3. Ölçü ve miktar belirtilmeyen yiyecekleri abartmamak koşuluyla istediğiniz kadar yiyebilirsiniz. 
4. Diyet ağır gelirse 6. günde kesip 3 ay sonra 6 gün daha uygulamak mümkün. 


1. gün
Sabah: 1 fincan kahve, 1 kesme şeker
Öğle: 2 katı yumurta, 1 porsiyon haşlanmış ıspanak, 1 domates
Akşam: 1 biftek(200 gram,) zeytinyağlı ve limonlu yeşil salata

2. gün
Sabah: 1 fincan kahve, 1 kesme şeker
Öğle: 1 dilim salam, 100 gram yoğurt
Akşam: 1 biftek (200 gram), yeşil salata, 1 meyve

3. gün
Sabah: 1 fincan kahve, 1 kesme şeker, 1 dilim kızarmış ekmek
Öğle: Haşlanmış ıspanak, 1 domates, 1 meyve
Akşam: 2 katı yumurta, 1 dilim salam, yeşil salata

4. gün
Sabah: 1 fincan kahve, 1 kesme şeker, 1 dilim kızarmış ekmek
Öğle: 1 katı yumurta, 1 rendelenmiş havuç, 250 gram yağsız beyaz peynir
Akşam: 2 dilim portakalın suyu, 100 gram yoğurt

5. gün
Sabah: 1 büyük rendelenmis havuç (limonlu) 
Öğle: Haşlanmış yağsız balık (200 gram, limonlu ve tereyağlı) 
Akşam: 1 biftek (200 gram), salata ve brokoli

6. gün
Sabah: 1 fincan kahve, 1 kesme şeker
Öğle: 2 katı yumurta, 1 büyük rendelenmiş havuç
Akşam: Derisi alınmiş tavuk (200 gram), salata

7. gün
Sabah: Şekersiz çay
Öğle: Izgara et (200 gram), taze meyve
Akşam: Hiçbir şey

8. gün
Sabah: 1 fincan kahve, 1 kesme seker
Öğle: 2 katı yumurta, 1 porsiyon haslanmış ıspanak, 1 domates
Akşam: 1 biftek(200 gram), zeytinyaglı ve limonlu yeşil salata

9. gün
Sabah: 1 fincan kahve, 1 kesme şeker
Öğle: 1 dilim salam, 100 gram yoğurt
Akşam: 1 biftek (200 gram), yeşil salata, 1 meyve

10. gün
Sabah: 1 fincan kahve, 1 kesme şeker, 1 dilim kızarmış ekmek
Öğle: Haşlanmış ıspanak, 1 domates, 1 meyve
Akşam: 2 katı yumurta, 1 dilim salam, yeşil salata

11. gün
Sabah: 1 fincan kahve, 1 kesme şeker, 1 dilim kızarmış ekmek
Öğle: 1 katı yumurta, 1 rendelenmiş havuç, 250 gram yağsız beyaz peynir
Aşam: 2 dilim portakalın suyu, 100 gram yoğurt

12. gün
Sabah: 1 büyük rendelenmis havuç (limonlu) 
Öğle: Haşlanmış yağsız balık (200 gram, limonlu ve tereyağlı) 
Akşam: 1 biftek (200 gram), salata ve brokoli

13. gün
Sabah: 1 fincan kahve, 1 kesme şeker
Öğle: 2 katı yumurta, 1 büyük rendelenmiş havuç
Akşam: Derisi alınmiş tavuk (200 gram), salata

Bu kurallara ve tavsiyelere uyarsanız gayet başarılı bir sonuç elde edebilirsiniz. Ancak unutmamalısınız ki, her kişinin bünyesi ve uygulayacağı diyet tarzı farklıdır. Vücudunuzun hangi sebzelere, meyvelere, yiyeceklere tepki verip vermediğini hangi besinlerle diyet yapmanız gerektiğini ancak diyetisyen kontrolünde öğrenebilirsiniz, size en uygun diyeti bulmak için en yakın diyetisyene başvurmanızı öneririz.

</description>
<link>http://www.beslenme.gen.tr/Diyet/isvec_diyeti.html</link>
</item>

<item>
<title>Çocuklarda iştahsızlık</title>
<category>Cocuklarda_beslenme</category>
<description>Anneler kendi kendilerine yorum yaparak, komşu çocukları ile kıyaslayarak kendi çocuğunun quot;iştahsız ve zayıfquot; olduğuna karar verip doktorlardan yardım ister. Veya çevresinde dedikodu yapar. Toplumlarda bu çocukların şişman olması annelere gurur verir. Zayıf olan ya da zayıf olduğu sanılan çocuk suçlu duruma düşer ve quot;iştahsızlıkquot; şikayeti ile doktora götürülür.

lt;img src=quot;images/istahsiz.jpgquot; alt=quot;iştahsızlık, iştahsızquot; /gt;

İştah, severek ve isteyerek gerektiği kadar besin yemektir. Açlık duygusu ise; vücut için gerekli enerjiyi sağlamaya yönelik biyolojik bir reaksiyondur. İştahsız çocuklar, severek ve isteyerek yemek yemezler. Bazıları yemeğe oturmak bile istemezler. Bazılarıda, 1-2 lokma yedikten sonra yemekten vazgeçerler. Zorla yedirilirse de kusarlar. Yani quot;yarı aç, yarı tokquot; yaşarlar. İştahsızlık yarı açlık olduğuna göre; zayıflık, boy kısalığı, gelişme geriliği gibi sendromlarıda birlikte getirirler, doğal olarak büyüme ve gelişmeyi engeller. Kısa süreli iştahsızlık fazla bir belirti vermeyebilir. Ancak 10-15 gün ya da daha uzun süren iştahsızlıklar da belirgin gelişme geriliği bulguları görülecektir. İştahsızlıklar quot;gerçek ve gerçek dışıquot; olarak sınıflandırılabilir.

Çocuklar açtır. Fizyolojik ya da psikolojik etkenler nedeni ile yemek yemekte, iştahsızlık sanısını yaratmaktadır. Bazende çocuk iştahsız değildir. Annenin uyguladığı yöntemler ve çevrenin etkisi ile çocuk iştahsızmış gibi bir izlenim yaratabilir.

Çocuk beslenme zamanı gelince açlık duygusu nedeni ile açlığını gidermek için ağlar. Mama veya meme verilince iştahla başlar, sonra bırakır ve tekrar ağlamaya başlar. En az 3-4 saat aç kaldığı halde bir süt çocuğun mamayı geri çevirmesi, fizyolojik ya da fizyopatalojik bir olayla ilgili olarak kabul edilebilir. Fizyolojik iştahsızlıkların nedenleri arasında, yenidoğan döneminde şekerli su içirilmesi, kaşıkla beslenmeye alıştırılmamış olması, burnunun tıkalı olması, mamaların değiştirilmiş olması söylenebilir. Ayrıca sıcak havalarda, kapalı yerlerde ve hareketsiz kalan çocuklarda görülen iştahsızlıklar fizyolojik olabilir. Annelerin yanıldığı iştahsızlıklarlada karşılaşılabilir. Örneğin çocukların iştahsızlığı gerçek değildir. Annelerin yanlış değerlendirmelerinden kaynaklanmaktadır. Çocuğun davranışları normaldir.

Normal olarak -12 aylar ve 1-2 yaş arasındaki çocuklar da arasıra iştah azalması görülebilir. Ancak bunu anne bilmez ve telaş panik halini alır. Çocuklar bazı dönemlerde iştahlı yemek yemezler. Fazla önem verilmemeli fakat gözlenmelidir. Bu durum devam ederse en yakın sağlık kuruluşunda ki çocuk doktorlarıyla bire bir görüşülmelidir.
</description>
<link>http://www.beslenme.gen.tr/Cocuklarda_beslenme/Cocuklarda_istahsizlik.html</link>
</item>

<item>
<title>Beslenme problemleri</title>
<category>Cocuklarda_beslenme</category>
<description>6-12 aylık dönemde çocuğu katı-pütürlü gıdalara alıştırmalıdır. Aksi halde sonraki yaşlarda süt kıvamında olmayan pütürlü besinleri alması hem zorlaşır, hem güçleşir.

lt;img src=quot;images/ana-sutu.jpgquot; alt=quot;ana, ana sütü, emzirmequot; /gt;

Yapay beslenmeler de yiyecekler sadece kaşıkla değil arasıra biberonlada verilmelidir. Biberon kullanılmazsa daha sonra quot;parmak emmequot; olayı ortaya çıkabilir. Bazı süt çocuklarının emmeye karşı büyük tutkuları vardır. Bu yüzden katı besinleri, ek mamaları almak istemezler. Bu sorunu halletmek için bu çocuklara biraz biberon, sonra katı besin ve tekrar biberon vererek zorlamadan bir uzlaşma yolu bulunmalı ve katı besinlere alışması sağlanmalıdır.

0-1 yaş döneminde çocuğa sürekli aynı tattaki besinlerin verilmesi ileride  hep aynı tür besinleri yemek istemesine ve yemek seçmesine neden olmaktadır. Genellikle yemek saatlerinde aile fertleri arasında yaratılan kötü ortam çocuğun bu saatleri korku ile beklemesi ve iştahının azalmasına neden olabilmektedir.

Çocuk yemeğini kendisi yemek isteyebilir. Yemek yerken büyükler kadar becerikli olmadı için üstüne, başına etrafına döker. Bunu sorun yapmak yerine dökmesini önlemek için koruyucu önlük ve örtü kullanılması bu sorunu ortadan kaldırır. Çocuğunuzun yemeğini kendi yemesine izin vermez iseniz, yemeğini yemeyebilir, psikolojik olarak iştahsızlık durumu gelişebilir.
</description>
<link>http://www.beslenme.gen.tr/Cocuklarda_beslenme/Beslenme_problemleri.html</link>
</item>

<item>
<title>Beslenme alışkanlıkları</title>
<category>Cocuklarda_beslenme</category>
<description>Beslenme alışkanlıkları çocuklarda bu dönemde en önemli nokta çocuğun süt dışındaki besinleri yemeye alıştırılmasıdır. Bu gıdalar onun hoşlanacağı şekerleme, pasta, kurabiye ve bisküvi değil esas öğünlerdeki alması gerekli besinler olmalıdır. Çünkü bebeğin yeterli ve dengeli beslenmesi, büyüme ve gelişmesi buna bağlıdır. Öğünlerde sadece tatlı kolay yenen gıdaları alması öğünlerdeki gerekli besinleri almasını engellediği gibi ayrıca diş çürümelerine de neden olmaktadır.

lt;img src=quot;images/biberon-cocuk.jpgquot; alt=quot;süt çocukları, beslenmequot; /gt;

Süt çocukları aldıkları gıdaların tadını ve yumuşak sert, acı, ekşi oluşunu öğrenmeli ve alıştırmalıdır. Bu çocuklar kaşıkla beslenmeye, bardaktan su içmeye ve besinleri çiğneyerek yutmaya alıştırılmalıdır. Süt çocukların da bebeklerde beslenme alışkanlıklarının önemi çok özel bir yere sahiptir. Yanlış beslenme alışkanlığı kazandırılması ve çocuğun malnütrüsyon dediğimiz yeteriz ve dengesiz olarak beslenmesine neden olabilir.

Anneler beslenmeyi karın doyurma olarak algılayıp quot;yesinde nasıl yerse yesinquot; düşüncesi ile hareket ederlerse çocuklar genellikle tek tip beslenmeye alışmakta veya besin değeri düşük tek taraflı olarak beslenmektedirler. Bunun sonucu hem büyüme ve gelişmeyi etkiler, hem de ileride ciddi sağlık sorunlarına yol açabilir.

Onun için çocuklara ek besinlerin zamanında verilerek alıştırılmaması ondan sonraki yaşlarda süt kıvamında olmayan pütürlü besinleri almasını güçleştirmektedir. Çocukların bazı besinlere alışamamasının bir diğer nedeni de ailelerin çocuk beslenmesi ve beslenme konusundaki yanlış ve basit inançları, sosyal adetleridir.

Kaşıkla beslenen süt çocuğunda quot;dil ile itme refleksiquot; vardır. Ağızlarına dokunan kaşığı dileri ile iterler. İlk kez verilen su ve süt gibi çok sulu besinleri ağızlarında dolaştırırlar ve dışarıya doğru iterler ve çıkarırlar. Çoğu zaman ilk denemeler başarısızlıkla sonuçlanır. Şekerli süte alıştırmak daha kolaydır. Erken yaşlarda başlayarak alıştırmak gereklidir. Bunun için bebek annesinin kucağında ve başı biraz yukarıda olacak şekilde, su ya da meyve suyu, kaşıkla verilerek ilk adım atılmalı ve başlangıç yapılmalıdır. Alıştırıldıktan sonra daha koyu olan muhallebi tarzında besinleri alması kolaylaşmış olur.

Çocuğunuz büyüdükçe  doğal beslenen anne memesini, yapay beslenenler biberonlarını tutmak isterler. Tabaklarını kaşıklarını tutarlar. 6 ila 8 aylarda kaşığı ve bazende ellerini tabağa daldırırlar. Bu fena bir alışkanlık değildir. Kendi kendini beslenmeye yöneltmektedirler. Çocuklar 5-6 aydan itibaren bardaktan su içmek isterler. Buna alışmaları için sevdikleri meyvesuları ya da suyu küçük fincanlarla vermek onları cesaretlendirir. İlk deneyimlerinde öksürebilir ve devam etmek istemezlersede daha sonra rahatlıkla yatabilirler.

Hayatın 6. ayına kadar, besinleri yutmaya alışmıştır. Sulu ve yumuşak besinler verilmesi sürdürülürse, dişleri çıktıktan sonra da çiğnemek istemezler. 6.aylıktan başlayarak dişleri çıkmaya başlar. Diş etlerindeki kaşınma nedeniyle eline geçen herşeyi ısırmaya çalışır. Bu dönemde eline bisküvi ya da ekmek kabuğu verilerek çiğnemeye yutmaya alıştırılması önerilebilir. Ancak bu sırada çocuk yalnız bırakılmamalıdır. Çocuk tıkanır, nefes alamaz veya boğulma riskiyle karşı karşıya olabilir. Isırmaya alıştığı zaman oyuncaklarını, kendi elini hatta anne memesini ısırabilir. Bu durumda annenin şiddetli tepkisi çocuğun memeyi bırakmasına neden olabilir. Annelerin iç güdüsel ya da bilinçli hoş görüşü sayesinde arada bir çıkan tartışmaya rağmen emzirme iyi gider.

Süt çocukları 9-12 aylar arasında, kucakta beslenme yerine ailesi ile birlikte masada yemek yemeyi arzular, ve ister. Türk toplumunda çocuklar annelerinin kucağında sofraya oturtulur. 9-10 aylık olunca kendi başına oturur kaşıkla oynamaya başlar, döker, saçar kendi kendine neşeli bir ortam geliştirir. Elbisesini veya çevreyi kirletir. Sofra özlemi ve başarılı bir beslenme alışkanlığı kazanacağı düşünülerek anlayışlı davranmak gerekir. Yemeklerde oynamasına tatlılıkla engel olunursa, yemek yemenin önemini kavrayacak ve zamanla daha uyumlu davranacaktır. Zorla yedirmek yerine sofradan kaldırmak psikolojik iştahsızlık gelişmesini önlemek yönünden daha yararlı olur.

</description>
<link>http://www.beslenme.gen.tr/Cocuklarda_beslenme/Beslenme_aliskanliklari.html</link>
</item>

<item>
<title>Besinlere alıştırma</title>
<category>Bebeklerde_beslenme</category>
<description>0-6 aylık bebeklerin, sadece anne sütü ile beslenmesine quot;doğal beslenmequot; dendiğini öteki sayfalarımızda da sık sık tekrar etmiştik. Doğal beslenme ilk 4-6 aylık bebekler için en iyi beslenme şeklidir.

lt;img src=quot;images/ana-sutu.jpgquot; alt=quot;anne, anne sütüquot; /gt;

6 aydan büyük bebeklerde anne sütü tek başına yeterli olmaz. Bu nedenle diyete daha katı besinleri eklemek gerekir. Bu aylarda ek besinlere başlanmasının bir diğer nedeni bebeği çeşitli besinlerin tadına alıştırmaktır. Ek besinlere bebeğin kilo alma durumuna göre 4-6 aylar arasında başlanması sağlanmalıdır. Başlangıçta anne sütünü tamamlayıcı olarak verilen bu besinler, 9-12 aylarda esas besin olarak bebeğin beslenmesinde yer alır.

Anneye ek besinleri; teker teker ve az miktarlarda (1-2 çay kaşığı) başlaması, her gün miktarı arttırması, yeni bir ek besini 1-2 hafa ara ile eklemesi, kaşık ve bardak ile vermesi söylenmelidir. İlk başlanacak ek besinler elma veya şeftali suyu ve püresi ve yoğurttur. Bunları izleyerek diyete sebzeler, diğer meyve suları, yumurta, etler eklenir. Sebze ve ezmeleri ve çorbaları her gün taze olarak pişirilir. İçine un ve yağ da eklenerek, zenginleştirilir. İlk verilen besini çocuk almaz ya da allerjik reaksiyon gözlenirse bırakılmalı ve 15-20 gün sonra tekrar denenmelidir.</description>
<link>http://www.beslenme.gen.tr/Bebeklerde_beslenme/Besinlere_alistirma.html</link>
</item>

<item>
<title>Besin hazırlama</title>
<category>Bebeklerde_beslenme</category>
<description>Tamamlayıcı besinlerin hazırlanmasına bazı besinlerle örnek vericek olursak ; 

Yoğurt : Yoğurt yapmak için pastörize edilmiş ve kaynatılmış süt 40 ila 45 dereceye getirilir. Daha sonra Bir kg süte, 1 yemek kaşığı yoğurt ezilerek ilave edilir. Sütün üzeri kapatılarak, kalın bir örtü ile sarılır veya ılık bir yerde 5-6 saat mayalandırılır. Bebeklere her gün taze yoğurt verilmelidir.

lt;img src=quot;images/besin-beslenme.jpgquot; alt=quot;besin, beslenmequot; /gt;

Meyve suyu ve ezmesi ( püre ) : Elma, şeftali, armut, portakal, muz, mandalina gibi önemli meyveler çocuklar için uygun meyvelerdir. Önce meyveler yıkanır, kabukları soyulur, cam rendede rendelenir, süzülerek meyve suyu elde edilir. Bebeklere dördüncü aydan itibaren meyve ezmeleri şeklinde verilebilir.

Muhallebi : 1 büyük su bardağı ( 250 ml ) süte, 2 tatlı kaşığı silme pirinç unu karıştırılır ve 10 dakika pişirilir. İçine 1 yemek kaşığı pekmez veya şeker konup altı kapatılır.

Tarhana ise : Baharatsız yapılan tarhaba çorbası da 4.aydan itibaren bebeklere ve çocuklara verilebilir. Bir silme yemek kaşığı tarhana, 1 bardak su ile karıştırılıp kaynatılır, ılık olarak çocuğa verilir.

Mercimek çorbası : 1/8 su bardağı mercimek, 1/8 su bardağı bulgur veya pirin., 1/2 tatlı kaşığı bitkisel sıvı yağ, kırmızı mercimek, bulgur ve havuç 1/2 su bardağı su ile yumuşayıncaya kadar pişirilir. Pişme suyu dökülmez. Tahta kaşıkla ezilerek keygirden geçirilir. Kıvamı koyu olursa su ilave edilebilir. Yağ konur 4.aydan itibaren bir tatlı kaşığı ile başlamak suretiyle 7 aylıktan itibaren günde 3-4 yemek kaşığı verilebilir. Mercimek sebze çorbası içine konarak da pişirebilir.

Yumurta : Tencereye su içine yumurta yıkanıp konur. Kaynama derecesindeki suda 10 dakika pişirilir. Kabuğu soyulup akı beyazı yani ayırılarak sarısı verilir. Sarısı ya sütle ezilerek veya bir başka besine katmadan sadece ezilip sebze çorbasıyla karıştırılarak çocuğa verilir. Yedi aydan sonra akı ile birlikte verilir.</description>
<link>http://www.beslenme.gen.tr/Bebeklerde_beslenme/Besin_hazirlama.html</link>
</item>

<item>
<title>Kuru baklagiller</title>
<category>Beslenme</category>
<description>Maddi durumu iyi olmayan ve et, yumurta alamayan aileler, çocuklarına kuru baklagillerden yapılmış yiyeceklerden verebilir. Kırmızı veya kabuksuz sarı mrecimek iyi pişirildiği takdirde bir bebek için protein kaynağı olabilir. Nohut, fasülye gibi proteinden zengin kurubaklagillerin dış zarlarını ayırıp iyice pişirirek verilmelidir.

lt;img src=quot;images/kuru-baklagil.jpgquot; alt=quot;kuru baklagilquot; /gt;

Besin olarak kullnılan kuru baklagillere örnek verecek olursak bazıları şunlardır; nohut, mercimek, bakla, fasülye, börülce, bezelye ve soya fasülyesidir. Bunların içinde en verimli ürteilenleri protein bakımından daha zengin olanları soya fasülyesi, nohut ve mercimektir. Kuru baklagiller, olgunlaşmış tohumlar olduklarından esas bileşimleri karbonhidrat ve proteinlerdir. İçerdikleri yağlar doymamış yağ asitlerinden oluşmuştur. En yağlısı soya fasülyesidir.

Et ve yumurta bulunmadığı zaman, kuru baklagiller yenilerek protein gereksinmesi karşılanabilir. Yalnız kuru baklagillerin protein kalitesi düşüktür. Biyolojik değeri en üstün olanı ve protein bakımından zengin olanı soya fasülyesidir ki bunu sporcu beslenmesinde de kullanan bir çok insan var. Kuru baklagillerin proteinin düşük kaliteli olmasının nedeni ise, kükürtlü aminoasitlerin sınırlı oluşu ve sindirilme güçlüğüdür. Bu nedenle kuru baklagiller tahıllarla karıştırılarak pişirilir. Bu karışımın biyolojik değeri %70'e kadar yükselebilmektedir.

Kuru baklagiller, kalsiyum ve demir yönünden de zengindir. Ayrıca vitaminler bölümümüzde b12 vitamini açıklamıştık. Bunun dışında soya fasülyesinde V vitaminlerinde bol miktarda vardır, b12 vitamini ve çeşitleri yeticek miktarda bulunmaktadır.

Kuru baklagillerden soya fasülyesi yağ elde etmek için kullanılmaktadır. Nohut leblebi olarak, yemek olarak, diğer besinlerle kullanılır. Mercimek, nohut ve fasülyeden etli yahniler güveçler ve zeytin yağlı plaki ve piyazlar yapılabilir.

Baklagilleri ısıtırken pişirmeden önce suda 8 ile 9 saat arası ıslatırız. Sıcak su kullanılırsa bu süre 4-5 saate inebilir. Baklagillerin dış zarlarını çıkarmamız ilk aşamada yaptığımız ıslatma işleminden daha sonra kolayca çıkacaktır. Gaz'a neden olan bu kabukları, zarları çıkarıyoruz. Pişirme esnasında su kullanılır genelde ve bu su atılmaz ise besin kaybı çok az miktarda gerçekleşir. Kaynatılan su atılırsa B vitamini kaybolur. Lezzet ve damak zevkinize göre pişirilen kuru baklagiller pilavlara, çorbalara eklendiği gibi, salça, soğan ve yağ konularak çeşitli yemekler yapılabilir. Etle pişirileceği zaman ıslanmış baklagiller etle birlikte soğan salça eklenerek pişirilir. Kurubaklagiller C vitamini kaynakları (taze soğan salata) ile birlikte yenilirse demirin etkisi yükselir.

</description>
<link>http://www.beslenme.gen.tr/Beslenme/Kuru_baklagiller.html</link>
</item>

<item>
<title>Et ve bebek</title>
<category>Bebeklerde_beslenme</category>
<description>Kıyma; hafif ateşte kendi verdiği suyunu çekene kadar ısıtılıp daha sonra hazırlamış olduğunuz sebze çorbası veya diğer çorbaların içine katılarak bebeğinize verebilirsiniz. Kıyma, en uygun et verme şeklidir. Kıyma kavrulup soğutucuda saklanır, çorba hazırlanırken kıymadan eklenir.

lt;img src=quot;images/et-sut-balik.jpgquot; alt=quot;et, süt, balıkquot; /gt;

Köfte olarak iki kere çekilmiş olan bir kıyma, az miktarda bayat ekmek içi ve az tuzla iyice yoğrulur. Köfteler, dibi yağlanmış kalın bir tavada kapalı olarak pişirilir. Teflon tavalar sağlık açısından pek doğru bulunmadığı için teflon olmayan tava tercih etmeniz sizin ve bebeğiniz için daha sağlık olacaktır. Normal büyüklükteki bir köfte içinde 30 gram kadar et vardır. İlk başlarken 1 köfte verilir. Bu miktarı gittikçe arttırabilirsiniz.

Tavuk beyaz ete gelicek olursak, tavuk eti, balık eti, karaciğer gibi proteinden zengin gıdalar kullanılacağı zaman tavuk eti kemiklerinden, balık kılcığından iyice ayrılmalı ve ezilerek sebze çorbası veya diğer çorbalara katılarak bebeğe verilmelidir. Et suyu sanıldığı gibi besleyici değildir, etin kendisi ezilerek verilmelidir.

Beyin fosfolipid ve glikolipidlerden zengindir. Çocuğun beyin gelişimi için gerekli bütün maddeleri içerir. 6 aylıktan sonra alıştırılarak haftada 2-3 kez verilebilir. Beyin zarlarından ayırılarak haşlanır. Çorba ve pürelerin içine konularak verilebilir.

Karaciğer tüm vitamin ve minerallerin depo edildiği bir organ olması ve tüm ekzojen aminoasitleri içermesiyle, çocuk beslenmesinde en önemli bir besindir. 8-9 aylık süt çocuklarına haşlandıktan sonra ezilerek haftada 2 kez verilebilir. Her gün yumurta, karaciğer ve köfteden biri yer değiştirilerek verilebilir.

Yapay beslenen çocukların çorbalarının içine kıyma yerine konularak 4-5 aylıkken verilebilir.

</description>
<link>http://www.beslenme.gen.tr/Bebeklerde_beslenme/Et_ve_bebek.html</link>
</item>

<item>
<title>Muhallebi tarifi ve bebek muhallebisi</title>
<category>Bebeklerde_beslenme</category>
<description>Muhallebi bebeğin ayına göre süt sulandırılarak veya tam sütlü olarak hazırlanır. 1 büyük su bardağı (250 ml) süte, 2 tatlı kaşığı silme pirinç unu karıştırılıp 10 dakika pişirilir. Kıvama gelince içine 1 yemek kaşığı pekmez veya şeker ilave edilir ve ateşten indirilir. Muhallebiye soğuduktan sonra meyve püresi eklenebilir tercihe göre. Devamlı kabız problemi çeken bebeklere yulaf unu ile muhallebi yapmanızı öneririz.

lt;img src=quot;images/muhallebi.jpgquot; alt=quot;muhallebi, sütlaçquot; /gt;

Muhallebi ve diğer sütlü tatlılara şekerin ateşten inceğine yakın eklenmesi ile tatlıların protein değerleri azalmamış olur.
Sütlaç için, pirinç ayıklanıp yıkandıktan sonra 3 katı suyla suyunu çekinceye kadar iyice pişirilir. Kaynarken oluşacak koyu renkli köpükler alınır. Süt eklenip 6-7 dakika tekrar hafif kısık ateşte pişirilmeye devam edilir. İndirmeye yakın şeker ya da vanilya yada limon kabuğu rendesi eklenip bir kere karıştırıldıktan sonra ateşten indirilir. 3-4 dakika beklenir daha sonra suyu ve taneleri eşit olarak kaselere boşaltılır. Üzerine damak zevkinize göre veya bebeğinizin damak zevkini çözmüş iseniz, tarçın yada ceviz içi, fındık, fıstık konulabilir. Ceviz içi, fındık ve fıstık kullanırken dövülmeli ve bir kağıt havlu ile yağı alınmalıdır. Aksi halde yapmış olduğumuz sütlaç ya da muhallebimizi karartabilir.

</description>
<link>http://www.beslenme.gen.tr/Bebeklerde_beslenme/Muhallebi_tarifi_ve_bebek_muhallebisi.html</link>
</item>

<item>
<title>Bebek yoğurt</title>
<category>Bebeklerde_beslenme</category>
<description>Özellikle yaz aylarında sütü saklamak için baş vurulan bir besin saklama yöntemidir. Köy yaşantılarında sütü saklamak daha da güç olabilir. Bu nedenle sütten hemen yoğurt yapılır. 

lt;img src=quot;images/yogurt.gifquot; alt=quot;yoğurt, yogurtquot; /gt;

Eğer yoğurt uygun koşullarda yapılmışsa patojen mikroplar çoğalmazlar ve yoğurt bozdolabı dışında bozulmadan saklanabilir. Yoğurt iyice çırpılarak, süt gibi sulandırılıp şeker ve yağ eklenerek bebeğe verilebilir. Sidirilmesi süte göre daha kolaydır. Özellikle allerjik isallerden korunmak için günümüzde kullanılmaktadır.

Yoğurt yapmak için süt iyice kaynatılır. Sıcaklık el dayanır dereceye yani ortalama olarak 40 ile 45 dereceye gelince, bir litre süt için bir yemek kaşığı, yoğurt önce ezilir sonra süte eklenir. Üzeri bir tülbentle veya havlu veya ulama gibi vb. ile kapatılır. Bu işlem onun sulanmasını önler. Hava soğuksa üzerine kalın bir yünlü kumaş örtülebilir veya battaniye. Aynı sıcaklıkta 5-6 saat kalarak mayalanması sağlanır. Yaklaşık olarak altı yedi saat sonra üstü açılır. Üzerini örttükten sonra ve açtıktan sonra 12 saat geçinceye kadar kaşık veya herhangi bir cisim batırılmaz

Yapay beslenen 1- aylık bebeklere verilmek için 1 çay fincanı süte bir çay kaşığı maya (yoğurt) ilave edilerek elde edilen sulu yoğurt 1,5 - 2 saatte açılıp tatlandırılarak yedirilebilir. Yoğurdun yeşilimsi suyu atılırsa vitamin değeri azalır. Yoğurt torbaya koyularak süzülürse de aynı kayıp söz konusudur.

</description>
<link>http://www.beslenme.gen.tr/Bebeklerde_beslenme/Bebek_yogurt.html</link>
</item>

<item>
<title>Tarhana çorbası</title>
<category>Bebeklerde_beslenme</category>
<description>Önceden ıslatmış olduğumuz un tarhanası, karıştırılarak pişirilir ve içine suda kavrulmuş kıyma ve dövülmüş ceviz konularak yedirilir.
Not : 4 aylıktan sonraki çocuğa verilebilir.

Bu çorbalar diğer aile fertleri içinde kullanılabilir ve hem zamandan hem bütçelerden tasarruf etmiş olursunuz. Ayrıca çok yararlı ve şifalı bir çorbadır.

</description>
<link>http://www.beslenme.gen.tr/Bebeklerde_beslenme/Tarhana_corbasi.html</link>
</item>

<item>
<title>Yoğurtlu çorba</title>
<category>Bebeklerde_beslenme</category>
<description>Dövülmüş buğday özümleninceye kaydar kaynatılır. Diğer tarafta daha önce haşlanmış ve kabukları çıkarılarak ezilmiş olan nohutları içine ilave edilir. Bir kapta ise yumurta sarısı 2-3 kaşık ekşi olmayan yoğurt iyice çırpılır ve pişmekte olan nohut ve yarma yani buğday eklenir.

İyice karıştırılır. Ateşten indirinceye kadar yoğurtlu çorbamıza tuz ilave etmiyoruz. İndirdikten sonra içine biraz tuz ve dövülmiş nane konur. Protein ve mineral ve enerjiden zengin bir besin hazırlanmış olur. Bebeğinize ve çocuğunuza servis yapabilirsiniz.

</description>
<link>http://www.beslenme.gen.tr/Bebeklerde_beslenme/Yogurtlu_corba.html</link>
</item>

<item>
<title>Bebekler için mercimek çorbası</title>
<category>Bebeklerde_beslenme</category>
<description>Kırmızı ya da sarı mercimekten 1-2 kaşık ayıklanıp yıkıyoruz. Daha sonra az su ile yumuşayıncaya kadar pişiriyoruz. Üzerine çıkan köpükleri alıp döküyoruz. Yumuşayında 1 yemek kaşığı unun çeyreği kadar un bir tatlı kaşığı sıvı yağda sararıncaya kadar çeviriyoruz ve pişen mercimeğe ekliyoruz.

Sıvı yağda çevirirken yanmamasına özen ve dikkat ediyoruz. İçine ince rendelenmiş havuç ve bir tatlı kaşığı bulgur ya da pirinç isteğe bağlı olarak konulabilir ve bebeğinize servis yapabilirsiniz.

</description>
<link>http://www.beslenme.gen.tr/Bebeklerde_beslenme/Bebekler_icin_mercimek_corbasi.html</link>
</item>

<item>
<title>Bebekler için sebze çorbası</title>
<category>Bebeklerde_beslenme</category>
<description>Yıkanmış bir patates, bir havuç orta boy, 2-3 tane fasülye ve bir küçük kabak, 2-3 yaprak yeşil sebze ayıklayın ve daha sonra yıkayın yaprakları. Doğrayın ve kaynanamakta olan sıcak suyun içine atın. Yumuşayıncaya kadar pişirin. Daha sonra tahta kaşıkla ezin ve süzgeçten geçirin.

İçine 1 veya 2 çay kaşığı yağ ekleyin ve ılıkken çocuğa verin. Kışın sarı kabakta konulabilir sebze çorbasına, yalnız gaz yapıcı sebzelerden kaçının, turp lahana vb. gibi.

</description>
<link>http://www.beslenme.gen.tr/Bebeklerde_beslenme/Bebekler_icin_sebze_corbasi.html</link>
</item>

<item>
<title>Patates püresi</title>
<category>Cocuklarda_beslenme</category>
<description>Bir orta boy patates, kabuğu ile haşlandıktan sonra soyulur ve ezilir. 2 - 3 dövülmüş bisküvi ile karıştırılarak tam sütle 150'ml'ye tamamlanır. Çocuk tatlı seviyorsa %5-6 oranlarında şeker ya da meyve suyu eklenebilir.

Yapay beslenen süt çocuklarına 3-4 aylık oldukları zaman verilmeye başlanır. Bisküvi yerine tatlı kaşığı un pembeleşinceye kadar kavurup konulabilir.

</description>
<link>http://www.beslenme.gen.tr/Cocuklarda_beslenme/Patates_puresi.html</link>
</item>

<item>
<title>Sebze püresi</title>
<category>Bebeklerde_beslenme</category>
<description>Çocuklara sebzelerin verilmes ile besinsel değeri yanında, tuzluya, pürtüklüye ve koyu besinlere alışması amaçlanmaktadır.

Sulu sebze püresi : Çocuğa sebze çorbası bir hafta verildikten sonra sulu sebze püresine geçilir. Sebze çorbası pişirir gibi hazırlanır. Pişmiş olan patates, havuç ve diğer sebzeler ezilerek püre durumuna getirilr. İçindeki lifler ayrılır. 1 mama kaşığı irmik konularak tekrar pişirilir ve çorba kıvamına getirilir. Bir hafta süreyle bir öğün olarak yedirilir.

Karışık sebze püresi : Sebze çorbasına ve sulu sebze püresine alışmış olan 3,5 - 4 aylık yapay beslenen süt çocuğuna bir öğün olarak verilir. 4 su bardağı su veya et suyu, bir miktar tuz çok az olmasında fayda var. 2 havuç, 1 patates, 1 tatlı kaşığı pirinç ve pişirilir. Her gün mevsimlik sebzelerden birisi eklenir. Örnek vericek olursak 2.ci gün 3 yaprak ıspanak, 3.cü gün 3 yaprak marul, 3 sap maydanoz, 4.cü gün bunlara kabak veya domates eklemek gibi bir yöntemle hazırlanabilir. Tel süzgeçten ya da ezme makinesinden geçirilerek elde edilen karışıma 1 tatlı kaşığı irmik konarak yeniden 5 dakika pişirilir. Su ya da et suyu ile çocuğun alabileceği kıvamda sulandırılarak bir öğün yedirilir. Çocuk sindirebiliyorsa, bir tatlı kaşığı margarin ya da tereyağı da konulabilir. Bu pürenin içine s ile pişirilmiş dana kıymasından 1 tatlı kaşığı koyularak yedirebilir.

Sebze püresine kışın sarı kabakta konulabilir. Lahana, turp gibi gaz yapıcı sebzeler dışındaki mevsimlik sebzeler kullanılabilir. Ayrıca kırmızı mercimek, zarları ayrılmış nohut veya bulgur eklenebilir. Ailede pişen sebze yemeklerinin aşırı acılı baharatlı olmayanlarından ezilerek sebze çorba ya da püresine ilave edilir.

</description>
<link>http://www.beslenme.gen.tr/Bebeklerde_beslenme/Sebze_puresi.html</link>
</item>

<item>
<title>Üzüm ve bebek beslenmesi</title>
<category>Bebeklerde_beslenme</category>
<description>Ülkemizin her yerinde ama daha çok Ege ve Marmara bölgesinde yetiştirilir. Çeşitli türleri vardır. Yıkanması ve temizlenmesi güç olduğu için çocuk beslenmesinde pek fazla kullanılmamaktadır. 

lt;img src=quot;images/uzum-diyet.jpgquot; alt=quot;üzümquot; /gt;

Üzümde % 77 oranında su % 9.6 azotlu maddeler, % 18 karbonhidrat (önemli bir bölümü ise früktoz olarak) bulunur. C, A, ve B kompleks vitaminleri vardır. Mineral olarak içinde; K, Na, Ca, Mn, Mg oksit ve demir oksit içermektedir. % 90 - 100 kcal değeri vardır. Çocuklara 7 - 8 aydan itibaren çekirdeksiz, tatlı küçük üzümler verilebilir. Kendi kendine yemesi istenir.

</description>
<link>http://www.beslenme.gen.tr/Bebeklerde_beslenme/Uzum_ve_bebek_beslenmesi.html</link>
</item>

<item>
<title>Şeftali bebek beslenmesi</title>
<category>Bebeklerde_beslenme</category>
<description>Ülkemizde çok yetişen bir meyvedir. Elma, muz ve havucun az bulunduğu yaz aylarında yetişmesi nedeniyle bir boşluğu doldurur. Çocuk beslenmesinde taze olarak suyu ve püresi kullanılır.

Olgun bi şeftalide % 0 su, % 7 protein, % 8,5 şeker ve çok miktarda C ve A vitaminleri ile B kompleks vitaminleri bulunur. Mineral içeriği diğer meyveler gibidir. Hazırlanan suyu da püresi de hemen yenilmelidir.

lt;img src=quot;images/seftali.jpgquot; alt=quot;şeftaliquot; /gt;

Şeftali suyu : Olgun bir şeftali seçilir. Yıkanıp kabuğu soyulduktan sonra çekirdeği çıkarılır. Tel süzgeçten geçirilirse quot;şeftali püresiquot;, tülbentten süzülürse quot;şeftali suyuquot; elde edilir.

</description>
<link>http://www.beslenme.gen.tr/Bebeklerde_beslenme/Seftali_bebek_beslenmesi.html</link>
</item>

<item>
<title>Muz ve bebek beslenmesi</title>
<category>Bebeklerde_beslenme</category>
<description>Akdeniz kıyılarında yetişen ve çocukların severek yedikleri bir meyvedir. Muz ilk koparıldığında %75 kadarı nişastadır. İçindeki fermentlerin etkisi ile 15 gün içinde şekere dönüşür. 15'inci gün içeriğinde % 1-3 oranında nişasta kalmıştır. Kalan bölümü früktoza dönüşmüştür. Bu nedenle süt çocuklarının beslenmesinde kullanılacak muz, 15 gün önce dalından koparılmış, üstü siyah benekli olmalı ve en çok % 3 nişasta içermelidir. Çünkü çocuğun sindirm fementleri çiğ nişasta üzerine etkisizdir. İnce bağırsaklarda irritasyon, kalın bağırsaklarda bakteriyel fermantasyon ve gaz oluşumu nedeniyle tehlikeli ishallere yol açabilir.

Olgun muz, %50 - 60 su, % 5 protein, % 20 karbonhidrat içerir. C ve A vitaminin fazla bulunurken B, ve kompleks daha azdır. Ancak diğer tüm meyvelerden daha fazladır. Minerallerden K, Mg çoktur ve N,P, Ca, Mn daha azdır. Muzda kükürtte bulunmaktadır. 

Bebeğe verilecek muz, kabukları soyulduktan sonra ezilir ve az şekerli suyla süzgeçten geçirilerek, muz püresi durumuna getirilir. Diğer meyve sularının veya sütlerin içine konularak da tüketilir. Ayrıca muzlu pudingler, dondurma vb. içinde kullanılmaktadır. Muzun kalori değeri ise % 100'dür.

</description>
<link>http://www.beslenme.gen.tr/Bebeklerde_beslenme/Muz_ve_bebek_beslenmesi.html</link>
</item>

<item>
<title>Elma ve bebek beslenmesi</title>
<category>Bebeklerde_beslenme</category>
<description>Ülkemizin hemen hemen her yerinde taze olarak bulunur. Sulu ve unlanmamış hali seçilir. Starking cinsi, görünüşü güzel olmakla birlikte, çabuk unlandığı için makbul değildir. Amasya ve golden cinsleri unlanmaz ve dayanıklıdır. 

lt;img src=quot;images/elma.jpgquot; alt=quot;elma, elma suyuquot; /gt;

Elmanın su miktarı % 50 - 80, karbonhidratlar % 20 - 25 kadardır. ( C,A ve B kompleks vitaminlerini içerir. Çeşitli mineraller, pektin, lignin, sellüloz ve malik asit bulunur. % 50 - 60 kcal verir.

Elma, içinde yüksek miktarda pektin bulunması nedeniyle quot;çocuk ishalleri, bebek ishalleriquot; tedavisinde kullanılmaktadır.

Elma suyu : İyice yıkandıktan sonra kabukları soyulup, çekirdekli bölümleri çıkarılır ve cam rendede rendelenir. Çabuk okside olduğundan, tülbentten süzüldükten hemen sonra içirilmelidir. Elma suyu tüm çocuklara 15 günlükten itibaren verilebilir. Kabızlığa karşı önlem olması için 2 aydan sonra elma rendesi olarakta verilir. 3 aylıktan sonra günde 300 ml verilebilir.

İnek sütü ile beslenen bebeklerin beslenmelerinde sütü sulandırmak için kullanılan suyun bir bölümü yerine elma suyu kullanılması önerilmektedir.

</description>
<link>http://www.beslenme.gen.tr/Bebeklerde_beslenme/Elma_ve_bebek_beslenmesi.html</link>
</item>

<item>
<title>Meyve suları ezme ve püreler</title>
<category>Beslenme</category>
<description>Bitkilerin üremesini sağlayan çekirdek ve bunun etrafını saran yumuşak kısım quot;meyvequot; olarak adlandırılır. Meyveler, vitamin ve mineral bakımından zengin besinlerdir. Ağırlıklarının %75 - 85 kadarı sudur. Yağ ve protein çok az olup, %5 ile 25 arasında karbonhidrat içerirler. Kalori de bu oranda değişir.

Meyveler çiğ olarak yenildiği gibi komposto olarakta kullanılır. Süt çocuğu döneminde ise meyve suyu ve püresi kullanılır. Çocuklarda ilk ek besin meyve sularıdır. 15.ci günden başlayarak verilebilir. 2.ci ayda meyve püreleri, 4.cü ayda komposto, 6.cı ayda reçel olarak verilir.

Meyveler taze, olgun, lezzetli olmalı fakat çürük, çamurlu, ezik, bereli olmamalıdır. Meyveler kesildikten ve suyu sıkıldıktan hemen sonra kulanılmalıdır. Çünkü kesildikten ya da suyu sıkıldıktan sonra bekletilirse C vitamini değeri azalır. Hatta, sıkılmış meyva suları buzdolabında bekletilse bile vitamin değeri azalır.

Meyvelerin buzdolabında saklanma süreleri şöyledir ;

Portakal, limon, elma ve armut : Yaklaşık olarak 1 -2 hafta
Üzüm, şeftali, kayısı türleri ise : 4 ile 5 gün arasında
Kiraz ise 1 - 2 gün vb.

Meyveleri kullanmadan önce toz ve topraklarından ve ilaç kalıntılarından temizlemek için bir süre su dolu bir kapta bekletmeli ve sonra bol su ile bir kaç kez yıkamalı öyle kullanmalıdır. Meyveler doğru kullanıldı zaman içerdikleri vitaminler bozulmaz ve vücut için gerekli olan miktar alınmış olur.

- Meyve suları : Yıkanmış turunçgiller ve domatesin suyu sıkılıp, süzgeçten geçirilerek bekletilmeden çocuğa verilir. Sert meyvelerin suyu rendelenerek veya sıkma aleti ile çıkarılır. Bekletilmeden kullanılır.

- Meyve ezmeleri : Yıkanmış sert meyveler (elma, armut) rendelenerek, muz kaşıkla ezilerek bekletilmeden çocuğa verilir.

Sert meyveler soyulup, parçalandıktan sonra az kaynar suya atılıp pişirilir. Sonra kaşıkla ezilerek çocuğa verilebilir.

C vitamini gereksinmemizin büyük bölümünü meyvelerden sağlarız. Alınan meyvenin bir porsiyonu portakal, limon gibi turunçgillerden olmalıdır. Büyük meyvelerin (portakal, elma, armut, muz gibi) orta büyüklükte bir tanesi, kayısı ve erik gibi meyvelerin 3 - 6 adedi, çilek, kiraz gibi olanların yarım su bardağı kadarı, bir porsiyon sayılır.

Bazı meyvelerin, suları ve pürelerinin hazırlanması :

- Meyve çiğ olarak yemek, suyunu çıkarmak ve reçel yapmak için kullanılır. Yemek için kullanılacak olan sulu meyveler tatlı ve kabuklarından kolay ayrılır olmalıdır.

Suyu çıkarılacak ise sulu ve tatlı olmaları yeterlidir. Çürüksüz, eziksiz olmalarına dikkat edilmelidir. Portakal, vişne, şeftali gibi meyvalar ekşi olmaları nedeniyle bazı çocuklarda allerji yapabilirler. En doğrusu iyice yıkadıktan sonra ortadan kesip elle ya da cam limonlukla sıkıldıktan sonra temiz bir tülbetten süzülerek kullanılmalı ve her zaman taza olarak verilmelidir.

</description>
<link>http://www.beslenme.gen.tr/Beslenme/Meyve_sulari_ezme_ve_pureler.html</link>
</item>

<item>
<title>Bebeklerde ek besin</title>
<category>Bebeklerde_beslenme</category>
<description>4-6 aylık dönem, ek besinlere alıştırma dönemidir. Her besin tek tek ve az az sulu kıvamda verilmeye başlanır. Tamamlama besinlerine başlama zamanı anne sütü alan veya hiç almayan ya da anne sütü yetmeyen çocuklarda farklı zamanlarda uygulanır.

Çocuğa verilecek ek besinler ve verilme zamanları ;

lt;img src=quot;images/bebek-anne-besin.jpgquot; alt=quot;bebek beslenmequot; /gt;

Anne sütü ile ilk yaş doğumdan hemen emzirmeye başlayan normal yenidoğanda ek gıdaya genellikle gerek yoktur. Kolostrum ilk 24 saatte özellikle 46 saat içinde bebeğin ihtiyacını karşılamakta ve her annede süt volümü ilk 15 günde 400-500 ml'ye erişmektedir. Son yıllarda anne sütü verme oranının arttığı ve verme süresini uzadığı bildirilmektedir. Bununla beraber, anne sütü verilemeyecek olan yenidoğanlarla riskli bebeklerde iyi bir beslenme sağlamak için bilinçli ve yeterli bir yapay beslenme, yapılmalıdır. Kullanılacak tamamlayıcı süt, anne sütüne adapte edilmiş formülleri kapsamalıdır.

1.grup ilk 6 ay : Yalnız anne sütü ile beslenme dönemi
2.grup 5-9 ay : Tamamlayıcı gıdalara geçiş, yanında anne sütüne devam ve 4 öğün beslenmesinin sağlanması dönemidir.
3.grup 9-12 ay : Süt çocuğu beslenmesine geçiş, katı gıdaların alıştırıldığı dönemdir. Anne sütü sabah akşam öncelikle verilirken, diğer öğünlerde tamamlama gıdaları ile beslenmelidir.

Anne sütü alan bebeğe verilecek tamamlayıcı besinlere başlama zamanı ;

0-1-2-3-4. aylarda : Sadece anne sütü veya anne sütüne adapte sütler.

5.ay : Anne sütü - meyve suyu - sulu yoğurt
6.ay : Anne sütü - meyve suyu - sulu yoğurt - muhallebi
7.ay : Anne sütü - tahıl - meyve püresi - yoğurt - yumurta sarısı
8.ay : Ane sütü - sebze çorbası - tam sütle muhallebi
9.ay : Anne sütü - etli patates yemeği - meyva - ekmek
10.ay : Süt - köfte - makarna - pilav
11.ay : Süt - acısız - az yağlı ve tuzlu tam yemekler

Tamamlama besinlerine başlarken uyulması gereken bir takım kurallar vardır, bunlar ;

Bir kere bir ilave besine başlanmalıdır. Bir kerede başlarken önce küçük bir miktar verilir. Her gün arttırılarak en çok 4 gün sonra bir öğün alarak alabileceği miktara ulaşılır.

İshal kusma ya da döküntü gibi uyumsuzluk belirtileri görülürse, 3 hafta verilmeyip üç hafta sonra tekrar başlanmalıdır.

Katı besinlere, beslenme zamanlarından birinde, meme ya da mamadan önce başlanır. Emzirilmesi sürdürülen süt çocuklarında 0 - 6 aylık dönemde ise önce memeler boşaltılmalı ve sonra ek besinler verilmelidir.

Emzirilen süt çocuklarında en geç tavan tarihinde ( 5-6 ay ) ek besinler alıştırmak gerekirken, yapay beslenenlerde ise en kısa zamanda (15-20) gün başlamak ve doyuracak miktara ulaşmak gerekir. Besinler ne sıcak, ne soğuk ılık olmalıdır. Hasta olan çocuklara tamamlayıcı gıdalara başlamamalı ve onun sevdiği ya da kolayca alabileceği  besinler ve bol sıvı verilmelidir.

</description>
<link>http://www.beslenme.gen.tr/Bebeklerde_beslenme/Bebeklerde_ek_besin.html</link>
</item>

<item>
<title>Tamamlayıcı besinler</title>
<category>Cocuklarda_beslenme</category>
<description>Anne sütünün yetmediği zaman ve belli bir aydan onra anne sütü ile birlikte ek besinlerin verilmesi gereklidir. Yaşamın ilk 4-6 aylık döneminde, anne sütü bebeğin beslenme gereksinimi karşılamaya yeterlidir. Bebek büyüdükçe anne sütüne ilave olarak tamamlayıcı (ek) gıdalara başlanmalıdır.

Bebeğin, tahıl gibi katı besinlere alıştırılması, onun artan beslenme gereksinmesini karşılamanın yanı sıra bebeğin katı besinleri çiğneyip yutmayı öğrenmesini de sağlar. Yeni tatları ve çeşnileri tanımasına yardımcı olur. Katı besin maddelerine alışması, bebeğin, erişkinlere özgü beslenme rejimine doğru attığı ilk adımdır.

Buna karşın anne sütü, süt ve bebek mamaları yine ilk yılın ikinci yarısında bebeğin en önemli bslenme kaynağı olmaya devam eder. Bebeğe günde en az 500 ml süt içirilmelidir. 

Bebeği katı besin maddelerine alıştırırken, her gün bunlardan bir çeşidini az  miktarda vererek başlanır. Çocuğa alışık olmadığı bu yeni besinleri, açken ve sütünü emmeden önce yedirmelidir. Miktarı, bu tür besinleri sevmeye başlayınca yavaş yavaş arttırmalı, sonunda, bebeği bir mama saatinde sütle, onu izleyen mama saatinde ise muhallebi türü besin maddeleri ile beslenmeye başlanmalıdır.

Tamamlayı besinlerin önemi ; Anne sütü bebeğin gereksinim duyduğu besin maddelerini uygun miktar ve kalitede içermesi, ayrıca enfeksiyonlara karşı koruyucu özellikleri ile tek fizyolojik bebek besinidir. Bebeğin fizyoljik ve psikososyal gereksinimlerinin 4,6 ay tek başına karşılar. Bu aylardan sonra uygun ek besin ilavesi, onun yaşama malnütrisyon ve enfeksiyon tehlikesinden uzak sağlıklı bir başlangıç yapması sağlanır. Her aile karşık beslenmenin bir çocuğa uygulanması gerekli bir kural olduğuna inanmalı ve ilk 4-6 ay doğal beslenme uygulandıktan sonra çocuğun diyetine inek sütü, muhallebi, formül süt ile hazırlanmış maddeler ilave etmelidir.

Anne sütü ile beslenen ve herhangi bir sağlık sorunu olmayan bir bebekte kilo artmasında duraklama ve bu durumun tüm uğraşılara karşın düzelmemesi ek gıdalara geçilmesi gerektiğini gösterir.

Anne veya bebekte anne sütü verilmesini engeleyen ender bozukluklar ile ailenin çeşitli nedenlerle doğal beslenmeyi kesinlikle istememesi doğar doğmaz yapay beslenme başlatılmasına sebep olan durumlardır. Daha sık neden karışık beslenen çocuklarda anne sütünün giderek azalması ve emzirmenin tamamen bırakılmasıdır.

Anne sütü bebeğe yetmiyorsa, yetmezlik ya da süt anneler veya diğer sütlerle karşılanır. Sütler bebeğe uygun şekilde hazırlanıp verilmeye başlanır. Tamamlama bazen, bir öğün meme, bir öğün diğer sütler şeklinde yapıldığı gibi, bebek memeyi tümüyle boşalttıkdan sonra ek olarak diğer süt ve mamalardan verilerek de yapılabilir.

Böylece bebeğin biberona alışıp memeyi bırakması önlenmiş olur. Ek süt ya da mama kaşıkla ve yavaş yavaş verilebilir.

</description>
<link>http://www.beslenme.gen.tr/Cocuklarda_beslenme/Tamamlayici_besinler.html</link>
</item>

<item>
<title>Beslenmede kullanılan kapların temizliği</title>
<category>Bebeklerde_beslenme</category>
<description>Yapay beslenmede en önemli olan nokta besinlerin ve kullanılan kapların temizliğidir. Biberon kaşığa göre daha zor temizlendiği için önerilmemektedir. Biberon kullanılacaksa süt daha önce yıkanıp, kaynatılmış biberona konulmalı ve bebeğin içebileceği sıcaklıkta hazırlanmalıdır.

Biberon, emzik, kaşık, fincan gibi araçların nasıl temizleneceği, anneye öğretilmeli ve sütü el deymeden biberona koyması söylenmelidir. İyi temizlenmeyen biberon, emzik vb. malzemede süt, yoğurt gibi maddelerin artıkları kalırsa, mikroplar kolayca üreyebileceğinden, bebeklerde ishale yol açabilir ve bebeğin ölümüne neden olabilir.

Biberon kullanıldıktan sonra, emzik çıkarılıp, ters çevirilerek sıcak suyla iyice yıkanır ve daha sonra sterilize edilir. Biberonu yıkarken fırça kullanılmalı ve çok iyi durulanmalıdır. 4- 6 aydan itibaren kolay temizlenebilen kaşık ya da bardakla beslenmeye başlanmalıdır.

Mama yapımında kullanılacak şişe, kapak, huni, emzik gibi bütün araç ve gereçler fırça ve deterjanla yıkanmalı ve soğuk su ile çok durulanmalıdır. Bu işlemler için temiz su kaynakları kullanılmalıdır.

Şişe, kapak, emzik ve huni gibi araçlar sıcak suda en az 15 dakika kaynatılarak dezenfekte edilmelidir.

</description>
<link>http://www.beslenme.gen.tr/Bebeklerde_beslenme/Beslenmede_kullanilan_kaplarin_temizligi.html</link>
</item>

<item>
<title>Süt şişeleri ve emzikler</title>
<category>Bebeklerde_beslenme</category>
<description>Yapay beslenen süt çocuklarına biberon, karışık beslenen süt çocuklarına da kaşıkla beslenme önerilir. Biberon ve emzikler, kaşık ve fincanların çok iyi temizlenmesi gerekir. Aksi halde çocukta ciddi hastalıklar hatta ölümler görülebilir. Bu nedenle çocuk beslenmesinde kullanılacak kapların belirli özellikleri olması ve temizlenme kurallarının belirlenmesi gerekir.


Beslenmede kullanılan kapların özellikleri ; Biberonlar yuvarlak, geniş ağızlı ve ölçü işareti (250 ml) olmalıdır. Ölçü işareti kesinlikle kontrol edilmelidir. Böylece bebeğe ne ölçüde gıda verildiği anlaşılır. Ağzının geniş olması da kolay yıkanıp temizlenmesi için şarttır.

Hayvan sütleri ile beslenmede enfeksiyon riski çok fazladır. Bu nedenle fincanlar, biberonlar ve diğer araçların kaynatılarak temizlenmeye dayanıklı yapıda olmaları gerekmektedir. Bu açıdan en iyisi cam kaplardır. Ancak çatlama kırılma ve kazalara neden olma gibi riskli durumlarla da karşılaşılabilir.

Yeni alınan lastik emzikte kauçuk kokusu olabilir. Bu kokuyu çocuklar sevmezler. Bu koku tuzla ovularak giderilebilir. Emziklerin en önemli özelliği delik açılmasıdır. Bu işlem ateşte kızdırılmış ince bir iğne ile emziğin tepe noktasından 2-3 kere delinmesi ile yapılır. İçine süt konularak baş aşağı çevrildiği zaman damla, damla ( 1damla 1 saniye ) akıyorsa, uygun şekilde delinmiştir. Süt emzikten fışkırır gibi akmamalı, emzik uzun ve büyük olmamalıdır. Süt emzikten hızlı boşalırsa bebek gaz yutar ve gaz sancıları başlıyacağı gibi gazı çıkarırkende kusabilir. Emziğin normalden uzun olması bebeğin damağında uyarı yapacağından bebek hemen öğürmeye başlar.

Sütün çok hızlı akması mamanın bebeğin genzine kaçmasına neden olur. Çok ağır akmasıda emerken güçlük çekip yorulmasına neden olur.

</description>
<link>http://www.beslenme.gen.tr/Bebeklerde_beslenme/Sut_siseleri_ve_emzikler.html</link>
</item>

<item>
<title>Mama saatleri</title>
<category>Bebeklerde_beslenme</category>
<description>Mama ile beslenmede, tıpkı emzirmede olduğu gibi, mama saatlerinin ve doyacağı miktarın seçimi bebeğe bırakılmalıdır. İlk bir kaç hafta bebek her 3-4 saatte bir mama almak isteyebilir. Zamanla beslenme saatlerinin arası uzayacak ve mamanın miktarı artacaktır.

Bu mamalar, sütün suyunun uçurulması ve quot;besin tüzüğüne uygun duruma getirilmesi için bazı mineral ve vitaminlerin eklenmesi, protein yapısının değiştirilmesinden sonra yapılır.

Ayrıca uzun süre korunacak ve bozulmayacak şekilde ambalajlanır. Kullanılacağı zaman üzerindeki tarifeye göre belirli ölçülerde sulandırılarak bebeklere verilir.

Bu mamalar genellikle pahalıdır. Bu nedenle hayvan sütleri evde hazırlanılarak bebek beslenebilir.

</description>
<link>http://www.beslenme.gen.tr/Bebeklerde_beslenme/Mama_saatleri.html</link>
</item>

<item>
<title>Özel bebek mamaları</title>
<category>Bebeklerde_beslenme</category>
<description>Bebek için en iyi gıda anne sütüdür. Ancak anne sütü bebeğin beslenmesi için her zaman yeterli olmayabilir. O z aman bebeği doktorun önereceği ve anne sütüne yakın özellikler taşıyan bir mama ile beslemek gerekir.

Formülü, bir  bebeğin tüm beslenme gereksinmesini karşılayacak şekilde hazırlanmış bir bebek mamasının aşağıdaki özelliklere sahip olması gerekir.

Anne sütünde olduğu gibi düşük proteinli olması ve sağlıklı büyüme iin gerekli aminoasitlerin tümünü içermesi.

Anne sütü esas alınarak saptanmış, sindirimi ve emilmeyi kolaylaştıracak oranda bir yağ karışımı özelliği taşıması.

Anne sütünde olduğu gibi karbonhidrat kaynağı olarak yalnızca laktoz içermesi. Bu madde kalsiyum ve yağın emilmesini kolaylaştıracak bağırsaklardaki mikroflorayı dengeler.

Böbreklerin sınırlı işlevlerini dikkate alarak ana sütündeki kadar düşük miktarda mineral içermesi gerekir.

Bebek için gerekli tüm vitaminleri içermelidir. Bugün piyasada bu özelliği taşıyan pek çok mama vardır. Bunlara özel takviyeli mamalar da denir. Bu mamalar büyük ve küçük bebeklerin beslenme gereksinimleri göz önüne alınarak geliştirilmiştir.

Takviyeli mamaların protein içeriği daha yüksektir. Bunlar, ayrıca bebeğin kemiklerinin kuvvetlenmesi için gerekli kalsiyum ve kan oluşumu güçlendiren demir gibi önemli mineraller içerirler. Bu mamalara, bebeklerin gelişmesinde önemli rolü olan vitaminlerde ilave edilmiştir.

</description>
<link>http://www.beslenme.gen.tr/Bebeklerde_beslenme/Ozel_bebek_mamalari.html</link>
</item>

<item>
<title>Mamaların bebeğe göre hazırlanması</title>
<category>Bebeklerde_beslenme</category>
<description>Normal anne sütü alan bebeğin besin gereksinmeleri yaşına oranla artmaktadır. 4-6 aydan sonra annenin sütü, bebeğin artan gereksinmelerinin tamamını karşılayamaz. Bu nedenle 4 - 6 aydan sonra ek besinlere başlanmalıdır.

Anne sütü veya inek sütü ile beslenen bebeklere verilebilecek ek besinler ; 

Meyve suları ve püreler : C vitamini için en uygun yiyecekler turunçgiller ve domatestir. Bunların bulunmadığı ya da allerjik belirtiler gözlendiği durumlarda elma ve şeftali suları verilebilir. Önce eller sonra meyve iyice yıkandıktan sonra sıkılır. Günde 1 çay kaşığı ile başlayarak gittikçe arttırılır. Meyve suları sıkılınca hemen bekletilmeden bebeğe verilmelidir. Yalnız anne sütü ile beslenenlere 6.ayda, karşık beslenenlere 15 günden itibaren verilmeye başlanır. Meyve ezmeleri dördüncü aydan itibaren verilir. Meyve suyu bebeğe süt verildikten 2 saat sonra verilmelidir.

D vitamini : Özellikle kış günlerinde ve güneş ışınlarından yararlanamayan çocuklara 1.aydan 3 yaşına kadar günde 400 I.U D vitamini verilir.

Yoğurt : Anne sütünden sonra ilk başlanan ek besin olmalıdır. Önce bir kaşık verilerek miktarı zamanla arttırılır.

Tahıllar : Pirinç unut, buğday unu, pirinç, bulgur, ekmek için, yoğurtlu çorba yapılarak verilir. Tarhana çorbası da bebek için uygun ek besindir. Tahıllar 4-6 aylarda verilmeye başlanır.

Sebze çorbaları : Yoğurda alışmış bebeğe 1 yemek kaşığı ile başlayarak verilir. Daha sonra çoğaltılır.

Yumurta : Yoğurt, meyve, tahıllı besinler ve sebze çorbasına alıştırılmış bebeğe, suda katı pişmiş yumurta sarısından 1 çay kaşığı verilir ve miktarı yavaş yavaş arttırılır. Çocuk sade olarak alamazsa yumurta sebze çorbası, yoğurt ve muhallebi ile birlikte verilir. Yaz ayları yumurtaya başlamak problem yaratabilir yumurtanın beyazı biraz daha geç 7-8 aylada verilmelidir. Çünkü yumurtanın akı daha allerjendir.

Et ve kuru baklagiller : Yoğurt, yumurta, sebze gibi besinlere alışmış olan çocuğun çorbasına biraz kıyma koyularak ete de alıştıralabilir. Zamanla tavuk ve balık etleri ezilerek sebzelerle birlikte verilebilir.

Çocuğun çorbasına kıyma yerine bir öğün kırmızı, sarı mercimek, pişmiş nohut (kabuğu çıkarılmış) konularak çocuk bu besinlere de alıştıralabilir. Ek besinler her besinden az  az sulu kıvamda verilerek başlanır. Şekerli çay, şeker, lokum yarardan çok zarar verir.

Altıncı aydan sonra yukarıda açıkladığımız yiyeceklerin miktarlarını arttırılarak çocuğa verilir. Yedinci aydan sonra çocuk ailenin yediği baharatlı ve çok yağlı olmayan yemeklerden yiyebilir. Sadece yemeğin suyu değil ezilerek katı kısmıda verilmelidir. Ayrıca yemeklere ilaveten günde 2 su bardağı yoğurt veya süt, bir yumurta ya da 2-3 adet ezilmiş kıymadan yapılmış ızgara köfte (yağsız tavada) yemesi sağlanabilir.</description>
<link>http://www.beslenme.gen.tr/Bebeklerde_beslenme/Mamalarin_bebege_gore_hazirlanmasi.html</link>
</item>

<item>
<title>Hayvan sütlerinin çocuklara uygun hazırlanması</title>
<category>Beslenme</category>
<description>Süt genel olarak içme sütü şeklinde ya da yoğurt, peynir, çökelek haline getirilerek beslenme de kullanılır. Ancak süt çocuğu beslenmesinde vazgeçilmez bir içecektir. Ayrıca muhallebi sütlaç ve benzeri tatlılar da kullanılır.

Hayvan sütleri ile beslenmede enfeksiyon riski fazladır. Bu nedenle 4 - 6 aya kadar bebek mutlaka emzirilmeli, zorunlu olmadıkça diğer besinler verilmemelidir. Diğer sütlerle beslenme zorunluluğu olduğunda, annenin dikkat edeceği en önemli nokta hazırladığı besinin ve kullandığı kapların temizliğidir. Biberon ve emzikler, kaşık ve fincana göre daha zor temizlenir. Eğer annenin eğitim düzeyi düşükse biberon kullanması önerilmemelidir.

Biberon kullanılıyorsa emziğin deliği normal büyüklükte ve bebeğin ağzına uygun olmalıdır. Emzik verilirken bebeğin başı hafif kaldırılıp, emzirme bitince de dik, tutup yuttuğu havanın çıkarılması sağlanmalıdır.

Sütün hazırlanması : Bebek beslenmesinde kullanılacak süt, bir günlük veya bir öğünlük olarak hazırlanabilir. Süt pastörize veya sterilize edilmemişse ince temiz bir tülbentten temiz bir kaba süzülür ve tencerede kaynatılır.

Süt bir günlük gereken miktarda hazırlanacaksa, gerekli miktar kaynamış su ile karıştırılır. Karışımın içine % 5 oranında şeker ve % 2 oranında sıvı yağ eklenir. Öğünlük miktarlar biberonlara ayrılır, kapatılarak sterilize edilir ve soğuyunca buz dolabında bekletilir. Soğutucu yoksa süt yerine sulu taze yoğurt verilebilir. Çocuğa verileceği zaman biberon bir kabın içine konur. Kaba yavaş yavaş ılık su koyup, daha sonra sıcak su ilave edilecek biberondaki süt ateşe konulmadan ısıtılır.

Her öğün için ayrı ayrı hazırlanacağı zaman, bebeğin ayına göre alacağı süt miktarı o günlük miktar olarak biberona konulup, kaynamış su ile sulandırılarak, tatlandırıcı ve yağ eklenip bebeğe verilir. Üçünkü aydan sonra saf süt verilmelidir. Süte eklenecek şeker miktarı önerilen miktardan fazla olmamalıdır. Örneğin her 100 cc ( 1 çay bardağı ) süt için, 5 gram şeker ( 1 çay kaşığı veya bir kesme şeker ) yeterlidir.

Sulandırılmış süt ve yoğurda şeker yerine bal veya pekmez de eklenebilir. Bebeğin tatlı besinler duyduğu istek meyvelerle giderilmeye çalışılmalıdır. Şeker, çikolata eklenerek hazırlanan mamalardan kaçınılmalıdır.</description>
<link>http://www.beslenme.gen.tr/Beslenme/Hayvan_sutlerinin_cocuklara_uygun_hazirlanmasi.html</link>
</item>

<item>
<title>Hayvan sütlerinin temizlenmesi</title>
<category>Beslenme</category>
<description>Süt mikroorganizmaların  üremesi için çok iyi bir ortamdır. Bu nedenle süt çok kolay bozulur ve insan sağlığına zararlı hale gelir. Sütün biyolojik bulaşması hayvanın hasta olması ve mikroorganizmaların süte geçmesi ile başlar. Süt sağılırken çevreden, sağıldıktan sonra da saklama, kullanma sırasında bulaşma olabilir.

Süte saprofit mikroorganizmalar yanında hastalık yapan patojenlerde bulaşabilir. Temiz olmayan sütlerle insanlara tüberküloz, bruseller, stafilokok enfeksiyonları, strepokok enfeksiyonları, şarbon ve kuduz geçebilir. Bu hastalıklardan korunmak için temiz süt kullanmak şarttır.

Fabrikalarda sütün ilk önce fiziki temizliği yapılarak içindeki yabancı maddelerden arınması sağlanır. Daha sonra belirli ısıda belirli süre tutulup, aniden soğutulup pastörize edilerek biyolojik temizliği yapılmış olur. Böylece süte karışmış olabilecek zararlı mikroorganizmalar etkisiz hale gelmiş olur ve süt uzun süre saklanabilir. Bu sürece ise pastörizasyon denilir. Ülkemizde sütle, 80 ile 85 derecede 15 saniye ısıtılıp soğutuarak pastorize edilir. Pastörizasyondan emin olmak için sütü satn alırken bazı denetimler yapılmalıdır.

Sütlerin denetimleri şöyle sıralanabilir ; 

Sulandırma durumu : Bunun için sütün donma noktası kontrol edilir. Saf sütün donma noktası -0.530 ile - 0.565 derece'dir, sulandırılmış sütün dansitesi düşüktür.

Mikroorganizma durumu : Süte damlatılan bir kaç damla metilen mavisi ne kadar çabuk rengini kaybeder ve yok olursa o kadar çok mikroorganizma vardır. Süt temizse mavi renk 3 - 4 saat öylece kalır.

Fosfataz testi ile pastörizyonun durumu anlaşılabilir. Bir miktar süte fenil fosfat eklenir. Sütün rengi değişmezse iyi pastörize edilmiş demektir.

Eğer süt koyu görünsün diye nişasta eklenmişse onu anlamak kolaydır. Sütte bir damla iyoz çözeltisi damlatılınca mavi bir renk oluşur. Bu da nişastanın eklenmiş olduğunun göstergesidir.

Süt pişirilmek için ateşe konulunca çökerse, bozulmuş demektir. Sütlerin uzun ömürlü olması isteniyorsa fabrikada 135 - 150 derece'de 2-4 saniye ısıtılarak mikropların öldürülmesini engelleyebilir.

</description>
<link>http://www.beslenme.gen.tr/Beslenme/Hayvan_sutlerinin_temizlenmesi.html</link>
</item>

<item>
<title>İnek sütü ve bileşimi</title>
<category>Beslenme</category>
<description>Süt insan neslinin çoğalması için başta gelen temel bir besindir. İnsan besini olarak tüketilen süt miktarı her ülkede aynı değildir.

Anne sütü yerine inek sütünün kullanımı bir çok komplikasyonu da beraberinde getirebilir. İnek sütü allerjeniktir. İçinde az miktarda bulunan Fe'in emilim oranı %5 ile 10 oranında olduğundan çok düşüktür. Özellikle ilk yıl içinde bağırsaklarda gizli kanamaya neden oldğundan, inek sütü ile beslenen süt çocuğunda anemi gelişmektedir.

İnek sütünde kalsiyum ve potasyum oranı anne sütüne göre düşüktür. Buna bağlı olarak hayatın ilk aylarında sulandırılmamış inek sütü ile beslenen çocukta kanda düşük kalsiyum bağlı tetani gelişebilir. İnek sütü içinde eriyik olarak, süt çocuğuna göre yüksek oranda bulunan protein ve minerallerin gereksinim dışı, artan bölümü, metabolize edilerek, böbrekler yolu ile atılmak zorundadır. Henü ilkel olan renal ( böbrek ) fonksiyonlar, bu yükü taşıyamazlar. Her bakımdan sağlıklı olmalarına rağmen %75 ile 85 oranlarına kadar süt çocuğunun kan ürelerinin % 40 mg. kadar olduğu saptanmıştır. Kan üresi ister yüksek olsun ister olmasın bu çocuklar beklenmedik zamanda ölmektedir.

Sulandırılmamış, yoğunluğu fazla inek sütü ile beslenen süt çocukları, kanlarında yükselen üre nedeniyle susuzluk duyar ve ağlarlar. Anneleri açlık nedeniyle ağladıklarını düşünerek her ağladıklarında süt verir. Bunun sonunda bilmeden süt çocuklarının kanlarında üre yükselir ve hayati tehlike ortaya çıkar. Bu nedenle anne sütü yoksa ilk 3 ay içindeki bebekler belli oranlarda sulandırılmış inek sütü ile beslenmelidir.

İnek sütünde su, protein, karbonhidrat, mineraller ve vitaminler bulunmaktadır. Sütün ortalama %83,3'ü su, %3.5'i yağ, %3,4'ü protein, % 0,7 'si kül (madenler) ve %5'i'de karbonhidratlardan oluşmaktadır.

Sütün bileşimi hayvanın cinsine, mevsimlere, ve beslenme şekline göre bir derece değişiklikler gösterebilir. Havan sütlerinin proteinlerinin % 85 kadarı kazein, geri kalanı laktalbumin ve laktoglobulindir. Sütteki yağın üçte ikisi doymuş, kalanı doymamış ve yağ asitlerinden oluşur. Hayvanın beslenmesine göre yağ asitlerinin oranının da değiştiği gözlenmiştir. Yağ içinde A vitamini aktivitesini taşıyan retinal ve karoten ile fosfolipitler bulunur.

Madenlerden sütte en çok kalsiyum en az da demir bulunur. Sütün karbonhidratı lattozdur. Sütte B vitaminlerinin hepsi çeşitli miktarlarda bulunur.

 </description>
<link>http://www.beslenme.gen.tr/Beslenme/Inek_sutu_ve_bilesimi.html</link>
</item>

<item>
<title>Hayvan sütleri ile beslenme</title>
<category>Beslenme</category>
<description>Süt olmadan bir süt çocuğun yaşaması neredeyse imkansızdır, düşüncesiyle yapılan araştırmalar, süt anne, anne sütü bankası kurma gibi önerilerle bu problemi önlemeye çalışmışlardır. Sonunda anne sütü alamayan çocukların beslenmesinde hayvan sütlerine yönelme başlamıştır.

Çeşitli toplumların gelenek ve göreneklerine göre, anne sütünden yoksun bebeklere, çiğ ya da pişmiş hayvan sütleri verilmiştir. Bu amaçla, koyun, inek, keçi, manda sütleri kullanılmıştır. En kolay bulunan sütlerin, inek, koyun sütleri olması nedeniyle en çok bu sütler kullanılmaktadır. Bazı göçebe topluluklarda eşek, at ve deve sütü her zaman bulunduğundan, bunlarda kullanılmıştır. Hatta eşek sütünün, anne sütüne benzer olduğu, ancak kaynatılınca içeriği bozulduğu inancıyla çiğ olarak verildiği bile olmuştur. Türkiye'nin bazı bögelerinde manda sütü'de çok kullanılan sütler arasındadır.

Teknolojik ilerlemeler sonunda, anne sütünün ve inek sütünün yapıları ortaya çıkarılmış ve bundan esinlenerek, inek sütünden anne sütüne benzer formül mamalar elde edilmiştir. Kuşkusuz her hayvanın sütü, kendi yavrusu için en uygun olanıdır. Bu doğa kanunu her zaman geçerlidir. Bu nedenle sütünden yararlanıcak hayvanların sütleri değişik karışımlar biçimindedir. Anne sütüne tıpatıp benzer olanı yoktur. Süt çocuğunun sağlıklı beslenmesi için kullanılacak hayvan sütünün, anne sütüne yaklaştırılması gerekmektedir.

</description>
<link>http://www.beslenme.gen.tr/Beslenme/Hayvan_sutleri_ile_beslenme.html</link>
</item>

<item>
<title>Çocuklarda diğer sütlerle beslenme</title>
<category>Bebeklerde_beslenme</category>
<description>İlk 3 - 4 ay bebeğin emerek beslenme evresidir. Bu süreden önce yutma refleksi zayıftır ve süt çocuğu kaşıkla verilenleri yeterince yutamaz, ağızdan geri çıkarmaya eğilimlidir, o nedenle yapay beslenmede biberon kullanılabilir.

lt;img src=quot;images/sut-sut.jpgquot; alt=quot;süt, sutquot; /gt;


Bu dönemde böbrek fonksiyonları fazla protein ve elektrolit atım yükümünü karşılayamaz hala gelir. Sindirim sisteminde yabancı proteinlere karşı koruyucu sistem tam gelişmemiştir. Mideden yeterli asitler ve lipaz enzimleride yetersiz salgılanır. Bu nedenle bu dönem için en ideal gıda içinde bu enzimleri içeren protein ve elektrolit içeriği düşük olan anne sütüdür.

Ancak anne sütü ile beslenememe şansızlığına uğraya süt çocuklarına en azından besleyici olarak anne sütüne benzetilmiş adepte sütlerin verilmesi önerilmektedir. Piyasada sıvı ve toz şeklinde çeşitli adepte sütler vardır. Bunlar inek sütünden anne sütü bileşimine uygunluk gösterecek şekilde protein ve bazı mineralleri azaltılarak, bitkisel yağ ve laktoz ilava edilerek hazırlanmışlardır. Hazırlanması kolay lan bu sütler anne sütünün verilmediği nadir durumlarda öncelikle verilmesi gereken çocuk besinleridir. Uygun konsantrasyonlarda hazırlanarak yeterli miktarlarda verildiklerinde ilk 4 - 6 ay için çocuk beslenmesinde yeterlidir. Ancak bir çok ailenin ekonomik durumu çocuklarını bunlarla beslemek için yetersiz olabilir.

Annesi olmayan süt çocuklarını, doğduğu günden başlayarak en az 6 aylık oluncaya kadar beslemek, yaşama büyüme ve gelişimini sağlamak önemli bir problemdir. Altı aydan sonra,  her türlü besini alabilecek duruma gelmektedirler. Anne sütü almadan, diğer sütler ya da besinlerle yapılan süt çocuğu beslenmesine quot;yapayquot; beslenmequot; ya da quot;suni beslenmequot; adı verilir. Anne sütü az da olsa veriliyorsa quot;karışık beslenmequot; söz konusudur.

Süt çocuğu beslenmesiyle ilgili çalışmalar ve tartışmalar uzun zamandan beri süre gelmektedir. Gerçekte böyle olması normaldir. Her çocuğun kendine göre özellikleri, besinlere karşı yapısal duyarlılık ve dayanıklılığı vardır. Bu nedenle beslenmede kesin kural yerine, geniş olasılıklı bir düzenleme gerekmektedir.

Süt çocuklarında, erişkinlere göre, sindirim fizyolojisinde önemli bir değişiklik olmmasına rağmen, besinlerin sindirilmesinde, miktar ve yapısal yönden ayrılıklar görülmektedir. Gastrointestinal sistem enzimleri, protein, karbonhidrat ve yağ emilimine elverişli olgunlukta, fakat yetersiz miktarda bulunmaktadır. İnek sütü yağları, anne sütü yağlarına göre daha güç emilirler. Tam inek sütü ile beslenen bebekler özellikle ilk 3 ay dönemi süt çocuklarını bir çok tehlikenin beklediği anlaşılmıştır. Bu nedenle sütler çeşitli oranlarda sulandırılarak kullanılmaktadır.</description>
<link>http://www.beslenme.gen.tr/Bebeklerde_beslenme/Cocuklarda_diger_sutlerle_beslenme.html</link>
</item>

<item>
<title>Memeden kesme</title>
<category>Cocuklarda_beslenme</category>
<description>Anne sütü ilk 4 - 6 ay en önemli besindir ancak bundan sonra püre haline getirilmiş besinlerin veya sütle karıştırılmış tahıl unlarının verilmesine başlamak gerekir. Böylece gün geçtikçe artan hareketliliği için gereksinme duyduğu enerjiyi ona sağlayacak ilave kalori verilmiş olur.

Ülkemizde, çocukların 1,5 ila 2 yaşına kadar anne sütü almalarına gerekli önlemler alınarak çaba gösterilmelidir. Bunun nedeni Türkiye'nin her yerinde aşağı yukarı inek sütü bulmanın zor ve güvenlikten yoksun olasıdır. Anne sütüne adapte edilmiş formüller ve toz sütlerde pahalı gelmektedir. Ailenin sosyo ekonomik, kültürel durumuna göre çocuk anne ve aile ilişkilerie göre anne sütüne gereksinim süresi, çocuk doktoru tarafından saptanmalıdır. Çocuk kendi istediği zaman değil, koşullar elverdiği zaman memeden kesilmelidir. Onun için çocuğun memeyi bırakması, anne sütünün kesilmesi gibi problemlere karşı önlemler, tedbirler alınmalıdır.

Çocuk memeden kesileceği zaman şunlara dikkat edilmelidir.

Çocuğa ait kouşullar, çocuğun bedenen sağlıklı olması gerekir. Eğer hasta ise iyileştikten sonra kesilmelidir. Memeden kesilecek çocuklar, büyüme ve gelişme bakından normal ölçülerde, neşeli canlı ve hareketli olmalıdır.

Bebek kaşıkla beslenmeye alıştırılmalıdır. Meme ile beslenirken bir öğün kaşıkla besleme eklenirse hem kaşığa alışır hem memeyi bırakabilir. Bu nedenle kaşıkla besleme sayısı gittikçe arttırılırsa memeden kesilme daha kolay olur.

Ek besinlere alıştırılmış olmalıdır. Yaşı ne olursa olsun ek besinlere alıştırılmış bir çocuk memeden kesilebilir. Katı besinleri çiğnemeye alışmış olan çocuklar bu duruma kolay uyum sağlar. Bu nedenle 6 aydan önce memeden kesme düşünülmemelidir.

Birden bire anne sütünden kesilen ve yapay beslenmeye geçen süt çocuklarında, beslenme bozuklukları ve iştahsızlık getirebilir. Çocuk şaşkınlık içinde kalır ve emniyet duygularını kaybeder.

Memeden kesilmenin çevresel koşullarından da bahsetmek istiyorum ; Çocuğu memeden kesmek için uygun mevsim seçilmelidir. Sıcak yaz aylarında, besinlerin ve mamaların saklanmasında, buz dolabı olsa bile güçlükler çıkabilir. Bu nedenle serin aylarda memeden kesilmelidir.

Seyahattayken de memeden kesme girişiminde bulunulmamalıdır. Beslenme güçlükleri ve huzursuzluk uygulamayı engelleyebilir. Memelere acı biber sürmek ya da üzerinde korkutucu cisimler koymak çok yanlış davranışlardır. Çocuğun memeden kesilmesi, bilimsel ve bilinçli bir şekilde, yavaş yavaş yapılmışsa, anne sütü de kendiliğinden azalarak sorun yaratmadan kesilir.

Anneye veya çocuğa ait nedenlerle, anne sütünden birden bire kesilmesi zorunluluğu oluşması durumunda, memelerde süt birikimi ile ilgili problemler ortaya çıkabilir. Memeler şiş, gergin ve ağrılıdır. Memeler bir bezle iyice sarılıp buz torbası uygulanmalı ve bir doktora danışılarak sütün kesilmesi sağlanmalıdır. Ancak bu sürede memeler sağılmamaı ve fazla sulu gıda alınmamalıdır. Çünkü memeler sağıldıkça süt yapımı devam eder.

Anne sütü kesildikten sonra çocuğa verilecek inek sütü ; 

Mikropsuz olmalı, bunun için çok iyi kaynatılmalı  ya da güvenilir şekilde pastörize edilmelidir. Metabolik bir yüklenme ve biyokimyasal bir bozukluğa yol açmamalıdır.

Sağlıklı bir bebeğin gereksinimlerini karşılayabilmeli ve yaşına göre uygun, yeterli, dengeli bir beslenme sağlanmalıdır. Anne sütünü bırakan bebeklere çok fazlainek sütü verilirse diğer gerekli ek besinleri alamaz ve malnütrüsyon başlar.

</description>
<link>http://www.beslenme.gen.tr/Cocuklarda_beslenme/Memeden_kesme.html</link>
</item>

<item>
<title>Emziren anne</title>
<category>Bebeklerde_beslenme</category>
<description>Çocuğa ait olan nedenler ; 

lt;img src=quot;images/ana-sutu.jpgquot; alt=quot;anne bebek emzirmequot; /gt;

Doğuştan emme refleksi olmayan çocukların eme yolu beslenmeleri mümkün değildir. Doğuştan ağız anomalisi olan yarık damaklı, tavşan dudaklı, bebeklerde bu durum emmeye engel olabilir.

Burun tıkanıklığı da emmeyi güçleştirir. Bakteriyel ve virütik enfeksiyonlar, üst solunum yolu, ateş vb. Kalp hastalıkları, kalp yetmezliği, böbrek hastalıkları. Çoğul gebeliklerde süt yetmeyeceğinden ek gıdaya erken başlanabilir. Bebeklere çocuk felci aşısı yapıldıktan sonra iki saat süreyle anne sütü ve klorlu su verilmesi sakıncalıdır.

Bebeğin, galaktozemi, fenilketoniri vb. gibi çok nadiren görülen hastalıkların olmasında anne sü çok dikkatli verilir ya da hiç verilmez. Hayatın ilk haftasında bebeklerde nadiren anne sütüne bağlı zararsız bir sarılık görülebilir. Anne sütüne 24 - 48 saat ara verildiğinde sarılık azalırsa (serum bilirubin düzeyinde azalma olur) olayın anne sütü sarılığı olduğu doğrulanmış olur ve anne sütü ile beslenmeye devam edilir.

Temiz bakılmayan, zayıf ve hastalıklı çocukların ağzında görülen pamukçuk kolayca oluşabilen bir mantar hastalığıdır. Yanaklarda, damakda, dilde , toplu iğne başı gibi beyaz lekeler olur. Bunlar ağız mukozası içine gömülmüşlerdir. Koparıp çıkarılamaz zorlanırsa kanar. Kanamasına rağmen çıkarılmazlarsa iyileşmezler ve bebek meme ememez. Tedavi için parmağa dolanan tülbent karbonatlı suya batırılarak bebeğin ağzı bu beyaz lekelerden temizlenir. Daha sonra doktorun önereceği bir tedavi uygulanabilir.

Doğuştan yarık dudaklı ve yarık damaklı bir bebek meme ememez. Çünkü emdiği süt yarık bölgeden geri çıkar. Bu bebekler sonda (gavaj) ile beslenir. Annenin sütü temiz bir şekilde sağılark sonda ile az az ve sık sık bebeğe verilir. Genel durumu ameliyata uygun olduğu zaman ameliyat edilerek normal duruma döndürülür.

Miyadında bir bebek uterustaki gelişim sürecini 37 ile 49 haftada tamamlar. Bu süreden erken doğmuş bebeklere prematüre denilir. Bu bebekler küçük ve zayıf oldukları için beslenmeleri de güçtür. Çoğunlukla emme refleksi çok zayıf ve az gelişmiştir. Emme refleksi varsa anne sütü sağılarak damlalıkla ağzın kenarından içirilir. Emme refleksi gelişmemiş ise bebekler hastanede sonda ile beslenir.

Bebeğin özel diyet gerektiren metabolik bir hastalığın olmasıda emzirmeyi engelleyen nedenlerdendir.

Anneye ait nedenler ; 

Meme başı anomalileri, meme ucu büyük, çok küçük, içe göçük, olabilir. Meme ucuna takılan özel araçla emzirme sağlanmaya çalışılır. Mümkün olmaması durumunda süt sağılarak kaşıkla bebeğe verilmelidir.

Uzun meme başları : Büyük mee uçlarının emzirmeyi kolaylaştıracak bir avantaj olduğu düşünülebilir fakat büyük meme uçları da zorluk çıkarabilir. Bebek büyük olasılıkla sadece meme ucunu emip aerolayı ağzına almıyacaktır.

Meme başı çatlakları : Emzirmenin tekniği ile ilgilidir. Emzirirken areolanın da bebeğin ağzına girmesi sağlanmalı, kısa süreli ve sık aralıklarla, bebek çok acıkmadan emzirilmeli, kullanılan sütyenin pamuklu bir kumaştan olmasına özen gösterilmelidir.

Meme iltihabı (mastit) : Memeler dolu gerin, ateşli, kızarık ve ağrılıdır. Meme başından süt yerine sarı bir akıntı gelir. Bu durumda bebek emzirilmez.

Candida enfeksiyonu : Meme ucu ve çevresinde kırmızı, parlak bir alan vardır. Deride yara ve kaşıntıya neden olan bu hastalık candida enfeksiyonu, ya da pamukçuk olarak adlandırılmaktadır. Candida, genellikle iltihap ya da başka rahatsızlık tedavisinde antibiyotik kullandıktan sonra görülür.

Anne, emzirmeden sonra da devam eden yanma ve iğne batması olduğunu söyler. Bazen ağrı memenin derinliklerine kadar iner. Anne, memesinin derinlerine şiş sokuluyormuş gibi hisseder acı duyar. Deri kızarır, parlak ve pul pul olur. Meme ucu ve çevresinin rengi açılabilir. Bazen meme ucu normal görülebilir.

Bebeğin gelişmesi iyi ise, buna karşın meme ucunda yaralar devam ediyorsa ve candida'dan şüpheleniliyorsa, endişe duyuluyorsa bebekte pamukçuk kontrolü yapılmalıdır. Yanaklarının içinde ya da dilinde beyaz lekeler ya da poposunda döküntü olabilir.

Annenin akut, kronik eriten hastalıkları, örneğin, tüberküloz olması durumunda bebek mikropsuz doğar doğmaz BCG aşısı yapılır. Daha sonra anne ağzına maske takıp temizliğe dikkat ederek emzirebilir. Annenin, pnomini, grip, tonsilit gibi tedavi edilebilen hastalıklarında tedavi edilinceye kadar emzirmeye ara verilir veya maske takılıp hijyen kurallarına uyarak emzirme sağlanabilir.

Annenin ruh veya sinir hastası olması durumunda ise hastalık derecesine göre geçici ya da kalıcı olarak, annenin beslenme bozukluğu durumlarında kısa süre memeden kesilebilir. Annenin alma zorunda olduğu ilaçları var ise, bu ilaçların süte geçebileceği düşünülerek bir süre yapay beslemede yarar vardır. Unutmayın bebeğiniz için bunlara dikkat etmelisiniz. Daha sağlıklı bir yaşam için doğru beslenmeyi öğrenmeli ve öğretmelisiniz..

</description>
<link>http://www.beslenme.gen.tr/Bebeklerde_beslenme/Emziren_anne.html</link>
</item>

<item>
<title>Bebek emzirme teknikleri</title>
<category>Bebeklerde_beslenme</category>
<description>Doğumdan hemen sonra bebek giydirilmeden sıcak bir havluya sarılarak annesinin kucağına verilmelidir. Çocuk anne kokusunu tanır ve anne kucağında olmak onda güven duygusunun gelişmesini sağlar. Emzirme, annenin iyi öğrenmesi ve uygulayabilmesi gereken bir sanattır. Bu nedenle, ilk anda bazı aksiliklerle karşılaşılsa bile bunlar sevgi ve sabırla aşılabilir.

lt;img src=quot;images/bebek.jpgquot; alt=quot;bebekquot; /gt;

Emzirme zamanları, anne için en uygun olan ve dinlendirici olan saatlere göre programlanmalıdır. Anne bebeğini emzirirken en rahat duruşta olmalıdır. İlk bir kaç gün, yana doğru yatıp bebeğini kolunun üzerine yaslayarak emzirmek anneye rahat gelebilir. Daha sonra koltukta veya yatakta oturarak sırtını yumuşak bir yastığa, ayaklarını da bir tabureye veya başka birşeye dayayarak bebeği emzirmek daha uygun olur.

Meme emen bebek, annesine yakın olduğu bu dakikalarda, beedn sıcaklığından, kokusundan ve ona dokunmaktan hoşlanır. Kendini rahat ve güvende hisseder. Böylece hem anne, hemde bebek yoğun bir yakınlık yaşar. Bebeği emzirmeye başlamadan önce annenin ellerini sıcak suyla yıkaması ve günde bir defa emzirme öncesinde meme başının su ile silinmesi gereklidir. Sabunla veya karbonatlı su ile temizleme meme başının kolayca tahriş olmasına ve çatlamasına neden olur.

Annenin sırtını dayayacağı arkalığı olan alçak bir koltuk veya sandelyeye oturarak emzirmesi rahat bir pozisyon ve genel olarak emzirilen bir pozisyondur. Yatarak emziriyorsa çocuğunu başını yastıkla desteklemek daha yararlı ve faydalı olur.

Normal hallerde anneye bebeğini oturarak emzirmesi, bebeğini kucağına alması önerilmelidir. Anne bir koluna bebeğin başını yaslamalı emzirirken bebeğin yüzü ve bedeni anneye dönük olmalıdır. Bebek omuzları annenin kolu üzerinde desteklenecek şekilde tutulmalı, çene anne memesine temas etmeli, alt dudağı dışa dönmüş, burun açık olmalıdır.

Anne baş parmağını meme başının üstüne, diğer 4 parmağını da altına destek yapmalı, meme başı ile birlikte etrafındaki, koyu kahverengi bölgeyi (areola) de bebeğin ağzına alması ve damağına değdirmesi sağlanmalıdır. Bu hem beslenmenin başarılı olmasını sağlar hem de meme başında zedelenmeyi önler. Emzirdikten sonra bebek annenin omuzuna yatırılarak sırtı hafif hafif sıvazlanıp gazı çıkarılmalıdır. Bebekler ağızdan gaz çıkarırken çok azda mama dışarı çıkarır. Bu kusma değildir. Anne önceden omzuna temiz bir tülbent koyarsa üstünü kirlenmekten korur. Gazı çıkarılmadan yatırılan bebeklerin kusabileceği, kusmasa bile gaz sancısından rahatsızlanıp ağlayacağı unutulmamalıdır.

Emzirilip gazının çıkması sağlanan bebek uyuması için fazla sarsmadan hafif sağa dönük ( yan ) pozisyonda yatırılır. Bu pozisyon onun kusması halinde boğulmasını engeller. Bebeklerin beslenmeden sonra altı değiştirilmemeli bu işlem beslenmeden önce yapılmalıdır Aksi halde bebekdeğişme anında sarsılacağından kusmasına neden olabilir.

Avrupa beslenme komisyonunun quot;doğum sonrası beslenmequot; ile ilgilili önerileri şöyledir ; 

1. Doğumda emzirmeye hemen başlanmalıdır.
2. Bebek istiyor, açlık belirtisi veriyorsa ağladıkça gece dahil emzirilmelidir.
3. Başlangıçta emzirme bir kaç dakikalık süre ile olmalı ihtiya göre bu süre ilk ay içinde arttırılarak 2 + 10 dk. alacak şekilde uygulanmalıdır.
4. Bebek bir memeyi emdikten sonra ikinci memede verilmeli fakatt bir sonraki emzirmeye son olarak emzirilen memeden başlanmalıdır.
5. Bebeği memeden zorlayarak çekmemeli kendisinin bırakması beklenmelidir.
6. Meme başlar günde birkez yıkanmalı, her emzirmeden sonra bir damla sütle kurumaya bırakmalıdır.

Gerektiğinde sıvı ihtiyacı oral ( ağız yoluyla verilen ) su ile tamamlanabilir. Son zamanlarda bu suyun erilmesine bile gerek olmadığı söylenmektedir.

7. İlk saat içinde emzirilmeye başlanan bebeğe hiç bir ek gıda ( şekerli su, mama vb. ) verilmemelidir. Verilen gereksiz dde ve sıvılar sekretuvar lga'nın dışarı atılmasını neden olmaktadır.

8. Süt sekresyonunun başlaması ve devamı için gerekli hormonal değişimler anne, bebek ilişkisine bağlıdır. Beslenme zamanları, bebeğin besinsel ihtiyaçları yanında anne ve bebek arasındaki etkileşimi sağlamaktır. Çevrenin söyledikleri annede stres, korku, heyecan, huzursuzluk gibi yanlış değerlendirmelere neden olursa süt musluğu kapanmakta ve sağma tembihi yapılmamaktadır.

Bebeklerin anne sütü ile beslenmeri en doğal haklarıdır. Ayrıca sağlıklı büyüme ve gelişme için en güveli besin anne sütüdür. Bunun sağlanması için elden gelen her türlü çaba gösterilmli ve zorunlu olmadıkça ek gıdaya geçilmemelidir.

</description>
<link>http://www.beslenme.gen.tr/Bebeklerde_beslenme/Bebek_emzirme_teknikleri.html</link>
</item>

<item>
<title>Kolostrum</title>
<category>Cocuklarda_beslenme</category>
<description>Doğumdan sonra memelerden ilk 3 gün salgılanan koyu kıvamlı limon sarısı rengindeki sıvıya quot;ağızquot; denir. Bazı çevrelerde quot;ağızquot; denilen bu sıvı bebeğe verilmez. 

lt;img src=quot;images/anne-sutu-ana-anne-sut.jpgquot; alt=quot;kolostrum, anne, anne sütüquot; /gt;

Besin maddelerinden zengin olan bu ilk sütün içinde ayrıca bebeği hastalıklardan kouyan bazı maddelerde vardır. Bu nedenle bu sütün bebeğe verilmesi yararlıdır. Anne sütünün içinde bebeğin büyüyüp gelişmesine yararlı olan proteinler, yağ, şeker, madensel tuzlar, su ve hastalıklardan koruyan antikorlar bulunur.

Kolostrum, daha sonra salgılanan süte göre, protein, mineral ve vitaminlerden zengin, yağ ve karbonhidratlardan fakirdir.

Bağırsak hareketlerini uyarıcı etkisi vardır. Bu da bebeğin mekonyumu kolayca çıkarmasını sağlamaktadır.</description>
<link>http://www.beslenme.gen.tr/Cocuklarda_beslenme/Kolostrum.html</link>
</item>

<item>
<title>Anne sütünün bileşimi</title>
<category>Cocuklarda_beslenme</category>
<description>Her annenin sütü vardır ve bebeğinin tüm ihtiyaçlarını karşılayacak nitelikte ve miktarda salgılanır. Anne sütünün yapısı ve bileşimi pek çok önemli faktörle ayarlanmaktadır.

lt;img src=quot;images/ana-sutu.jpgquot; alt=quot;anne sütüquot; /gt;

Örneğin ; 

Laktasyon evresine,
Prematüre doğum olup olmamasına,
Annenin psikolojik durumuna,
Anne, bebek iletişiminin kalitesine,
Annenin beslenme durumuna,
Bebeğin süte gereksinimine,

Emzirmenin başında ve sonunda olmasına göre sütün yapısı ve miktarında değişiklikler görülür. Anne sütünün bileşimi, ( D ) vitamini dışında, günümüzde bebek beslenmesi için önerilen minumum gereksinimleri karşılamaktadır. Sadece ilave (D) vitamini vermek gerekir.

Başlıca bileşenler su, süt şekeri ( laktoz ), yağ v proteindir. Anne sütündeki demir, çinko ve kalsiyum bebeğin bağırsaklarından daha iyi emilir. Bu nedenle raşitizm ve anemi daha az görülür. Anne sütünde başlıca salgısal lg a ( Slg A ) yani Serum İmmün Globilin Albümin olmak üzere immünglobülinler (lg), granülosit, T ve B lenfositleri bulunur. Bu salgısal lg ve hücreler yenidoğanı enfeksiyonlardan korur. Kolostromun SlgA düzeyi çok yüksektir. Bu nedenle kolostrum bebeğe verilmelidir. Böylece bek, karşılaşma olasılığı çok olan mikroorganizmalara karşı antikor kazanmış olur.

Anne sütü immünolojik komponentler içerdiği için bebeği allerji belirtilerden korur. Bu nedenle inek sütünde allerjik isaller görüldüğü halde anne sütü ile beslenen bebeklerde görülmez. Anne sütü ile sağlanan bu korunma, karışık beslenmeye göre daha fazladır.

Anne sütünün sindirimi formül sütlerden daha kolaydır. Anne sütündeki en önemli protein kolay parçalanan bir proteindir. Anne sütnde sindirimi kolay olan doymamış yağlar bulunur. Büyüme için önemli olan bu esansiyel yağ asitlerinden linoleik asitte anne sütünde yeterli miktarda bulunur. Bebek emerken başlangıçtaki sütle, emme sonuna doğru gelen sütün yağ miktarıda değişir. Sona doğru yağ içeriği artar. Bu daha yağlı süt, bebekte doyma hissini ortaya çıkarır. Şişmanlık gelişmesini önlemek açısından da bu his önemlidir.

Bebekler doğumdan hemen sonra sütü olsun olmasın emzirilmelidir. Böylece hem süt daha erken gelir hemde bebek kolostrumu amış olur. Memelerde süt olduğu ve bebek emdiği sürece su veya şekerli su vermeye gerek yoktur. Anne sütünün bol ve devamlı olması için bebeklerin her istediğinde emzirilmesi gerekir. Bu nedenle anne ve bebeğin 24 saat bir arada olması sağlanmalıdır.

</description>
<link>http://www.beslenme.gen.tr/Cocuklarda_beslenme/Anne_sutunun_bilesimi.html</link>
</item>

<item>
<title>Anne sütü ile beslenme</title>
<category>Cocuklarda_beslenme</category>
<description>Sağlıklı ve normal bir yaşam, doğumdan başlayarak dengeli ve yeterli beslenme ile sağlanmaktadır. En ideal besin, anne sütüdür. Yeterli ve uzun sürli anne sütü sağlamak amacıyla emzirme işlemi doğumla birlikte başlamalıdır. Bebek doğar doğmaz sıcak bir havluya sarılarak kundaklanmadan annee koynuna koyulmalı ve emzirilmelidir.

lt;img src=quot;images/ana-sutu.jpgquot; alt=quot;anne sütüquot; /gt;

Bu şekilde doğumdan sonra emme refleksinin en kuvvetli olduğu ilk 30 dakikaya kadar emme uyarısı yapılmış olur. Bebeğin doğumu izleyen günlerdeki arama, emme refleksi anne ve çevre tarafından yanlış değerlendirilerek, bebeğin doymadığı düşüncesi ile ek mama verilmektedir. Bu nedenle ilk 4 ay içinde karma beslenme yapılan bebeklerde;anne sütü erken dönemde kesilmektedir. Anne sütünün oluşmasını sağlayan sistemler bir bütün olarak çalışmakta ve dengeli bir şekilde ayarlanmaktadır. Dışarıdan ilaveler bu sistem çalışmasını bozmakta ve anne sütünü yeterli ve dengeli beslenmesini engellemektedir.

Anne sütü ile beslenmenin önemi nedir ?

Süt çocuğu beslenmesinde anne sütü içerik ve kalite olarak hiçbir gıda ile kıyaslanamaz. Anne sütü bebeğin günlük tüm ihtiyaçları için hazırlanmakta ve salgılanmaktadır. Emzirme sırasında bile ihtiyaca göre değişime uğramaktadır. 4-6 ay tek başına D vitamini dışında bebeğin tüm besin ihtiyaçlarını karşılayabilmektedir, anne sütü. Anne sütü doğumdan kolostrum, geçiş sütü ve sonrada olgun süt olarak protein, karbonhidrat, mineral ve vitaminlerin bileşimleri ile bebeğin ihtiyacı oranında değişerek sağlanmaktadır. Prematüre bebeklerde bu değişim daha belirgin olarak görülmektedir.

Anne sütünün enfeksiyonlara karşı koruyuculuk etkisi 4-6 ay belirgindir. Hatta anne sütünün bu özelliği bebek memeden kesildikten sonra bile ilk bir yıl boyunca devam etmektedir. Anne sütündeki antikorlar bebekleri, enfeksiyon hastalıklarından korumaktadır.

Her zaman steril hazır ve ekonomiktir. Şişmanlığı, fazla beslemeyi önlemektedir. Anne sütü alan bebeklerin böbrek solüt yükü ve sıvı gereksinimi kendiliğinden ayarlanmaktadır. Anne sütü allerjen değildir. Bu nedenle allerjik ishaller görülmez. Çocuğun her türlü gelişimine ve özellikle psikolojik gelişimine olumlu etkileri vardır. Anne ve bebek iletişimini sağlar.

Anne ve bebekte kanser insidansının (sıklığının) azalmasında etkilidir.

Emzirme; diş gelişiminde en önemli etkiyi yaparak ağız yapısı ve kalıcı dişlerin anatomik bozukluğunu önler. Anne sütü 4 - 6 ay tam yeterli verilmeli, 6- 12 ayda ise ek besinlerle birlikte emzirmeye devam edilmelidir. Anne sütünün inek sütü ve hazır mamalara göre sindirimi daha kolay ve sağlıklıdır. Çünkü bebekte bulunmayan ve sindirime yardımcı olan lipaz, amilaz enzimleri anne sütün de bulunur. Bebeğin büyüme ve gelişmesi için gerekli, minerallerden çinko, demirin emilimini kolaylaştırır.

Anne sütünde inek sütünden  kat daha fazla bulunan linoleik asit bebeğin büyümesinde önemli rol oynar. Protein ve mineral miktarı inek sütüne göre daha azdır. Ancak anne sütündeki bu miktar, bebeğin ihtiyacını karşılamaya yeterlidir. Ayrıca idrarla fazla potein ve mineralin dışarı atılmaması anne sütü ile beslenen bebeklerde böbreğin yükünü hafifletir.

Anne sütünün içerdiği yağ miktarı emme süresine bağlı olarak değişir. Öğünün sonunda gelen sütün yağ miktarı daha fazladır ve bebekte tokluk hissine yol açar. Bu durum bebeğin şişman olmasını önler. Böylece ileri yaşlarda ortaya çıkabilecek arteroskleroz (damar sertliği) ve şişmanlığın neden olabileceği diğer hastalıklardan bebeği korur.

Anne sütündeki kolesterol miktarı hazır mama ya da inek sütüne oranla daha yüksektir. Ancak bu yüksek kolesterol ilk aylarda gerekli enzim sistemlerini geliştirir. Böylece ileri yaşlarda arteroskleroza yol açan yağların birikimini önlemek açısından çok önemlidir.

Anne sütünde yüksek miktarda laktoz bulunur buda kalsiyumun emilimii arttırır. Ayrıca baırsaklarda vücut için yararlı olan laktobasillerin üremesini sağlar. ( A ) ve ( C ) vitamini inek sütüne oranla daha fazladır, çünkü anne sütü çiğ olarak alınır. Vitaminler zarar görmez. Anne sütü ile beslenen bebeklerin altı daha az pişer.

Erken doğum yapanlarda süt bileşimi normal doğum yapanlara oranla farklıdır. Daha fazla protein ve tuz içerdiğinden preterm bebeğin ihtiyacını karşılamaya yeterlidir.

</description>
<link>http://www.beslenme.gen.tr/Cocuklarda_beslenme/Anne_sutu_ile_beslenme.html</link>
</item>

<item>
<title>Enfeksiyöz mononükleoz</title>
<category>Saglik</category>
<description>Enfeksiyöz mononükleoz nedir ?
Muhtemelen bir virüsten ileri gelen bir enfeksiyon hastalığıdır. Çok kez çocuklarda, erginliğe varanlarda, okullarda, kollejlerde ve başka topluluklarda meydana gelen hafif epidemik bir hastalık halinde de görülebilinir.

lt;img src=quot;images/Enfeksiyoz.jpgquot; alt=quot;Enfeksiyöz mononükleozquot; /gt;

Bu hastalık nasıl bulaşmaktadır ?
Muhtemelen havadan gelen bir damlacık enfeksiyonudur.

Enfeksiyöz mononükleozun gelişme süresi ne kadardır ?
Beş günle iki hafta bir süre içerisinde gelişebilir.

Enfeksiyöz mononükleozun belirtileri nelerdir ?
Ateş, baş ağrısı, vücudun çeşitli kesimlerinde rahatsızlıklar ve ağrılar, boyunda, belde ve koltuk altlarındaki lenf bezlerinin şişmeleri. Dalak büyür ve kalp hücrelerinde bazı değişiklikler meydana gelir.

Hastalık kesin olarak nasıl teşhis edilir ?
Bazı özel kan tahlillerinin yapılmasıyla.

Bu hastalığın olağan gidişi nedir ?
Kendi kendini sınırlayan bir hastalıktır ve nadiren görülen birkaç istisnalar dışında bir ile üç hafta arasında iyileşir. Bazı vakalar aylarca da sürebilir.

Enfeksiyöz mononükleoz hastalığının komplikasyonları nedir ?
Komplikasyonları çok sayıda olmamakla beraber, ciddî olabilir. Bunlar arasında şunlar vardır:
1. Boğaz enfeksiyonu.
2. Ciğerin etkilenmesi, sarılık ve kara sarılıkla.
3. Dalak yırtılması.
4. Sinir sisteminin etkilenmesi ve menenjit veya ansefalit (beyin iltihabı) meydana gelmesi. Bu vakalar çok nadirdir.

Bu hastalığı kesin olarak teşhis eden kan testi hangisidir ?
quot;Heterophile agglutinationquot; testi.

Enfeksiyöz mononükleozun belirli bir tedavisi var mıdır ?
Hayır. Antibiyotikler tâli bakteri enfeksiyonların önlemek için kullanılmıştır; fakat hastalığın tedavisi için belli bir usul bilinmemektedir. Ateş olduğu müddetçe yatakta istirahat çok önemlidir ve ateş geçtikten birkaç gün daha hasta yataktan çıkmamalıdır. Eğer karaciğer etkilenmişse bu yatakta kalma süresi daha da uzatılmalıdır. Bu hastalık için bilinen bir tedavi yoksa da yaklaşık bütün vakaların kendiliklerinden iyileşmekte oldukları hatırlanmalıdır.

Enfeksiyöz mononükleoz öpüşmeyle bir insandan başkasına bulaşır mı ?
Bunun öyle olduğu ve genellikle gençlerde meydana geldiği sanılmaktadır.

Eğer birisinde bu hastalık varsa ve haftalarca bazen de aylarca inatla devam etmekteyse bu hastanın yatakta tutulması ve başkalarından tecrit edilmesi gerekir mi ?
Hayır gerekmez. Çünkü Böyle bir kişi, ateşi düştükten sonra okuluna veya işine dönebilir. Ancak, hastalığı başkasına bulaştırabileceği için bu kimse başkalarıyla yakın temaslardan kaçınmalıdır.


</description>
<link>http://www.beslenme.gen.tr/Saglik/Enfeksiyoz_mononukleoz.html</link>
</item>

<item>
<title>Cüzzam hastalığı</title>
<category>Saglik</category>
<description>Cüzzam neden ileri gelir ?
Hansen basili diye adlandırılmış olan bir mikroptan ileri gelir.

lt;img src=quot;images/cuzzam.jpgquot; alt=quot;cüzzam, cuzzamquot; /gt;

Cüzzam çok bulaşıcı mıdır ?
Hayır bulaşıcı bir hastalık değildir. Cüzzam çok az bulaşıcı bir hastalıktır ve nasıl bulaştığı da kesin olarak bilinmemektedir.

Cüzzamın belirtileri nelerdir ?
Deri kalmlaşabilir ve deride yumrulara rastlanılabilinir. Saçların dökülmesi, kemiklerde ve eklemlerde meydana gelen şekil bozuklukları sinirlere tesirinden vücudun bazı yerlerinde his eksikliği, cüzzamın belirtileri arasında gelmektedir.

Cüzzamdan iyileşme imkânları var mıdır ?

Bu hastalığın cinsine ve ilerleme oranına bağlıdır. Bazı hallerde bir kısım tahribat olduktan sonra belirtiler kendiliklerinden kaybolur ve sonradan yeniden kendilerini gösterirler. Bazı hallerde hastalık yirmi yıl ve bazen de daha uzun süre devam eder.

Cüzzamı tesirli şekilde tedavi etmek yolları var mıdır ?

Evet vardır. Birçok sulfone ilâçlarıyle çok iyi sonuçlar elde edilmiştir. Tedavi özel hastanelerde ve kesimlerde yapılmaktadır. Günümüzde çabuk teşhis ve iyi plânlanmış tedavi yöntemleriyle cüzzamın tahribatının durdurulması ve tedavi edilmesi şansları yüksektir.

Cüzam hastalarının hepsi sakat olur mu?

Eğer lepralı hastalara geç tanı konulursa ya da doğru tedavi edilmezlerse, hastalığın seyri sırasında çevresel (periferik) sinir dokusunda oluşan yıkıma bağlı olarak özellikle el, ayak ve gözde bazı şekil bozuklukları ve sakatlıklar ortaya çıkabilir. Zamanında tanı konularak etkin tedavi gören hastalarda sakatlık olmaz.
</description>
<link>http://www.beslenme.gen.tr/Saglik/Cuzzam_hastaligi.html</link>
</item>

<item>
<title>Veba hastalığı</title>
<category>Saglik</category>
<description>Veba nedir, tanımı nedir ?
Eski zamanlarda ve Ortaçağamp;#8217;da, Avrupaamp;#8217;da ve Asyaamp;#8217;da feci salgınlar halinde gelmiş olan çok vahim bir hastalıktır. O zamanlarda bu hastalık «Kara Ölüm» olarak tanınmaktaydı. Son büyük veba salgını 1900amp;#8242;de Hindistanamp;#8217;da olmuştu.

lt;img src=quot;images/veba.jpgquot; alt=quot;vebaquot; /gt;

Veba günümüzde yaygın bir hastalık mıdır ?
Hayır yaygın bir hastalık değildir.. Vebanın ortadan kaldırılması için girişilen geniş çaptaki mücadelelerden sonra büyük salgınlara rastlanmamıştır.

Veba nasıl bulaşır ?

Vebayı getiren bakteriler fareler üzerindeki pirelerde bulunur. Bu hastalığı insanlara bu pireler bulaştırmaktadırlar.

Veba nasıl önlenir ?
Fareleri ortadan kaldırarak önüne geçilebilir, çünkü bu hastalık farelerden bulaşmaktadır.

Vebanın belirtileri nedir ?

Nöbet, ciddî titremeler, kusmak, büyük ölçüde susamak, sabahları gelen ishal, deride kan lekeleri ve lenf bezlerinin büyümeleri.

Hıyarcıklı vebası nedir ?

Bu ciğerlere tesir eden bir veba türüdür. Bu hastalık «droplet» enfeksiyonu ile insandan insana geçebilir.

Veba ciddî bir hastalık mıdır ?

Evet ciddi bir hastalıktır. Geçmiş yıllarda en öldürücü hastalıklardan biriydi. Ancak günümüzde geliştirilen streptomisin ve sulfa ilaçlarıyla eskiden % 90 oranında olan öldürücü tesiri % 20amp;#8242;ye indirilmiştir.</description>
<link>http://www.beslenme.gen.tr/Saglik/Veba_hastaligi.html</link>
</item>

<item>
<title>Bruselloz</title>
<category>Saglik</category>
<description>Bruselloz yalnız insanlarda rastlanan bir hastalık mıdır ?

Hayır. Hayvanları etkiler, özellikle büyükbaş hayvanları, domuzlan ve keçileri. Brusella olarak adlandırılan bir mikropla gelir. İnsanlara bu hastalanmış hayvanların sütüyle, bu hayvanlarla ve bunların dışkılarına temasla gelir.

lt;img src=quot;images/bruselloz.jpgquot; alt=quot;brusellozquot; /gt;

Bruselloz insandan insana bulaşır mı ?

Hayır insanlardan insana bulaşan bir hastalık değildir.

Bruselloza yakalanma ihtimalleri olanlar kimlerdir ?

Bu hastalığa genellikle veterinerlerde, et ambalajcılarında, kasaplarda, süt hayvanı yetiştiricilerinde ve büyükbaş hayvan besleyenlerde rastlanmaktadır.

Brusellezun belirtileri nelerdir ?

Yüksek ateş, titreme, vücut rahatsızlıkları ve sancıları, çok fazla terleme ve kilo kaybı. Ateş genellikle gelip gidicidir ve arada uzun süre normal ateş olmaktadır. Bu belirtiler bir yıl veya daha uzun süreler devam edebilir. Bruselloz kronik olur ve tedavi edilmezse bu belirtiler daha birçok yıl devam edebilir.

Bu hastalığın akut bir türü var mıdır ?
Evet vardır, Çünkü Bu tür iki veya üç hafta süreli olur ve tifo, sıtma veya veremle karıştırılmamalıdır.

İnsanda bruselloz nasıl önlenebilir ?

Sütün pastörize edilmesiyle. Ayrıca etle uğraşmak zorunda olan kişilerin eldiven giymeleri gereklidir. Bu gibi kişilerde bütün deri yara ve bereleri derhal tedavi edilmelidir. Hasta olduğu teşhis edilen hayvanlar hemen ayrılmalıdır.
</description>
<link>http://www.beslenme.gen.tr/Saglik/Bruselloz.html</link>
</item>

<item>
<title>Tularemi hastalığı</title>
<category>Saglik</category>
<description>Tularemî nedir ve nasıl bulaşır ?
Bir basil ile bulaşarak gelen akut bir hastalık olup belirtileri deride yara veya ülserlerin meydana gelmesidir. Hastalık tifo nöbetine benzerliği olan yüksek ateşle gelmektedir. Yabanî hayvanlarda özellikle tavşanlarda görülen bir hastalıktır. Kan emen haşereler tarafından etrafa bulaşmaktadır. Son on yıl içerisinde bu hastalığa tetanostan fazla rastlanmıştır.

lt;img src=quot;images/tulerami.jpgquot; alt=quot;tülaremiquot; /gt;

İnsanlar bu hastalığa nasıl yakalanır ?
Bu hastalık genellikle avcılarda, tavşan derisi veya başka hayvan derileri yüzen kasaplarda, mikroplanmış tavşanlara elleyen ya da . besleyen çiftçi ve laboratuvar işçilerinde rastlanmaktadır.

Tularemi nasıl önlenebilir ?
Yabanî tavşan veya başka kemirgen hayvanlara ellerken çok dikkatli olmakla. Bu hayvanların kürklerinden kenelerin ayıklanmasına önem verilmeli ve keneler tarafından ısırılmamak için gerekli giysiler kullanılmalı. Yenecek olan herhangi bir av etinin adamakıllı kaynatılması da gereklidir.

Tularemiye karşı tesirli bir aşı var mıdır ?
Evet, ancak tesirli olabilmesi için temastan en az üç hafta önce yapılması gerekmektedir. Avcılar, kasaplar, çiftçiler ve laboratuvar işçileri, bu gibi hayvanlarla temasları olanlar bu önleyici aşıyı yaptırmaları gerekmektedir.

Tularemi nasıl tedavi edilir ?
Streptomisin genellikle hastalığı süratle geçirir.
</description>
<link>http://www.beslenme.gen.tr/Saglik/Tularemi_hastaligi.html</link>
</item>

<item>
<title>Afrika humması</title>
<category>Saglik</category>
<description>Afrika humması nedir ve nasıl bulaşır ?

Bu hastalık kendisini; gelen ateş nöbetleriyle, tamamen iyileşme belirtileri ve bunları takip eden yeni nöbetlerle göstermektedir. Burgu biçiminde bir mikrop olan spiril (spirochete germ), bit veya kene ısırmalarıyla. bulaşmaktadır.

lt;img src=quot;images/sari-humma.jpgquot; alt=quot;humma, afrika hummasıquot; /gt;

Afrika humması hangi ülkelerde görülmektedir ?

Bitle gelen hastalık genellikle Avrupa ve Afrika kıtaları ile Hindistanamp;#8217;da görülmektedir. Kene ile gelen hastalıksa ABDamp;#8217;de yaygındır.

Afrika hummasına karşı bir aşı var mıdır ?
Hayır.

Bulaşıcı veya salgın sarılık
Bulaşıcı sarılık, bulaşıcı kara sarılık (hepatitis) hastalığı ile aynı mıdır ?
Hayır. Bu hastalık bir spirokerle geçmektedir ve taşıyıcıları farelerdir. Hastalık fare ısırmasıyla ve fare pisliği veya idrarı ile bulaşmış olan su ve yiyeceklerden de gelebilmektedir.

Bulaşıcı sarılık genellikle nerelerde bulunur ve bu hastalığa yakalanması muhtemel kişiler hangileridir ?
Bu hastalığa genellikle liman işletmelerinde, yük iskelelerinde, lağımlar ve kanalizasyonlar ile farelerin en çok bulunduğu yerlerde rastlanmaktadır. Liman işçileri, kanalizasyon işçileri ve maden işçileri bu hastalığa yakalanma ihtimalleri çok olan kişilerdir.

</description>
<link>http://www.beslenme.gen.tr/Saglik/Afrika_hummasi.html</link>
</item>

<item>
<title>Dang hastalığı</title>
<category>Saglik</category>
<description>Dang hastalığı nedir ?

Dang hastalığı bir virüs ile gelişen ve sivrisinek ısırmasıyla bulaşan tropikal bir hastalıktır.

lt;img src=quot;images/sitma-bebek.jpgquot; alt=quot;dangquot; /gt;

Dang hastalığı önlenebilinir mi ?
Evet önlenebilir, Çünkü bu hastalığı taşıyan sivrisinekleri imha ederek veya kontrol altına alarak. Sivrisineklerin üredikleri yerlerin üzerine DDT püskürtülmelidir.

Dang hastalığını önleyecek bir aşı var mıdır ?
Hayır, ancak bu yolda bilimsel araştırmalar hayli ilerlemiş durumdadır ve yakında bir aşı bulunacağı umulmaktadır.</description>
<link>http://www.beslenme.gen.tr/Saglik/Dang_hastaligi.html</link>
</item>

<item>
<title>Sarı humma hastalığı</title>
<category>Saglik</category>
<description>Sarı humma nedir ve nasıl bulaşır ?

Bu bir virüsün getirdiği hastalıktır. Bulaşması, daha önceden bu hastalıklı olan bir kişiyi sokmuş olup mikrobu taşıyan bir sivrisineğin dişisi (aedes aegypti) tarafından sokulmakla alınmaktadır.

lt;img src=quot;images/sari-humma.jpgquot; alt=quot;sarı hummaquot; /gt;

Günümüzde bu hastalık neden hâlâ önemli sayılmaktadır ?
Çünkü sarı hummanın hâlâ görüldüğü yerlerden uçak yolcuları geçmektedir. Bu enfeksiyonun bulunduğa mıntıkadan tek bir vakanın bile gelmesini önlemek büyük önem taşımaktadır. Bu bulaşıcı hastalığın bulunduğu yerlere gidecek veya oradan geçecek olan yolcuların bu hastalığa karşı aşı olmaları şarttır. Bu hastalık tifo, sıtma, enflüenza, dang veya bir tür kara sarılıkla karıştırılabilmektedir.</description>
<link>http://www.beslenme.gen.tr/Saglik/Sari_humma_hastaligi.html</link>
</item>

<item>
<title>Sıtma hastalığı</title>
<category>Saglik</category>
<description>Sıtma nedir ?
Dört tip parazitten biriyle gelen bulaşıcı bir hastalıktır. Mikrobu taşıyan bir sivrisineğin ısırmasıyla veya sıtmalı birinden kan nakli yapılmasıyla gelmektedir.

lt;img src=quot;images/sitma-bebek.jpgquot; alt=quot;sıtmaquot; /gt;

Sıtmanın teşhisi nasıl yapılır ?
Hastanın kan hücrelerinde bir sıtma parazitinin bulunmasıyla. Sıtmalı bir bölgede bulunmuş olan kişide periyodik titremeler ve ateş yükselmesi görüldüğü zamanlar bu hastalıktan şüphe edilmelidir.

Sıtmayı önleyici bir aşı var mıdır ?
Hayır.

Bu hastalık nasıl önlenebilir ?
Sivrisineklerin üremesi için yararlı yerleri ortadan kaldırılması veya kontrol altına alınmasıyla. Mikroplu sivrisineklerin bulunduğu bilinen yerlerde cibinlik, kapı ve pencerelerde sinek teli kullanılmasıyla. Bu şekilde hastalığı getirebilecek sivrisineğe karşı korunulmuş olunacaktır.

Sıtmanın etkili tedavi yolu var mıdır ?
Evet. Vakaların büyük çoğunluğu atabrin veya klorokin (chloro-quine) gibi ilâçlarla tedavi edilebilmektedir. Bunlar şimdi eskiden kullanılmakta olan kininin yerini almışlardır. Son yıllarda bu ilâçların da tesir göstermediği bir sıtma paraziti görülmüştür. Bu yüzden yeni tür ilâçların bulunması için bilimsel araştırmalar aralıksız devam etmektedir.

Sıtma tam olarak tedavi edilmediği takdirde uzun süre tekrarlama eğilimleri gösterebilir mi ?
Geçmiş yıllarda, sıtmalılar yıllar boyunca arada sırada sıtma nöbetlerine yakalanırlardı.
</description>
<link>http://www.beslenme.gen.tr/Saglik/Sitma_hastaligi.html</link>
</item>

<item>
<title>Tifo hastalığı</title>
<category>Saglik</category>
<description>Tifo nedir ve bu hastalığa nasıl yakalanılır ?

Tifo, tifo basillerinin meydana getirdiği genel bir hastalıktır. Mikroplanmış gıda maddelerinden, süt ve sudan bulaşır (genellikle bulaşık pisliği veya suların bulaşmasıyla). Sinekler yoluyla de yayılabilmekte olan bu hastalık, aynı zamanda enfekte olan bir maddeyle yapılacak temasla da bulaşabilmektedir.

lt;img src=quot;images/tifo-el-yikama.jpgquot; alt=quot;el yıkama, tifoquot; /gt;

«Tifo taşıyıcısı (portör) ne demektir ?

quot;Tifo taşıyıcısıquot; bu hastalığı bir kez çeken, tamamen iyileşmiş olan, fakat canlı mikropları vücudunda taşımaya devam eden kişidir. Bu gibi bir taşıyıcı, özellikle gıda maddeleri ile ilgili bir meslektense, hastalığın toplumda büyük ölçüde yayılmasına neden olabilecektir.

Tifonun yayılmasını önlemek için başvurulacak metotlar nelerdir ?

İçilecek ve kullanılacak suların temizlenmesi ve sütlerin pastörize edilmesi gerekli tedbirlerdir. «Tifo taşıyıcıları» teşhis edildikten sonra başkalarının yiyecekleri maddelerden uzak tutulmalıdır. Tifo vakalarının erken teşhis edilmesi ve hastanın öteki insanlardan tecrit edilmesi gereklidir. Tifoya yakalanan hastanın bütün giysileri, eşyaları ve dışkıları sterilize edilmeli ve bu hastanın başkaları ile teması önlenmelidir.

Tifoyu önleyen aşılar tesirli midir ?

Evet tesirlidir. Bağışıklığı artırmak için yapılan ek aşılar eğer her üç veya dört yılda bir yapılırsa hastalığa karşı bağışıklığı artırmaktır. Tifo aşıları aşağıda gösterilen hallerde yapılmalıdır:
1. Su temizliği şüpheli olan ve tifo vakaları olduğu bilinen bir ülkeye seyahat ederken,
2. Tifo salgınlarında.
3. Bu hastalığa yakalanmış bir kişi ile temas edilmişse.

Tifo hastalığında kesin teşhis nasıl elde edilir ?
Hastalığın ikinci haftasında pozitif (müspet) belirtiler gösteren özel bir kan muayenesi usulü vardır. Bunun adı Gruber-VVidal testidir. Ayrıca, genellikle hastalığın ilk haftasında hastanın kan, idrar veya dışkısından laboratuarda geliştirilen bir mikroptan hastalık teşhis edilebilinmektedir.

Tifoda mikropların gelişmesi devri (incubation perios) nin süresi ne kadardır ?
Genellikle dört ilâ altı hafta.

quot;Pembe noktalarquot; neyi ifade eder ?
Bunlar deride, genellikle göğüste ve karında meydana gelen küçücük kırmızımtırak noktalardır. Bunlar çoğunlukla hastalığın yedinci ve onuncu günleri arasında belirir.

Tifonun ciddî komplikasyonları olabilir mi ?
Evet, En ciddî iki komplikasyon bağırsaklarda kopma ve bağırsaklarda kanama olmasıdır. Ancak, bunlar çok kez meydana gelmez.

Tifo hastası ne kadar süre sonra yataktan çıkabilir ?
Ateşi normale düştükten bir hafta sonra yatakta oturur vaziyete getirilebilinir. Bundan üç dört gün sonra da yataktan çıkabilir.

Bir tifo hastasının iyileştiği nasıl anlaşılır ?
Devamlı olarak yapılan dışkı tahlilleri ve kültürleri tifo mikrobunu göstermeyinceye kadar ve tam bir quot;menfiquot; (negatif) rapor alınınca. Bu tür tahliller hastanın quot;tifo taşıyıcısıquot; olmadığını da tespit edecektir.

Günümüzde tifo nasıl tedavi edilir ?
1. Yatakta istirahat.
2. Gereken besinin alınmasını temin için alınacak ilâçlar.
3. Çabuk bir tedaviyi geliştireceğini göstermiş olan yeni tür antibiyotiklerin alınması.</description>
<link>http://www.beslenme.gen.tr/Saglik/Tifo_hastaligi.html</link>
</item>

<item>
<title>Bulaşıcı hastalıkların nedenleri</title>
<category>Saglik</category>
<description>Bulaşıcı hastalıkların sebepleri nedir ve bunların her birinden örnekler ?

1. Bakteriler (tifo, zatürree vb.).
2. Protozoa (amipli dizanteri, sıtma).
3. Rickettsia (tifüs, rocky mountain lekeli nöbet).
4. Virüs (enflüanza, çiçek hastalığı, kızamık).
5. Mantarlar (dezidroz, blastomikoz).

lt;img src=quot;images/bulasici-hastalik.jpgquot; alt=quot;bulaşıcı hastalıkquot; /gt;

Bakteri ile virüs arasındaki fark nedir ?

Bakteriler normal bir mikroskop altında görülebilir. Virüsler ise, çok ufak olduklarından, ancak çok kudretli olan bir elektron mikroskopu altında görülebilmektedirler. Bakteriler çok ince delikli filtreden büyükleri nedeniyle geçemezken, virüsler bunlardan kolaylıkla geçebillcek kadar küçüktürler.

Bakteriler ve virüsler, gelişme ve çoğalmaları için canlı hücrelere ihtiyaç duyarlar mı ?
Bakterilerin buna ihtiyaçları yoktur. Onlar canlı olmayan maddelerle büyüyüp üreyebilmektedirler. Virüsler ise ancak canlı doku hücrelerinde gelişip üreyebilirler. Bu hücreler hayvan veya insan
hücreleri olabilir. Yeni doku kültür teknikleri sayesinde birçok yeni virüs tesbit edilmiştir ve bunların bazılarının, bugün artık belli olan hastalıkları geliştirmekte oldukları bilinmektedir.

Virüs hastalıkları nasıl yayılır ?
Temesla, havada virüsün damla halinde kalmasıyla ve sivrisinek, bit, tahtakurusu vb. gibi taşıyıcıların aracılığıyla.

Bakteri ve virüsler antibiyotik ve başka kimyasal ilâçlara karşı aynı tepkiyi gösterirler mi ?
Hayır. Birçok bakteri antibiyotik ve kemoterapik ilâçlar (penisilin, Mycin grubu, sulfa grubu vb.) ilâçlarla ölür veya etkisiz kalırken, virüslere bu gibi ilâçlar tesir etmemektedir.

Bir virüs hastalığına yakalanan kişideki virüs, o hastayı aynı hastalığının tekerrürüne karşı korur mu ?
Her zaman değil. Birçok hallerde; çiçek hastalığı, kızamık, çocuk felci ve benzeri hastalıklara yakalanan bir hasta ikinci kez bu hastalığa tutulmaz. Fakat, soğuk alma, enflüenza vb. hastalıklardaki virüs koruyucu değildir ve aynı hastalık defalarca tekerrür edebilir.

Virüs hastalıklarına karşı bağışıklık nasıl temin edilebilir ?

Ölmüş veya zayıflamış virüslerden geliştirilen aşıların kullanılmasıyla. Örneğin çocuk felci ve enflüenza aşıları. Kızamık aşıları (hem canlı ve hem de zayıflatılmış virüslerden geliştirilmiş) ve kızamıkçık ve kabakulak için geliştirilmiş aşılar günümüzde genel olarak kabul edilmiş ve kullanılmaya başlanmıştır.

Normal soğuk algınlığına karşı tesirli bir aşı var mıdır ?
Hayır, henüz yoktur. Ancak bu yolda çalışmalara devam edilmektedir ve ileride böyle bir aşının bulunacağı kuvvetle umulmaktadır.

</description>
<link>http://www.beslenme.gen.tr/Saglik/Bulasici_hastaliklarin_nedenleri.html</link>
</item>

<item>
<title>Beslenme şekilleri</title>
<category>Bebeklerde_beslenme</category>
<description>Gebelik ve laktasyon dönemleri biyolojik olarak birbirinin devamıdır. Gebelik süresince besin maddeleri, plasenta yolu ile fetusa geçerken, doğumdan sonra plasentanın bu fonksiyonları beslenme yolu ile yerine getirilebilmektedir. Hayatın ilk bir kaç yılı sağlıklı biryaşamın temellerinin atıldığı son derece önemli bir dönemdir.

lt;img src=quot;images/bebek-sindirim-sistemi.bmpquot; alt=quot;bebekquot; /gt;

Bu dönemde anne sütü bebeğin gereksinim duyduğu besin maddelerini uygun miktar ve kalitede içermesi, ayrıca enfeksiyonlara karşı koruyucu özellikleri ile tek fizyolojik bebek besinidir. Bebeğin fizyolojik ve psikososyal gereksinimlerini 4 -  6 ay tek başına karşılar. Bu aylardan sonra uygun ek besinin ilavesi, onun yaşamına malnütrüsyon ve enfeksiyon tehlikesinden uzak sağlıklı bir başlangıç yapmasını sağlar.

Bebek beslenmesinde amaç, süt çocuğunun sağığının korunması olduğu gibi, normal büyüme ve gelişmesinin sağlanmasıdır. Çocuklarda yetersiz ve dengesiz beslenme (malnütrüsyon) önemli hastalıklara yol açarken aşırı beslenmede obesiteye ve yaşamın ileri yıllarında artherioskleroza yatkınlığın artmasına neden olabilir.

Yenidoğan bebeğin sağlıklı bir şekilde büyüyüp gelişmesi başarılı bir beslenme ile sağlanır. Bebeğin beslenme alışkanlığı iyi bir dengeye oturtulursa, duygusal gelişimide olumlu yönde etkilenir. Beslenme saati anne ve çocuk için zevkli bir period olmalıdır. Beslenme sırasında annenin ruhsal durumu yavrusunu da etkiler. Sinirleri gergin ve kolayca heyecanlanan annelerin bebekleri mama saatlerinde zorluk çıkarabilirler.

Bebek beslenmesi 3 şekilde yapılır, Bunlar;

Doğal beslenme ( anne sütü) : Bebeğin ilk 4 - 6 y yalnız anne sütü ile beslenmesidir.

Karışık beslenme : Anne sütü - inek sütü veya toz sütleri (formula) birlikte kullanarak yapılan beslenmedir.

Yapay beslenme : Anne sütünün olmadığı durumlarda yalnız inek sütü, toz süt (formula) vb. anne sütü dışı gıdalarla bebeğin beslenmesidir.

Bebek için en ideal beslenme biçimi anne sütü ile yapılan doğal beslenmedir. Ancak bazı koşullar vardır ki anne sütü bu koşullarda bebeğe verilemez.</description>
<link>http://www.beslenme.gen.tr/Bebeklerde_beslenme/Beslenme_sekilleri.html</link>
</item>

<item>
<title>Çocuklarda sindirim sistemi</title>
<category>Cocuklarda_beslenme</category>
<description>Süt çocuğunun sindirim sistemi, yetişkine göre henüz gelişmemiş olduğundan beslenmesinde verilecek yiyeceklerin belirli özelliklerde hazırlanması gerekir. 

lt;img src=quot;images/bebek-sindirim-sistemi.bmpquot; alt=quot;bebek, çocuk, sindirim sistemiquot; /gt;

Bunlar ; 

1. Süt çocuklarının dişleri 6 ila 9 aylarda çıkmaya başladığına göre çocuklara verilecek besinler çiğnenmeden emilerek yenilecek kıvamda olmalıdır.

2. Süt çocukluğunun ilk dönemlerinde nişastalı gıdaların sindirimini sağlayan amilaz enziminin az olduğu ve daha sonraki aylarda arttığı söylenmektedir. Bu nedenle bebeklerin ilk aylardaki beslenmelerine nişastalı gıdaların konulmaması gerekir.

3. Proteinler ve disakkaritler, yenidoğandan itibaren sindirim emzimleri yeterli derece olduğu için sindirilebilmekte ve bu nedenle çocuklar döneme ismini veren sütle, beslenmektedir.

4. Süt çocuğunda safra ve lipaz enzimi yeterli olduğu için, yağların sindirimi normal yapılabilmektedir.

5. Yenidoğanın şeker metabolizması normal olarak sağlanır. Çünkü insülin hormunu yeterlidir. Bebeklerin şeker metabolizması yetişkinlere göre daha hızlıdır. Bu nedenle karaciğerde daha fazla glikojen depo edilmektedir.

6. Süt çocuklarında protein karbonhidrat ve yağ metabolizmasını sağlayan enzimlerde yeterlidir.

7. Besinlerin mideyi terketme hızı her çocukta farklıdır. Bu nedenle her bebeğin aynı aralıklarla beslenmesi gerekmez. Mide asidinin ilk on gün içinde azaldığı daha sonra arttığı bildirilmektedir.

8. Doğumdan sonra çocuk 24 - 32 saat arasında ilk kakasını (mekonyum) yapar. Mekonyumun rengi koyu yeşil ve yapışkandır. Daha sonraki aylarda normal sarı renge döner. Anne sütü ile beslenen bebeklerin kakası sarı ve kıvamlıdır. İnek sütü ile beslenenlerde ise yeşile kaçan renkte ve sulu kıvamlıdır.

9. Bebeğe verilecek besinler bebeğin alabilme yeteneğine göre hazırlanmalıdır. Çocuğun günde ortalama kilo başına 150-175 ml sıvı tüketme gereksinimi vardır. Bu miktar sıvının içinde çocuğun günlük enerji ve besin öğeleri de bulunacağına göre yoğun bir besin maddesi hazırlamak gerekecektir.

10. Çocuğa verilecek besin maddelerinin, hazırlayan kişilerin ve kullanılacak kapların temiz ve sağlık kurallarına uygun olması gerekir. Besinlerde patojen mikroorganizmalar olmamalı ve gelişmemelidir.

11. Süt, bebek beslenmesinde ilk ve temel gıdadır. Süt memeli hayvanlar tarafından da yavruların beslenmesi için salgılanır. Her canlının sütü kendi yavrusu için en ideal, en uygun olanıdır. Çünkü süt, bileşim yönünden o yavrunun büyüme ve sindirim sistemi özelliklerine uygundur.

İnsan ve inek sütünün içerdikleri protein oranı farklıdır. İnek sütünde kazein, insan sütünde ise albumin ve globilin daha çoktur. İnsan sütünün elzem aminoasit görüntüsü, süt çocukluğunun ilk günlerinde onun gereksinimi karşılayacak şekildedir. İnsan sütündeki protein bebek için örnek bir proteindir. Hayvan sütlerinde bulunan B globülinin ise bebekte allerjiye neden olduğu bildirilmektedir.

</description>
<link>http://www.beslenme.gen.tr/Cocuklarda_beslenme/Cocuklarda_sindirim_sistemi.html</link>
</item>

<item>
<title>Çocukların enerji ve besin ihtiyacı</title>
<category>Cocuklarda_beslenme</category>
<description>Çocuğa verilecek besinler, onun sindirim sistemine uygun olmalıdır. Çocuğun dişleri olmadığından, besinler emilebilir kıvamda olmalıdır. Yenidoğan bebeğin beslenmesinde anne sütünün, bebeğin fiziksel, mental ve psikolojik büyüme ve gelişmesinde emzirmenin yerine tam anlamı ile tutabilecek başka bir beslenme yöntemi yok gibidir. Geçerli bir engel olmadıkça bebek mutlaka en azından ilk 6 ay emzirilmelidir. Çocuk beslenmesinde, zorunlu durumlarda hayvan sütleri de kullanılmaktadır. Hayvan sütü değiştirilerek bebeğin sindirim sistemine uygun duruma getirilir. Anne sütü yerine kullanılmak üzere mamalar yapılır.

lt;img src=quot;images/biberon-cocuk.jpgquot; alt=quot;biberen çocuk, bebekquot; /gt;

İnek sütü en çok kullanılan süttür ancak bu da yenidoğan bebek için fazla konstantredir. O nedenle beslenme inek sütü ile gerçekleştirilecekse süt sulandırılır. Süt yerine yoğurt ve özel mamalarda kullanılabilir. Süt çocuklarının beslenme ile almaları gerekli besin öğeleri şunlardır ;

Enerji : Enerji gereksinimi çocuklarda, büyüklere oranda daha fazladır. Çünkü büyüme süreci enerji gerektirir. Bebekler en çok enerji harcadıkları zaman, en hızlı büyüme çağındadırlar. Çocukların değişik yaşlarda enerji gereksinimleri farklıdır. 6- 12 aydaki süt çocuklarının enerji veren besin öğelerine olan ihtiyaçları şöyle açıklanmaktadır.

Yağ ve şekerleri bir grup olarak inceleyecek olursak bu başlık altında katı ve sıvı yağlar, şekerler, pekmez, bal, reçel gibi ayırabiliriz.

Katı ve sıvı yağlar : Günlük ortalama 10 gram.
Şekerler : Günlük ortalama 20 gram.
Pekmez, bal, reçel vb. : Günlük ortalama 10 gram.

Protein : Büyüme çağında protein ihtiyacı da fazladır. Dokuların büyümesi devamlı protein sentezi gerektirir. Bu nedenle büyüme çağında, vücut dokusuna kaliteli protein gereklidir. Düşük kaliteli proteinlerle (soya proteini) bu gereksinim karşılanmaz. Süt çocuklarının protein içeren besinlere olan gereksinimleri şöyle açıklanmaktadır.

Et ve benzeri türlerde ; 

Yumurta : Günlük ortalama 50 gram.
Et ve kuru baklagiller : Günlük ortalama 30 gram

Süt ve türevlerinde ise ; 

Süt veya yoğurt : Günlük ortalama 600 gram.
Peynir : Günlük ortalama 10 gram.

Ülkemizde, yumurta et ve sütle protein gereksinimi karşılanamadığını düşünürsek, düşük kaliteli protein kullanılmak zorunluluğu nedeniyle bu miktarlara ekleme yapmak gerekmektedir.

Mineraller : Yenidoğan bebeğin vücudunda yetişkinlerden daha az mineral bulunur. Ancak büyümenin hızlı olduğu çağda daha çok ihtiyaç duyulur. Bebeğin vücudunda depolanan mineraller özellikle de demir ilk dört ayda gereksinimi karşılar.

Süt çocuğunda, günlük ortalama mineral gereksinimi şöyledir ;

Kalsiyum : 500 mg,
Demir : 5- 10 mg, ( 6 aydan sonra )
İyot : 50 mikrogram,
Magnezyum : 70 mg,
Fosfor : 400 mg,
Manganez : 1- 2 mg,
Potasyum : 0- 4, 0 - 8 gram,
Sodyum : 1 gram,
Kükürt : 0 - 7 mg,
Çinko : 5 - 10 mg.
Flouid : Milyonda bir ( içme - kullanma suyunda ) alınmasına gereksinim vardır.

Vitaminler : Büyümenin hızlı olduğu süt çocukluğu döneminde vitaminlere olan gereksinim de fazladır. Vitaminlere katalizör (aracı) gıdalar olmaları nedeniyle vücuttaki tüm organların yapısında, çalışmasında diğer besin öğeleri ile birlikte görev alırlar. Örneğin kalsiyum kemiklere yerleşmesinde ( D ) vitamini yardımcı olurken, hemoglobinin oluşmasında protein, demir ve (C) vitamini birlikte görev yaparlar. Çocukların vitamin gereksinimlerinde bazılarının günlük ortalama değerleri şöyledir.

A vitamini : 1500 LU, B12 Vitamini :  1 - 2 mcg,
B6 vitamini : 0.3 - 0.6 mg, Folik asit 40 - 60 mcg,
C vitamini : 20-30 mg, D vitamini : 400 LU, bebeklerin gereksinimi olan vitaminlerden bazılarıdır.

Sıvı: Bebeklerin günlük sıvı ihtiyacı vücut ağırlığının her kilogramına ortalama 150-175 ml'dir. Yani 5 kg olan bir bebeğin günlük beslenmesinde ortalama olarak toplam 775-800 ml sıvı bulunmalıdır.

</description>
<link>http://www.beslenme.gen.tr/Cocuklarda_beslenme/Cocuklarin_enerji_ve_besin_ihtiyaci.html</link>
</item>

<item>
<title>Çocuklarda beslenmenin önemi</title>
<category>Cocuklarda_beslenme</category>
<description>Çocukların temel ihtiyaçlarından birisi olan beslenme, büyüme, gelişme ve sağlığın korunmasındaki en önemli faktördür. Bunun için her çocuğun doğumdan itibaren, protein, karbonhidrat, yağ, vitamin ve minerallerden oluşan besin öğelerinden yaşına uygun bir şekilde, her gün yeterli ve dengeli olarak alması gerekir.

lt;img src=quot;images/anne-sutu-ana-anne-sut.jpgquot; alt=quot;çocuklarda beslenmenin önemiquot; /gt;

Çocuklar devamlı büyüyen bir organizmaya sahip oldukları için besin ihtiyaçlarıda yaş dönemlerine göre farklılık gösterir. Bu nedenle çocukların büyüme ve gelişmeleri yakından izlenmelidir. Sağlıklı bir çocuğun büyümesinde duraklama önemli bir hastalığın belirtisi olabilir. Büyümenin izlenmesinin amacı malnütrüsyonun saptanması değil önlenmesinin sağlanmasıdır.

Çocukların boy ve kiloları düzenli aralıklarla ölçülmeli ve zamanında önlem alınarak beslenme sorunları azaltılmalıdır. Hayatın ilk bir kaç yılı sağlıklı bir yaşamın temellerinin atıldığı son derece önemli bir dönemdir. Bu dönemde çocuğun sağlıklı olabilmesi için bazı biyolojik ve psikososyal gereksinimlerinin karşılanması gerekir. Anne sütünde bebeğin gerek duyduğu besin maddeleri uygun miktar ve kalitede bulunur. Ayrıca enfeksiyonlara karşı koruyucu özellikleri ile tek fizyolojik besindir. Bebeğin gereksinimlerini 4-6 ayda tek başına karşılar. Bu yaştan sonra uygun ek besin ilavisi, onun yaşamına malnütrüsyon ve enfeksiyon tehlikesinden uzak sağlıklı bir başlangıç yapmasını sağlar.

İlk 6 ayda anne, sütünün yetmediği durumlarda çocuğun kaşıkla beslenmesi uygun olur. Çocuk biberona alışırsa anne memesini emmeyi bırakır ve bir daha almaz. O halde karışık beslenme biberonla değil kaşıkla yapılmalıdır. Bu hem temizlik hem de anne sütünün devamı için çok önemlidir. 

Anne sütü aldığı sürece ek besinler kaşıkla verilmelidir. Kullanılan bardak, kaşık, tabak vb. çok temiz olmalıdır. Taze sebzeler ve meyveler iyice yıkandıktan ve pişirildikten sonra günlük olarak verilmelidir. Ek besinlere az miktarda ve teker teker başlanmalı, miktarı hergün biraz daha arttırılmalıdır. Bebek bi ek besine alıştıktan sonra diğerine geçilmelidir. Anne sütünden ek besinlere geçiş çok önemli bir adımdır. Eğer doğru ve yeterli şekilde uygulanırsa çocukların gelişimi hızlı bir şekilde devam eder. Bu dönem çocukların özellikle ishal ve enfeksiyon hastalıklarına yakalanma riskinin de fazla olduğu bir dönemdir. O nedenle verilen besinlere dikkat edilmeli, hijyen kurallarına özenle uyulmalı ve anneler bu konuda eğitilmelidir. Çok sıcak havalarda yeni bir besin denenmemelidir.

6-12 aylık çocukların beslenmesinde, elma ve şeftali suyu ve püresi, pirinç unu ile hazırlanmış muhallebi, sebze çorbası ve yoğurtlu çorbalar ilk başlanacak ek besinlerdir. Bunları izleyerek diyete yumurta, mercimek, etler eklenir. Sebze yemekleri taze olarak pişirilir, içine pirinç ve yağ eklenerek, tat ve kalori yönünden zenginleştirilir. Çocuğa verilecek yemeklere bir yaşına gelinceye kadar tuz ve baharat katılmaz.

Önerilecek ek besinlerin seçiminde ailenin ekonomik gücü ve yemek alışkanlıkları da dikkate alınır. Örneğin; bahçesi elma dolu bir aileye çocuğuna vermesi için muz tavsiye edilmez.

Ek besinler yüksek enerji içeren sindirimi kolay, az posa bırakan, püre kıvamında, kolay hazırlanabilen ve baharatsız yiyecekler olmalıdır. Bir yaşına doğru çocuk, aile bireyleri ile sofraya oturmaya başlar. Çocuklara mümkün olduğu kadar erken dönemde kendi kendine çatal, kaşık kullanarak yemek yeme becerisi ve alışkanlığı kazandırılmalıdır. Hastalık ve iyileşme dönemlerinde besin gereksinimleri artan çocuklara enerjiden zengin besinler, azar azar ve sık sık verilmelidir.

</description>
<link>http://www.beslenme.gen.tr/Cocuklarda_beslenme/Cocuklarda_beslenmenin_onemi.html</link>
</item>

<item>
<title>Otizm nedir</title>
<category>Saglik</category>
<description>Otizm üç yaşından önce başlayan ve ömür boyu süren, sosyal etkileşime ve iletişime zarar veren, sınırlı ve tekrarlanan davranışlara yol açan beynin gelişimini engelleyen bir rahatsızlıktır. 

lt;img src=quot;images/otizm.gifquot; alt=quot;otizmquot; /gt;

Bu belirtiler otizmi, Asperger sendromu gibi daha hafif seyreden otistik spektrum bozukluğundan (OSB) ayırır. Otizm kalıtımsal kökenlidir ancak kalıtsallığı oldukça karmaşıktır ve OSBamp;#8217;nin kökeninin çoklu gen etkileşimlerinden mi yoksa ender görülen mutasyonlardan mı kaynaklandığı çok açık değildir. Nadir vakalarda, doğum sakatlıklarına neden olan etmenlerle yakından bağlantılıdır. Diğer görüşlere göre ise çocuklukta yapılan aşılar gibi nedenler tartışmalıdır ve aşı kökenli varsayımların ikna edici bilimsel kanıtları yoktur. Yakın dönem araştırmaları otizmin prevalansını 1.000 kişiye bir ya da iki vaka olarak tahmin eder, aynı araştırmalardaki tahminlere göre OSB yaklaşık 1.000 kişide altı vakadır ve erkeklerde rastlanma oranı kadınlara göre 4,3 kat daha fazladır. Otizm vakalarının sayısı 1980amp;#8217;lerden beri oldukça fazla oranda artmıştır. Bunun nedeni kısmen tanı koyma yöntemlerindeki değişikliklerdir; gerçek prevalansın artıp artmadığı anlaşılamamıştır.

Otizm beynin birçok kısmını etkiler ama bu etkinin nasıl geliştiği çok iyi anlaşılamamıştır. Ebeveynler genellikle çocuklarının yaşamının ilk iki yılında belirtileri fark eder. Erken davranışsal ya da kavrayışsal müdahaleler çocukların kendine bakabilme yetisi ile sosyal ve iletişimsel yetiler kazanmasına yardımcı olabilir. Otizmin çaresi yoktur. Otistik çocukların çok azı erişkin olduktan sonra bağımsız yaşamakta, bunlardan bir kısmı bunda başarılı olabilmektedir. Bazılarının otizme bir çare aradığı, diğerlerinin de otizmin bir bozukluktan çok bir durum olduğuna inandığı bir otistik kültür ortaya çıkmıştır.

Otizm nedenleri : Otizm kalıtımsal kökenlidir ancak kalıtsallığı oldukça karmaşıktır ve OSBamp;#8217;nin kökeninin çoklu gen etkileşimlerinden mi yoksa ender görülen mutasyonlardan mı kaynaklandığı çok açık değildir. İkizler üzerine yapılan araştırmalar, ortak çevre koşulları ve başka genetik ya da tıbbi sendromlar olmadığı varsayıldığında, otizm riskinin %90amp;#8217;ınından fazlasını kalıtsallığın açıkladığını gösterir. Tipik olarak, otizm Mendel (tek gen) mutasyonu, ya da Angelman sendromu veya frajil X sendromu gibi tek kromozom anomalileri ile izlenemez ve OSB ile bağlantılı genetik sendromların yalnızca OSBamp;#8217;ye yol açtığı da gösterilememiştir. Çeşitli genlerde olan mutasyonlar arasında ya da çevre ile mutasyona uğramış genler arasında önemli etkileşimler bulunabilir. Çeşitli genler bunlara aday olarak saptanmıştır ancak her birinin etkisi kendi başına çok küçüktür. Ailelerinde başka otistik olmayan otistik bireylerin çoğu, gen kopya sayısı varyantlarından (Mayoz bölünme sırasında kendiliğinden oluşan delesyon ya da duplikasyonlar) kaynaklanmış olabilir. Dolayısıyla, otizmin önemli bir miktarının kalıtsal olması mümkündür ama kalıtımla geçmemiştir; yani ebeveyn genomunda otizme neden olan mutasyonlar bulunmamaktadır. 

Doğum kusurlarına yol açan faktörler olan ve otizm riski ile bağlantılı tüm teratojenlerin, gebe kalındıktan sonraki ilk sekiz hafta içinde etkilerinin görüldüğü bildirilmiştir. Bu sonuç, otizmin daha sonra başlama ihtimalini dışarıda tutmasa da otizmin gelişimin çok erken döneminde ortaya çıktığına dair çok güçlü bir kanıttır. Çevresel nedenler ile ilgili kanıtlar bilimsel olarak bulunmasa da detaylı araştırmalar yapılmaktadır.Otizmin oluşmasına ya da kötüleşmesine neden olduğu ileri sürülen çevresel faktörler arasında bazı besinler, bulaşıcı hastalıklar, ağır metaller, solventler, Dizel egzoz gazı, PCBler, plastik ürünlerde kullanılan ftalatlar ve fenoller, pestisitler, bromine alev geciktiriciler, alkol, sigara içme, yasadışı uyuşturucular, ve aşılar bulunur. Ebeveynler çocuklarındaki otistik belirtilerin ilk olarak rutin aşılanma sırasında farkına varsa da MMR aşısı (kızamık, kızamıkçık, kabakulak aşısı) ve otizm arasında nedensel bağ bulunmadığını gösteren çok sayıda bilimsel kanıt bulunmaktadır.</description>
<link>http://www.beslenme.gen.tr/Saglik/Otizm_nedir.html</link>
</item>

<item>
<title>Beslenme piramidi</title>
<category>Beslenme</category>
<description>Beslenme piramidi 5 ana besin grubunu içerir. Piramit en altta yer alan ve sıklıkla tüketilmesi gereken karbonhidratlarla başlar ve daha az tüketilmesi gereken gıdalara doğru gider. Bu besin grupları karbonhidratlar, mineraller, proteinler, yağ ve şekerdir.Beslenme piramidi gıdaların doğru seçimi için rehberiniz olmalıdır.

lt;img src=quot;images/beslenme-piramidi.gifquot; alt=quot;beslenme piramidiquot; /gt;

Karbonhidratlar:Alt grupta yer alan ve sıklıkla tüketilmesi gereken gıdalardır. Karbonhidratlar pirinç, bulgur, makarna gibi tahıllardır.
 
Mineraller: Beslenme rejiminde bulunması gereken unsurlardan önemli bir grup da madenlerdir. Canlı varlıkların can taşıdıkları için kainat deposundan ödünç aldıkları maddeler arasında madenler de vardır. Soydum, potasyum, kalsiyum, demir, çinko, magnezyum gibi madenlerin şimdilik adlarını vermekle yetinelim. Sodyumun önemini bilmeyen yoktur. Sodyum klorür (sofra tuzu) büyük önem taşıdığından, yemeklere katılmış ve insan beslenmesinin önemli katkı maddesi olmuştur. Tuzuz kalan hayvanların ahır duvarlarını yaladıkları söylenir. Vücudun suyla birlikte %96'sını organik maddeler (karbonhidrat, yağ, protein) oluşturur. Geriye kalan kısım, inorganik (gayri uzvi, anorganik maddeler olan madenlerdir. Anorganik maddelerin diğer bir adı da kül elementleridir.Bir kemiği ateşte yakarsak kemiğin su kısmı uçar, hücre proteinleri, destek dokusu, periost yanar. Geriye kalan külde kalsiyum ve fosfor başta olmak üzere madenler bulunur. Şimdiki bilgililerimize göre, insan organizmasının 14 madene ihtiyacı vardır. Kalsiyum, fosfor, sodyum, klor, potasyum, magnezyum, kükürt gibi madenler organizmada diğerlerine oranla daha fazla bulunur. Bu madenler dışında organizmanın ağırlığının on binde beşinin (% 05) daha altında bulunan madenler de vardır. Bu madenlere eser elementler denir. Bunlar demir, iyod, manganez, bakır, çinko, kobalt ve fluor'dur. Organizmada fazla bulunan ilk gruba makro mineraller adı verilir. (makro = büyük ). Saydığımız 14 elemen dışında selenium, molibden, krom da insan beslenmesinde önemli olsa gerektir.
Madenler (mineraller) vücudun kemik ve dişler gibi sert dokularında destek oldukları gibi, yumuşak dokuların da bileşimine girerler. Bazı hormonların bileşiminde madenler vardır. Tiroksin adı verilen tiroid hormonunun bileşiminde iyod bulunması gibi. Organizmada canlılığın sürüp gitmesi için asit baz dengesinin düzenli olması gerekir. Madenlerin asit baz dengesinde de önemli rolleri vardır. Su dengesinde, sinirler iletinin (nakliyat) sağlanmasında, enzim adı verilen mayaların aktif hala gelmesinde yine madenler rol oynar. Sağlıklı yaşam için gereklidir. Mineraller (kalsiyum, bakır, iyot, demir, çinko vb.) sebze    ve meyvelerde bulunur, hücre korunması ve sağlıklı diş, kemik, cilt yapısı için önemlidir. Mineraller   ayrıca kalp ritmi, kan basıncı, vücuttaki sıvı dengesi gibi daha birçok düzenleyici fonksiyonlarda rol oynar.

Proteinler: Vücut fonksiyonlarının sürüp gitmesi, canlıların üreyip çoğalması, vücut yapıtaşlarının sağlanması proteinlere bağlıdır. Protein eksikliği, yalnız enerji eksikliği demek değildir. Eneri yalnızca karbonhidratla hesaplanıp sağlanır. Protein ihmal edilirse, yine beslenme hastalıkları ortaya çıkar. Proteinler, karbon, hidrojen ve oksijenin yanı sıra azot da içeren maddelerdir. Karbonhidrat ve yağlar ise, karbon, oksijen ve hidrojen içerirler. Azot ihtiva etmek, proteinlerin ayırıcı özelliğidir. 
Protein molekülü diğer besin maddelerinden daha ağırdır. Büyük molekül yapısında olan proteinler, vücuttaki zarlardan kolay kolay geçemezler. Hücre içi sıvısında, kanda, vb. kalır ve bu sıvıların yoğunluğunu sağlarlar. Hücre içi sıvısında, damar içindeki kanda proteinlerin bulunması, dış ortama su kaçmasının önlenmesi demektir. Vücutta protein azalırsa, sıvı gücünü önleyen bir madde azalmış olacağından quot;açlık ödemleriquot; yani proteinsizliğe bağlı vücut şişmeleri ortaya çıkar. Çünkü vücut suyu hücre içinden veya damar içinden dış ortama, hücreler arasına kaymaya başlar. Proteinlerin temel taşı amino asitlerdir. Amino asitlerin birbirine bağlanması proteinleri oluşturur. Herhangi bir amino asiti insan vücudu kendisi sentez edemiyorsa, bu amino asitin beslenme şeklinde dış ortamdan sağlanması gereklidir. Erişkin bir insan için besinlerde 9 amino asitin bulunması gerekir.

Bu amino asitlere esansiyel amino asitler adı verilir. Hisitidin, metionin, fenilalainin, lösin, treonin, valin, lizin, izolösin, triptofan olmak üzere 9 amino asidin dışardan alınması gerekir. Bunlara yarı esansiyel olan sistin ve tirozin'ide katarsak, on bir amino asidin besin rejiminde bulunması şarttır. Bu konu proteinlerin kalitesi konusunu anlamamıza yardımcı olur. Eğer amono asitler arasında gereksinme bakımından bu farklılık olmasaydı, hayvansal proteinlerle bitkisel proteinleri birbirine tamamen eşit sayabilecektik. Bitkisel proteinlerin tam anlamıyla yeterli sayılmama sebebi, hayvansal protein almakla, esansiyel amono asit ihtiyacının daha iyi karşılanabilmesidir.Vücudun en etkili kalori yakıcı bölümü olan kas dokusunu güçlendirmek açısından çok önemlidir. Protein ette, süt ürünlerinde ve daha az olarak hububat  ürünlerinde bulunmaktadır.

Yağ-şeker:  Karbonhidratlardan sonra önemli enerji kaynağı olarak yağlar gelir. Aslında yağlar karbonhidratlardan daha çok enerji sağlarlar. Karbonhidratlardan sonra gelirler dememizdeki sebebi, gıda rejiminde karbonhidratların biraz daha fazla yer tutmasıdır. Öbür türlü söylersek, yağlar beslenme rejiminde karbonhidratlardan ağırlıkça daha az yer tutarlar. Buna rağmen, bir gram yağın verdiği enerji, bir gram karbonhidratın verdiği enerjiden çok olduğundan, yağlardan alınan günlük enerji, karbonhidratlardan alınan enerji miktarına çok yakındır. Karbonhidratlardan söz ederken, vücut çatısında önemleri yoktur demiştik. Yağlar ise, yedek enerji kaynağı ve hücre içi yağı olarak vücutta depolanmış halde bulunurlar. Hem depolanmış enerji kaynağı olur, hem de dokular arası boşluklarda bir tür destek görevi yapabilirler. Yağların beslenme rejiminde bulunmaları, yalnız enerji kaynağı sağlamaları yönünden önemli olmayıp, yağda eriyen vitaminlerin vücuda girebilmeleri açısından da gereklidir. Suda eriyen vitaminler, su ve besinlerle bağırsaktan emildikleri halde, suda erimeyen ancak yağda eriyen vitaminler, yağ hazmı olmazsa, bağırsaktan kana geçemezler.

Karbonhidratların bitkiler tarafından sentez edildiklerini söylemiştik. Yağlar da bitkisel veya hayvansal olurlar. Ayçiçeği yağı, zeytin yağı, soya yağı, bitkisel yağlara örnektir. Sütten elde edilen yağlar, içyağı, balıkyağı ya da hayvansal yağlar örnek verilebilir. Yağ grubuna, mesela yumurta sarısında bol miktarda bulunan kolesterol, lesitin gibi maddeler de girer. Bir marul yaprağı da, zeytin de bitkisel besindir. Marul veya salatalık yaprağında sadece karbonhidrat ve selüloz bulunduğu halde, zeytinde karbonhidrat da yağ da vardır. Soya fasulyesinde ise hem karbonhidrat hem yağ, hem protein bulunur. Demek ki bitkiler sadece karbonhidrat kaynağıdır şeklinde yanlış bir kanıya sahip olmamak gerekir. Bitkisel karbonhidrat, yağ ve protein kaynağı olabilirler. Et, protein ve yağ kaynağıdır. Süt ise hem yağ, hem protein, hem de süt şekeri (laktoz) kaynağıdır. Bu sebeple insan ve hayvanların yavruları, tek taraflı ve dengesiz beslenme tehlikesi olmadan sütle beslenebilir. Yağ ve şeker, çok az tüketilmesi gereken gıdalardır fakat A, D, E ve K vitaminleri gibi vücudumuz için önemli vitaminleri taşıma görevi yaptıklarından dolayı sağlığımız için yenilmesi de çok önemlidir. Sıvı ve katı yağlar, şeker ve tatlılar bu grupta yer alır.

Yemek yeme alışkanlığımız zihinsel ve bedensel faaliyetlerimizi etkileyen unsurlardan biridir. Sağlıksız beslenme düşünme ve kavrama yeteneğinin azalmasına ve hafıza kayıplarına neden olur. Günde 8 saat uyuduğunuz halde kendinizi yorgun hissediyor, bedensel, zihinsel faaliyetlerinizde çabuk yoruluyor, hafıza ve düşüncenizde azalma görüyorsanız mutlaka yemek yeme alışkanlığınızı gözden geçirin.
</description>
<link>http://www.beslenme.gen.tr/Beslenme/Beslenme_piramidi.html</link>
</item>

<item>
<title>Besin grupları</title>
<category>Cocuklarda_beslenme</category>
<description>Protein : Yüksek değeri olan hayvansal proteinler ve daha düşük değerli soya proteinine göre gereksinim farklıdır. Yüksek biyolojik değeri olan protein için minumum gereksinim 1.8 g/100 kcal'dir. Düşük değeri olan soya proteini kullanırsa gereksinim artar. Anne sütünde biraz daha az protein bulunur. Ancak bu miktar zamanında doğmuş ve normal gelişimde olan bebekler için yeterlidir. Proteinin, fazla alınması böbreğin gereksiz yere çalışmasıdır. Ayrıca bu durum böbreğin gereksiz nitrojeni atma yeteğini zorlayabilir. Protein eksikliğinde ise kwashiorkor hastalığı ortaya çıkar.

lt;img src=quot;images/anne-sutu-ana-anne-sut.jpgquot; alt=quot;anne sütü besin gruplarıquot; /gt;


Yağlar : Kalorilerin büyük bir kısmı yağlarda sağlanır. Yağlar için minumum 3.3 g/100 kcal, maksimum ise 6.0g/100 kcal'dir. Yağ gerek esansiyel yağ asitleri, gerekse yağda eriyen vitaminlerin alımı için bir araç olarak gereklidir. A-D-E-K vitaminleri yağda eridikleri için bu yolla alınırlar. D vitamini eksikliği raşitizm'in oluşmasına neden olmaktadır.

Karbonhidratlar : Kan glikoz seviyesini korumak ve ketosisi önlemek için karbonhidratlara gerek vardır. İnsan ve inek sütündeki karbonhidrat laktozdur. Diğer bazı besinlere sakkaroz, glikoz, früktoz gibi karbonhidratlar da alınmaktadır.

Vitaminler : Bütün organizmaların büyüyüp gelişmesi için gerekli karbonlu bileşikleri belirten terime vitamin denir. Vitaminler kimyasal ve yapısal benzerlik göstermeyen çok farklı maddeleri kapsar. Organizmada gerçekleşen kimyasal tepkimelerde koenzim işlevi göürler. Yeşil bitkilerin ve mikroorganizmaların çoğunun kendi vitaminleri besinlerle almaları gerekir. Vitaminler genel olarak iki grupta toplanır.

Bunlar ; 

- B kopmlek vitaminleri ve C vitamini gibi suda eriyen diğer bazı vitaminler.

- A, D, E, K vitaminleri gibi yağda çözülen vitaminlerdir.

Herhangi bir vitamin yeterince alınmazsa vitamin eksikliği yani (avitaminozu) hastalıklarına, aşırı vitamin alınmasında fazlalığı hastalıklara neden olur. Vitaminlerin her birinin vücut çalışmasında ayrı bir görevi vardır. Yetersiz ve dengesiz beslenme sonucu çeşitli hastalıklar ortaya çıkar.

Mineraller : Kemiklerin oluşumu, korunması ve sağlamlığı için kullanılmaları nedeniyle en yüksek değerlerde ihtiyaç duyulan minerallar kalsiyum ve fosfordur. Demir için önerilen miktar, öncekilerden çok daha azdır. Anne sütünün demir içeriği önerilen miktara yakındır. Kalsiyum ve fosforu içeren besinler yeterli miktarda alınmazsa kemiklerde çözülme ve yumuşama başlar. ( Osteomalasia ve osteoporoz )

Elektrolitler : Büyüme ve gelişme için elektrolitlere duyulan ihtiyacın düşük olmasına rağmen, soydum, potasyum ve klorör diğerlerinden ayrı olarak ele alınmaktadır. Önerilen elektrolit miktarlarını açıklayacak olursak, Bunlar ; 

Sodyum minumum 20 mg /100 kcal maksimum 60 mg / 100 kcal arası, potasyum minumum 80 maksimum 200, klorür ise minumum 55 maksimum 150 mg /100 kcal olmalıdır.

Bu elektrolitlerin, minumum değerlerde alınmalarının normal bebek beslenmesinde hiç bir önemi yoktur. Ancak maksimum miktarlarda fazlası kullanıldığında, önemli toksik durumlar meydana gelebilir. ( ödem, hipertansiyon vb )

Anne sütünün içeriği (D) vitamini dışında, önerilen minumum ihtiyaçları karşılamaktadır. D vitaminin eksikliği nedeniyle oluşan raşitizm, sadece bebeğin yöresel gelenekler nedeniyle güneş ışığı ya da gün ışığına çıkarılmaması veya kış aylarında havanın aşırı bulutlu olması nedeniyle görülür. Güneşi bol olan ülkelerde yapılan araştırmalarda, anne sütü ile beslenen bebeklerde (D) vitamini takviyesi yapılmadığı halde raşitizme rastlanmadığı açıklanmıştır.

0-6 aylarda bebeklerin yeterli ve dengeli beslenmesi ve sağlıklı büyüme ve gelişmesi için ideal besin anne sütüdür. Hiç bir beslenme anne sütü kadar sağlıklı ve iyi büyüme sağlayamaz. Ayrıca anne sütü doğrudan bebeğin ağzına verildiği için içeriği değişmez ve sabit kalır. Bebek aldığı miktar, bebeğin emme gücü ve memedeki sür oranına göre değişir.

</description>
<link>http://www.beslenme.gen.tr/Cocuklarda_beslenme/Besin_gruplari.html</link>
</item>

<item>
<title>Çocuklarda büyüme ve gelişme</title>
<category>Cocuklarda_beslenme</category>
<description>Çocuklar sağlıklı büyüme ve gelişme amacı ile beslenirler. Büyüme ve gelişme insan yavrusunun döllenmiş ilk hücre (zigot) oluşumundan yetişkinliğe doğru dinamik bir değişim sürecidir. Büyüme ve gelişme, fiziksel ve zihinsel değişim süreçlerini kapsar. Bu süreçte çocuğun beden ölçüleri artarken, hücrelerinin yapılması ve işlevleri, motor gelişim ve bilinçsel yetenekleri, duygusal ve sosyal davranışarı olgunlaşır.

Büyüme ve gelişme genetik, beslenme, sosyal ve kültürel koşulların etkisinde gelişen bir süreçtir. Bu etmenler embriyodan başlayarak yetişkinlik dönemine kadar büyüme ve gelişmeyi etkiler. Genetik, beslenme, sosyal ve kültürel koşulların etkisi nedeniyle, çocuklar arasındaki büyüme ve gelişme farklılıkları oluşur.

lt;img src=quot;images/bebek.jpgquot; alt=quot;çocuk, bebekquot; /gt;

Büyümeyi değerlendirmek için en çok kullanılan ölçütler, yaşa göre ağırlık, boy uzunluğu, göğüs, kol ve baş çevresinin ölçülmesi, doğum ağrılığı, dişlerin çıkması, boya göre ağırlık durumudur.

Sağlıklı büyüme gelişmelere örnek vericek olursak ;

Ağırlık : Çocuk ilk 15 günde doğum ağırlığının %10'unu kaybeder. Fakat ilk üç ayda 600-1000 gram, 4-12 aylık dönemde ise ayda 500-700 gram ağırlık kazanarak, 6 ayda doğum ağırlığının iki katına 12 ayda üç katına çıkar.

Beslenme yetersizliği olan çocuklarda kilo kaybı ile başlayan, marasmus gibi büyümeyi engelleyen hastalıklar gözlenebilir. Ayrıca fazla beslenmede obozite dengesiz beslenmede ise kwashiorkor gözlemlenebilir.

Boy : Normal bir bebeğin doğum boyu 48-52 cm arasında değişmektedir. 0-3 ay içinde ortalama 2 ila 4 cm 12 aylık dönemde ayda 1,5 - 3 cm uzar. Bir yaşından sonra iki ayda bir 2-3 cm uzayarak 2 yaşında 82-83 cm ulaşır.

Çocuklarda büyümenin bir göstergesi olan boy uzaması ile ilgili nedenlerin arasında beslenme yetersizliği gelmektedir. Daha sonra kalıtım, enfeksiyon hastalıkları, kronik hastalıklar ( kalp, böbrek, kemik ve kan hastalıkları ) ilgilisizlik sayılabilir.

Dişler : Süt dişleri sağlıklı bebeklerde 5-9'cu aylarda çıkmaya başlar. İleri yaşlarda süt dişlerinin değişimide çıkış sırasına göre olur. 2,5-3 yaş arasında 4 azı dişi çıkar ve böylece çocuğun 20 süt dişi tamamlanmış olur. Dişlerin çıkarılması tek başına bir büyüme belirtisi olarak kabul edilmeyebilir. Gecikme nedenleri arasında dengesiz beslenme ( Ca+D vitamin eksikliği), kalıtsallık, çene kemiğini yapısı vb. nedenler söylenebilir.

Baş çevresi yeni doğan bir bebeğin baş çevresi doğumda 34-35 cm olmalıdır. Normal gelişme gösteren 6 aylık bir bebekte bu değer 44 cm, 1 yaşında 46-47'cm'ye ulaşır. Bu değerlerin altında veya üstünde olması bazı gelişim ve büyüme belirtisi bozuklarının sebepi olabilir. Bu çocuklarda bıngıldak ya erken ya geç olarak kapanır. Göğüs çevresi yenidoğan bebeklerin göğüs çevresi doğumda baş çevresinden yaklaşık olarak 1,5-2 cm küçüktür. Normal bir gelişimde bir yaşında baş ve göğüs çevresi eşlenir. Bir yaşından sonra göğüs, kafa çevresini geçer. Karın çevresi açlık ve tokluğa göre değişmesine rağmen genellikle bir yaşın altındaki bebekler göğüs çevresi ile eşitlenir.

Zamanında doğan bebeklerin ancak birkaç gün için yeterli yağ depoları vardır. Yaşamın ikinci üçüncü günü yiyecek maddelerinden alınacak kalori gerekmektedir. Yaşamın ilk yılı boyunca ortalama kalori ihtiyacı günde yaklaşık 100-110 kcal/kg'dir. İlk 4 ay içinde, bu kalorinin yaklaşık üçte biri, büyüme için kullanılır. Genellikle bu sürede bebeğin tartısı iki misline çıkar. Bebek fiziksel açıdan daha aktif hale gelir. Bebeğin kilosu genellikle bir yaşında doğum kilosunun üç katına ulaşır. Enerji kullanımı büyümeden aktiveteye aktırıldığı bu durum yaşamın ilk yılı boyunca her vücut ağırlığı ünitesine düşen kalori ihtiyaçlarının değişmezliğini açıklamaktadır. Bebekler kalori ihtiyacı bakımından farklılık gösterirlerse de, günde 80 kcal/kg'dan az alınması genellikle yetersiz, günde 120 kcal/kg'dan fazla alınması halinde ise fazla beslenmeden söz edilir. Gebelik süresi normal (40 hafta) fakat kilosu 2800 kg dan az olan düşük doğum ağırlıklı bebekle, hasta vey malnütrüsyonlu bebeğin kalori ihtiyacı, zamanında, doğan bebeğin kaloi ihtiycından daha fazladır. Süt çocuğunun beslenmesinde yaşına göre gerekli kaloriyi çeşitli besinlerden alması gerekir.

Tek taraflı bir beslenmede ise büyüme göstergeleinde değişimler gözlenmeye başlar ve bazı hastalıklar ortaya çıkar. Bunlar marasmus, kwashiorkor, anemi, obezite, raşitizm, görme bozuklukları bunlardan bazılarıdır. O nedenle süt çocukları için yeterli kaloriyi oluşturan bir diyet, yağlar karbonhidratlar, proteinler, minerallar, vitaminlerden oluşmalıdır. Böylece yeterli ve aynı zamanda dengeli beslenme sağlanmış olur.

</description>
<link>http://www.beslenme.gen.tr/Cocuklarda_beslenme/Cocuklarda_buyume_ve_gelisme.html</link>
</item>

<item>
<title>Süt çocuğunun beslenmesi</title>
<category>Cocuklarda_beslenme</category>
<description>Sağlıklı ve normal bir yaşam, doğumdan başlayarak dengeli ve yeterli beslenme ile sağlanmaktadır. En ideal besin anne sütüdür. Yeterli ve uzun süreli anne sütü sağlamak amacıyla emzirme işlemine doğumla birlikte başlanmalıdır. Anne sütü 4 - 6 ay hiçbir ek gıda kullanmadan tek başına yeterli olabilmektedir.

lt;img src=quot;images/bebek.jpgquot; alt=quot;bebekquot; /gt;

Süt çocuğunun yeterli ve dengeli beslenmesinin önemi nedir ?

Süt çocuğu çağı ( yaşamın ilk yılı ) onu izleyen herhangi bir yıldan çok daha fazla, çabuk büyüme ve gelişme yılıdır. Bedence büyüme ve sinir sisteminin gelişmesi yeterli kalori ve gerekli besinlerin alınmasına dayanmaktadır. Yeterli bir beslenme çocuğun büyümesini sağlar, ancak gelişimi için sevgi dolu ve uyarıcı bir çevre gereklidir. Bir yaşam boyu sürecek yeme alışkanlıkları bu dönemde başlar. Beslenme uygulamalarının başlıca amacı kalori alımlarının ihtiyaca göre ayarlanması ve her grup yiyeceklerden zevk alarak yenilmesinin sağlanmasıdır. Süt çocuğunun yeterli ve dengeli beslenmesi, tüm besin öğelerini içeren besinlerin her birinden yeterli enerjiyi sağlayabilecek miktarda verilmesi ile sağlanır.

Çocukların besin gereksinimleri yetişkinlere göre bazı yönlerden farklıdır ;

Bunlar : Çocukların büyüklere göre enerji harcaması, oldukça fazladır. Çünkü büyüme sürecinde önemli miktarda enerji gereklidir. Süt çocuklarının vücutlarında yeni dokuların yapılması nedeniyle protein, mineral ve vitaminlere gereksinim fazladır. Çocuklar kendi kendilerine yemeyi henüz öğrenmemiş olduklarından, beslenmeleri için hazırlanacak diyetler belirli besin öğelerini içermeli ve uygun şekilde hazırlanmalıdır.

</description>
<link>http://www.beslenme.gen.tr/Cocuklarda_beslenme/Sut_cocugunun_beslenmesi.html</link>
</item>

<item>
<title>Gebelikte beslenme yanlışları</title>
<category>Beslenme</category>
<description>Gebelik ve loğusallık döneminde yapılan yanlış geleneksel davranışlar hem anneyi, hem bebeği etkilemekte ve istenmeyen sonuçların doğmasına neden olmaktadır. Gebelikte ve emziklilikte gözlenen bu davranışlardan bazıları şöyle sıralanabilir.

lt;img src=quot;images/gebelikte-beslenmek.jpgquot; alt=quot;gebelik beslenmequot; /gt;

Gebeliğin ikinci haftası ile sekizinci haftası arası kadının beslenmesinde güçlükler olabilir. quot;Aşermequot; denen bu dönemde iştah azalması, kusma, öğürme gebe kadının yeterince besin almasını engeller. Bu durum doğaldır, ancak halk arasında aşermesi olan kadın zorla yemeli ve gayret göstermeli inancı, kusan kadının zorlanmasına neden olmakta bu durum onu daha da çok kusturmaktadır. Anneye şiddetle reddettiği yiyecekleri yedirmek için baskı yapılmamalıdır. Kendisi için gerekli olan yiyecekleri, sevdiği hoşlandığı şekilde hazırlayıp, pişirerek yemesine özen ve dikkat gösterilmelidir.

Gebelikte yenen balık, ciğer gibi bazı yiyecekler bebekte leke yapar inancında olan kadınlar vardır. Bu söylentiler doğru değildir. Balık, akciğer, gebe kadın için en iyi besinlerdir. Kadın seviyorsa istediği kadar yiyebilir. Ancak quot;nasıl olsa ölecek, ziyan olmasınquot; diye kesilen hayvan etleri, hele de sakatatları kesinlikle yenmemelidir. Hasta hayvandan insanlara hastalık geçer. Yetişkinler belki bundan etkilenmez, fakat ana rahmindeki yavru etkilenir.

Yine bazı yörelerimizde uterusta gelişen bebeğin çirkin olacağı düşüncesi ile iri hayvan eti, kelle, balık ve muşmula meyvesi yedirilmez. Oysa, etler gebelik gelişmesinde enerji, protein ve vitaminleri içermesi bakımından, muşmulada enerji ve vitamin açısından gerekli besinlerdir.

Bazı yörelerimizde de gebe kadınların, doğuracakları bebeklerinin gamzeli ve parlak bir yüzü olsun diye ayva ve erikten bol bol yemeleri beklenir. Besleyici değeri çok az hatta hiç olmayan bu meyvalardan bolca yiyerek tokluk hissi duyan gebeler diğer gerekli gıdaları alamamaktadırlar. Geleneklere göre; gebelikte vücut gelişimi nedeniyle pek fazla dışarı çıkılmaz. Çıkıldığı zamanda belli olmasın diye kapalı giyisi tercih edilir. Bu durum güneş ışınlarının cilde deymesini engellediği için D vitamini yapımı azalır. D vitamini bakımından zengin olan balık yağı, balık ve karaciğer, yumurta sarısı ve pastorize süt ülkemizde az tüketilen hatta hemen hemen hiç tüketilmeyen besinlerdir. Bu nedenle de (D) vitamini yeterli miktarda alınamaz. Yine geleneksel kültürde bunun doğal olduğu kabul edilerek quot; her gebelik bir dişi götürürquot; anlayışı hakimdir. Özellikle kırsal kesimde 40 yaşına girmemiş, 6-7 çocuk doğurmuş ama dişleri yok, beli bükülmüş kadınlarımız bulunmaktadır.

Çünkü bu kadınlar verdiği sütün karşılığı olan enerjiyi, proteini, mineralleri ve vitaminleri alamamıştır. Halbuki emziren annenin enerji, protein ve kalsiyumdan zengin gıdalarla beslenmesi gerekir. Loğusallık döneminde süt yapar düşüncesi ile emzikli annelerin bol şekerli ve karbonhidratlı gıdaları yemeleri istenir. Loğusallıkta kilo vermesi beklenen emzikli kısa sürede aşırı kilo alır. Oysa süt yapımında beslenmenin de rolü olmakla birlikte, beyindeki hipofiz ve hipotalamus bezlerinden salgılanan prolaktin ve oksidosin hormonlarının etkisi vardır. Bu hormonların salgılanması içinde bebeğin memeyi emmesi ve beynin uyarılması gerekmektedir.

</description>
<link>http://www.beslenme.gen.tr/Beslenme/Gebelikte_beslenme_yanlislari.html</link>
</item>

<item>
<title>Kuduz nedir</title>
<category>Saglik</category>
<description>Kuduz nedir ve nasıl bulaşır ?
Kuduz sinir sistemini etkileyen ve çoğunlukla kedi ve köpeklerde olan akut bulaşıcı bir hastalıktır. Virüs hasta olan hayvanın tükürüğünde bulunmaktadır ve başka bir hayvanı veya bir insanı ısırdığı takdirde hastalık, ısırdığı hayvan veya insana bulaşmaktadır.

lt;img src=quot;images/kuduzz.jpgquot; alt=quot;kuduzquot; /gt;

Hastalığın oluşma süresi ne kadardır ?
Genellikle iki hafta kadar. Ancak bazı nadir vakalarda kuduz, bir hayvan tarafından ısırıldıktan iki yıl kadar geç bir süre sonra meydana çıkmıştır.

Kuduzun belirtileri neleridir ?
Ateş, sinirlilik, depresyon. Sinirlilik hali kontrolsüz heyecana ve izpazmozlara dönüşür. Tükürük akışı boldur ve boğaz eklemlerinde şiddetli sancılı spazmlar olagelmektedir. Ölüm üç ile beş gün arasında gelir. Boğaz eklemlerindeki spazmlardan su ve yutkunma korkusu gelmektedir. «Hidrofobi = Sudan korku» adı buradan gelmektedir.

Bir insanı ısıran köpeğe veya başka bir hayvana ne yapılmalıdır ?
İki hafta kadar bir süre müşahede altında tutulmalıdır. Eğer bu süre içerisinde hayvan hastalanmaz veya ölmezse, hayvanın hasta olmadığına kanaat getirilir ve sahibine geri verilir. Eğer hayvan hastalanırsa öldürülmemeli fakat ölmesi beklenmelidir. Bu şekilde teşhis daha kolay elde edilmektedir. Hayvana otopsi yapılıp beyni muayene edilince bu hayvanda kuduz olup olmadığı kesin şekilde tespit edilmiş olur.

Kuduz önlenebilir ve kontrol altına alınabilinir mi ?
Evet. Başıboş kedi ve köpekleri imha etmekle, sahibi olan kedi ve köpeklere kuduz aşıları yaptırmakla.

Bir kedi ve köpek ısırığı nasıl tedavi edilmelidir ?
Beş ilâ on dakika süreyle su ve sabunla yıkamak yeterlidir. Eskiden tatbik edilen dağlama usulü günümüzde iyi bir tedavi metodu sayılmamaktadır.

Kuduza karşı tesirli bir aşı var mıdır ve ne zaman kullanılmalıdır ?
Evet. Kuduza karşı ve önleyici gayet tesirli bir aşı vardır. Ancak bazı hallerde zehirleyici yan tesirler icra edebileceğinden çok dikkatli kullanılması gerekmektedir. İnsanı ısıran hayvanda kuduz olduğu bilinmekteyse veya ısıran hayvan kaçmış olup bulunma-maktaysa derhal kuduz aşısı yapılmalıdır. Eğer insanı ısıran köpeğin sağlıklı olduğu tahmin edilmekteyse ve onu müşahede etme imkânları varsa, o zaman bu hayvan on dört gün müşahede altında tutulmalıdır. Eğer bu süre içerisinde hayvanda herhangi bir hastalık arazı görülmezse ısırdığı kişiye aşı yapmak lüzumu kalmayacaktır. Köpek hastalanıp ölürse ışınlan insanın muafiyet metoduna derhal başlanmalıdır. Veterinerler, posta taşıyıcıları, çobanlar, arazide tatbikata çıkacak askerler ve izciler gibi yüksek risk grubuna giren kişilerin bağışıklık kazanmaları için son aylarda yapılan tecrübeler çok başarılı sonuçlar vermiştir. Bunlara bu bağışıklık temini için ördek embriyonundan geliştirilmiş bir önleyici aşı yapılmaktadır.

Isırılmadan sonra birkaç gün açı yapılmadan beklendiği takdirde kuduz sirayeti önlenebilir mi ?
Evet. Isıran hayvana ne olacağı görülünceye kadar kuduz aşısının yapılmasını ertelemekte bir tehlike yoktur.

Bir insan kuduza yakalandığı takdirde sonuç ne olacaktır ?
Kuduz yüzde yüz öldürücü bir hastalıktır ve kuduran bir insanı kurtarmak için belli bir metot mevcut değildir.
</description>
<link>http://www.beslenme.gen.tr/Saglik/Kuduz_nedir.html</link>
</item>

<item>
<title>Tetanos hastalığı</title>
<category>Saglik</category>
<description>Tetanos nedir ve nasıl meydana gelir oluşur ?
Kas kasılmaları ve izpazmozlar meydana getiren akut bir enfeksiyondan ileri gelen bir/hastalıktır. Çene kaslarının kilitlenmesinden bazen bu hastalığa çene kilitlenmesi de denir. Hastalık aşırı soğuk ve aşırı sıcakta yıllarca süreyle yaşayabilen bir basilden ileri gelmektedir. Bu basil hareketsiz «sporlar» meydana getirmekte ve bunlar insan vücuduna girdikten sonra canlanmaktadırlar.

lt;img src=quot;images/igne.jpgquot; alt=quot;iğne, ignequot; /gt;

Tetanos insana nasıl bulaşır ?
Bu mikrop dünyanın her tarafında, özellikle hayvan veya insan dışkılarıyla karışmış topraklarda bulunmaktadır. Yaralar, özellikle delinmiş yaralar, tetanosun gelişmesi için en elverişli yerlerdir. Mikrop beyin ve omuriliğe tesir eden bir zehir geliştirmektedir. Bu zehir kas ve eklem kasılmalarına, izpazmoz hallerine neden olmaktadır.

Tetanosun gelişme süresi ne kadardır ?
Beş ile on gün arası, ama bazı hallerde iki gün ile iki ay arası da sürebilmektedir.

Tetanos teşhisi nasıl konur ?
Yaralanma veya ameliyat hali inceden inceye gözden geçirilir. Yara cerahatlidir ve cerahatin kültürü teste tâbi tutulduğu zaman tetanos mikrobu bulunur. Belirtiler menenjit, kuduz ve başka hastalıklarla benzerlik taşıdığından bunlardan ayırt edilmesi gereklidir.

Tetanos nasıl önlenebilinir ?
Şunların yapılmasiyle:
a. Tetanos toksoid - Yaralanmaları muhtemel olan bahçıvanlar,
çiftçiler, askerler, makinistler, çocuklar ve atletlere bağışıklık
kazanmaları için yapılır.
b. Tetanos antitoksini (TAT) amp;#8212; Pasif bağışıklık temini için. Bir yaralanma olduğu zaman bu kısa bir süre için korunmayı temin edecektir.

Tetanos gelişmişse durum neyi gösterecektir ?
Tedaviye başlamanın çabukluğuna bağlıdır. Çok gençlerde ve çok yaşlılarda ölüm oranı oldukça yüksektir. Ötekilerinde ölüm oranı yüzde 50 ile yüzde 100 arasında değişir. Eğer hasta ilk dokuz ilâ on günü atlatırsa iyileşme şansları artmış demektir.

Tetanos tedavisi nasıl yapılır ?
1. Büyük dozajlarda antibiyotik verilmesi.
2. Büyük dozajlarda tetanos anti-toksini verilmesi.
</description>
<link>http://www.beslenme.gen.tr/Saglik/Tetanos_hastaligi.html</link>
</item>

<item>
<title>Kolera nedir</title>
<category>Saglik</category>
<description>Kolera nedir ?
Genellikle dışkı ile mikroplanmış suların getirdiği ve bağırsakları etkileyen bir hastalıktır.

lt;img src=quot;images/kolera.jpgquot; alt=quot;koleraquot; /gt;

Bu hastalığa nerelerde rastlanılır ?
Çoğunlukla Afrikaamp;#8217;da Asyaamp;#8217;da ve burada da genellikle Hindistan ve Doğu Pakistanamp;#8217;da.

Koleranın belirtileri nedir ?
Ciddî ishaller, pirinç tanesini andıran dışkılar ve bunların peşinden gelen büyük ölçüde su kaybı.

Bu hastalık ne derecede ciddîdir ?
Ölüm oranı % 30 ile 60 arasındadır. Damardan verilen sıvılarla tedavi metotları hastanın iyileşme umutlarını artırmaktadır.

Tedavide işe yarayacak antibiyotikler var mıdır ?
Kloramfenikol, bazı sulfamitler.

Kolerayı en iyi önleme yolları nelerdir ?
1. Bilinilen hastaları sıkı bir karantina altına almak .
2. Kullanılan suların mikroplanmaması için bütün gerekli sıhhî tedbirlerin tatbiki ve genel temizlik işlerine büyük önem verilmesi.
3. Bölgesel veya salgın kolera olan kesimlerden seyahat nedeniyle geçecek bütün kişilerin koleraya karşı aşılanması.
</description>
<link>http://www.beslenme.gen.tr/Saglik/Kolera_nedir.html</link>
</item>

<item>
<title>Halluks valgus</title>
<category>Saglik</category>
<description>Ayak başparmağınızın başladığı yerde (tarak kemiği ile parmağın başlağı eklemde) şişlik, çıkıntı varsa halluks valgusamp;#8217;unuz var demektir. Kadınların neredeyse % 40 ında bu yakınma vardır. Bu hastalıkta %70 oranında genetik bir eğilim vardır. Genetik olarak 1.-2. tarak kemikleri arasındaki açı fazla olduğunda zamanla başparmak diğer parmaklara yaklaşır ve bu keskin açılanma bir çıkıntı olarak görülür. Genetik eğilimliler dışında uzun yıllar topuklu, sivri burunlu ayakkabı giyenlerde de meydana gelebilir. Bu nedenle bu rahatsızlığı olan her 10 hastadan 9 u kadındır.

lt;img src=quot;images/ayak-masaj.jpgquot; alt=quot;ayak masajıquot; /gt;

Ayak masajı sağlığınıza iyi geliyor biliyormuydunuz ?

Dünyaca bilinen ayak masajının ünlü Çinli gruplarından Lıankzı, özel bir şirket aracığıyla artık Türkleri de ayaklarından rahatlatacak ve günün tüm stresini alırken, bazı rahatsızlıkları söyleyecek.

Çinamp;#8217;den Moskova aktarmalı Türkiyeamp;#8217;ye gelen 15 kişilik uzman grup, Atatürk Havalimanı Dış Hatlar Terminaliamp;#8217;nde basın mensuplarının sorularını yanıtladı. Grup üyeleri, ayak masajı ile insanın tüm gün içinde yaşadığı stresi, yorgunluğu üzerinden atmasına yardımcı olurken, kaliteli bir uyku ve bazı bilmediği hastalıkları da ortaya çıkarttığını söyledi. Çinli grubun Türkiyeamp;#8217;ye getirilmesini sağlayan Ayak Masaj Hizmetleri Şirketi basın danışmanı Nurten Kılavuz ise Türkiyeamp;#8217;de hedef kitlelerinin yoğun iş temposu ve stres altında çalışanlar olduklarını ve Maslak Princess Otelamp;#8217;de hizmet vereceklerini kaydetti.

Kılavuz, amp;#8220;Ayak masajının Türkiyeamp;#8217;de profesyonelce yapılmadığını ve yapılan bazı yerlerde de yanlış uygulamalar olduğunu gördük. Yaptığımız araştırmalar sonrasında Çinamp;#8217;de en iyi ve uzman kadroya sahip bir grup bulduk. Artık Türkiyeamp;#8217;de de isteyen, ayak masajı sayesinde bütün yorgunluğundan ve stresinden arınacakamp;#8221; dedi.
Ayak masajını Türkiyeamp;#8217;ye tanıtmak için gelen 15 kişilik Çinli grup, havalimanında marşlarını söyledi. Ayak masaj uzmanlarının marşları ve felsefesi olduğunu, bunun için önemli ve titiz bir eğitim alınması gerektiğini söyleyen masaj uzmanları, kendileri için önemli olan marşları da söylemeyi ihmal etmedi. Bir anda havalimanında ilgi odağı olan Çinli ayak masajı uzmanları, söyledikleri marşlarla herkesin dikkatini üzerlerine topladı. Dinleyiciler, her marşın bitmesi sonrasında ise alkışlamayı ihmal etmedi.
</description>
<link>http://www.beslenme.gen.tr/Saglik/Halluks_valgus.html</link>
</item>
</channel></rss>